4/3/2008 - SAPPHO....ışığın dili

ZİHİN İMPARATORLUKLARI…
‘’DÜNYANIN HARİKASI ÇOK; AMA HİÇ BİRİ İNSAN KADAR HARİKA DEĞİL’’
SAPPHO (Doğumu Yaklaşık İ.Ö.650)
Tarih boyunca kadın,erkeğin başarılarının ardındaki Muse(sanat tanrıçası;ayrıca,esin perisi) olarak görüldü.Yunan mitolojisinin gerçek muse’leriyse zeus’un dokuz kızıyla,Mnemosyne’ydi.Bu üstün enerji(zeus) ile mükemmel bellek’in (Mnemosyne)birleşerek sonsuz yaratıcılık’a ulaşmanın sembolü olarak görülür.Muse’ler edebiyat ve sanat tanrıçalarıydı;her biri belli bir kültür alanıyla ilişkilendirilmişti:Kalliope epik şiir,klio tarih,Erato lirik şiir,Euterpe flüt,Melpomene trajedi,Polymnia kutsal şarkı,Terpsikhore dans,Thalia komedi ve Urania da astronomi Muse’siydi.
KADIN ESİNİ…
Klasik dönemin en önemli kadın şairi olan Sappho,başkalarının dehalarına esin kaynağı olmakla yetinmedi.Kendisi eski yazarlardan esinlenmiş ve etkileyici aşk şiirleri Platon gibi pek çok düşünürün takdirini kazanmıştı.Aralarında kendi adını taşıyan ve daha sonra Romalı şair Horitius’un (İ.Ö.65-8)kullandığı Sappho kıtasının da bulunduğu çeşitli ölçüleri denedi.Sayısız mersiye,ilahi,düğün şarkısı ve dokuz ağıt kitabı yazmış olmasına rağmen,Sappho’nun lirik şiirlerinden günümüze ancak küçük parçalar kalabilmiştir.
EVLİLİK VE TUTKU…
Lesbos adasında doğan sappho daha sonra sicilya’ya yerleşmiş,Kerkolas’la evlenmiş ve Kleis adında bir kızı olmuştur.Kadın dostluğuna büyük önem veren Sappho(Şiirlerinden birinde,şairin genç bir kadına duyduğu tutku ifade edilmektedir),Kadın yardımcılardan oluşan bir grup kurarak,lezbiyen sözcüğünün kaynağı olmuştur.Sappho’nun tutkulu şiirleri,eski dünyada’ki kadın esininin kalıcı yapıtlarıdır.
SAPPHO’NUN YAŞADIĞI ÇAĞ…
Şairi çağından ayrı tutamayacağımıza göre çağına gözatmakta yarar var.
Yaşadığı çağda bir ikilik mevcut. Bu ikilik Sparta ve Atina arasındadır. Sparta'daki yaşam topluca bir yaşamdır. İnsanlar tek tek değil bir topluluk içinde yaşarlar.Atina'da ise bunun tersi egemen. Atina'da büyük bir 'devrim' yaşanmakta bu yıllarda. Bu büyük 'devrim', 'birey bilincinin ortaya çıkması'dır. Bugün bize ne kadar sıradan gelse de bu olgu, o çağ için gerçekten önemli, büyük bir olaydı. Bu bilincin doğmasında Yunan'ın dağlık yapısı da etkilidir muhakkak.
Bugün Atina'ya 'demokrasinin beşiği' denmesi de bence bu bilinci ortaya çıkmasının sonucudur. Ya da Avrupa uygarlığının evriminin başlangıcının 6. yüzyıla dayandırılması da bunu gösterir gibi...
Birey bilincinin doğmasını şöyle tanımlayabiliriz: 'insanın içinde doğduğu doğduğu koşulların
gerektirdiği yaşayış ve düşünüş çerçevelerinden kurtularak; bilinciyle, iradesiyle kendisine, yeni gereksinmelerine uygun, yeni bir yaşama yeni bir düşünüş yaratmasıdır. Birey bilincinin doğmasını şöyle yorumlamalıyız: bir amaçta birleşme yetkinliğine erişmede hızlanmayı sağlamıştır.
'Şiir Okulu'nun kızlardan oluşmasının nedeni olan toplumsal gerçek kadın ve erkek evrelerinin ayrılığıdır. O çağda evlenmeler, çocuk yapmalar doğaldır ama kadın ve erkek arasında bir düşünce bağı bir tinsel alış-veriş yoktur. Kadın erkek topluluğuna 'flütçü kız'
olarak girer yalnızca. Bu toplumsal gercek beşinci yüzyılda da dördüncü yüzyılda da görülüyor. Bu yüzden Sokrates'in, Platon'un çevresinde bir kadın düşünülemez. Kadınlar özgürdür ama yaşayışları düşünüşlerinin çağdaş görüşe henüz varmadığı ortada.
YUNAN ŞİİRİ VE SAPPHO…
Yunan şiirinde üç büyük aşamadan söz edilir. Bu aşamaların birincisi 'destan şiir' (Homeros); ikincisi 'lirik şiir' (-ki doruğunda Sappho vardır); üçüncüsü ise 'tragedya'dır. 'Tragedya' doğrudan Sappho'dan etkilenmiştir.
Dünya şairleri Homeros'tan da Sappho'dan da çok şey almışlardır.
'Destan şiir'den 'lirik'e geçişi anlatmak isterim biraz: Homeros'un kişileri, geleneği eleştirmeden onun saptadığı kurallara parlak örnek olmak isterler. İnsan yaşamına, kendi yaşamlarına büyük değer biçmezler. Oysa bireyci dünya, insan yaşamına, kişiliğine büyük önem verir. Kişiliğini, benliğini kitleden ayrı görmek bu dünyanın ilk ve en açık eğilimidir. İşte bu eğilim Yunan liriğini doğurmuştur. Bu liriğin doruğunda da Sappho vardır. Ama bu demek değildir ki Sappho'da toplumdan yalıtlığı getirmiştir. Ki ben Sappho'nun Sicilya'ya sürülüşünü buna kanıt olarak görüyorum.
Sappho Şiiri…
Sappho'nun elimize geçen metinlerinin tümü lirik şiirler.. Daha sonraki çağlarda yapılan tanımlara uygun olarak: Coşkuyla, içtenlikle, duyguların şairin iç dünyasının yansıtıldığı şiirler... Sappho insanca bir hoşgörüyle, kırılgan yanlarını en gerçek yoldan ortaya koymaktan çekinmemişdir. Buna yalnızca 'hoşgörü' demek yetersiz elbet.'Kavgacı' desek daha doğru olur. Seviyorsa seviyor, korkuyorsa korkuyor... Ölçümlenilmekten yana; bunun yanlış anlaşılmasına dair hiç korkusu yok. Bunu Karacaoğlan'a da benzetebileceğimize de inanıyorum.
Somut bir dil kullanan Sappho bir öykü anlatmaz, kendini anlatır. Çiçekleri, ağaçları, çevresindeki ayrıntıları, giysileri, oyunları, törenleri, düğünleri, günlük yaşamın öğelerini söylerken bile kendini, bunların kendindeki etkileri yoluyla anlatır. Günlük yaşamın öğeleride ilk kez Sappho ile girmiştir şiire. Örneğin söylence 'şafak tanrısı' Eos'u anlatır oysa Sappho 'tan'ı söylencedeki öyküsüyle değil kendisindeki etkisiyle görür, gösterir.
Sappho'nun büyüklüğü şuradadır: Sappho biçime özü, içeriği sokmuştur.
Yaşamını düğünlerde lir çalıp, geline
“Git artık odana Yatağına gir Usulca sev, okşa erkeğini”
Ve damada;
“Sağlığına içiyoruz, Mutlu güvey! İstediğin güzel Gelinin oldu (…) Sana yaransın diye!”
Ne garip!En iyi davrandıklarım Bugün en çok incitenler beni.”,
“Bir öfke kasırgası Kopunca yüreğimde Bir sersemin yüzünden, Dilimi ısırıyorum patlamamak için.”,
“Eh! Ben yitirdim, Andromeda Kazanan sen oldun Bu alış verişte.”
veya,
“Bir o yana bir bu yana Dönüp duruyorum, Ne yapacağımı bilmeden.”
O’nun nükte gücü de oldukça yerindedir. Yer yer evrensel nitelik taşıyan aforizma’lara da rastlanır şiirlerinde:
“Acım… Damla damla akan”, “Şu kadarını biliyorum ölüm kötü bir şey: Bak, işte tanrılardan belli. İyi bir şey olsaydı ölüm, önce tanrılar ölmez miydi?” gibi.
Sappho’nun bulunduğu çevrenin taşıdığı koşullar onu zamanla kavgaların içine sokmuş, böylelikle benliğini beslemiş ve bundan dolayıdır ki çevresine güçlü kadın imaj’ı yansıtmak zorunda kalmıştır. Şiirlerinde genelde bu mantığa yönelik ifadeler bulunduran şair, yaşadığı düş kırıklıklarını yazmaktan da geri kalamamıştır:
“Sordum kendime: Sappho dedim, Elinden ne vermek gelir, Her şeyi olan Aphrodite gibi birine?”,
“Belli artık, Bal da, bal arısı da Haram bana bundan böyle”
Ve özellikle şu dizeler Sappho’nun dramını göstermek açısından oldukça yeterlidir:
“Sappho, yeter dedim. Boşuna ne uğraşıyorsun Yumuşatmaya o taş yüreği?”
Sanat tarihçilerine göre şairenin intiharına da yaşadığı bu aşk çıkmazı sebep olmuştur. Burada özellikle üzerinde durulan nokta Sappho’nun aşık olduğu kişinin cinsiyetidir. Doğduğu kent (Lesbos)’ten kadının kadına cinsel ilgi göstermesi durumuna lezbiyenlik (lesbian) denilmesi söylencesinin önünde duran tek kişi Sappho’nun şiirlerini ilk defa Türkçeye çeviren Azra Erhat’tır. Erhat, bu karşı çıkışında özetle şöyle der: öyle olduğuna dair kesin bir bilgi yok, hadi olsun, bu görmemezlikten gelinmelidir. Yani bunun konuşulmasında bir fayda yoktur. Erhat dışındakiler ise, durumun böyle olduğu, Sappho’nun genç bir kız öğrenciye ilgi duyması ve toplumun bunu yadırgadığı için de intihara sürüklendiği iddiasını ifadelendirirler bu ilginç durumu. En son, geçenlerde, Midilli’de yapılan bir arkeoloji kazısında Sappho’ya ait, papirüse yazılmış bir şiir bulunmuş, şiirin çevrilmesinden sonra ise ortak kanaat Sappho’nun lezbiyen değil, biseksüel olduğu yönünde birleşmiştir. Ancak Sappho’nun şiirlerinden kesin bir eğilim çıkarmak oldukça güçtür:
“Bütün ayrılık müddetince: Hoş geldin
Grimna.”,
“Atthis, seni Yıllarca önce daha yaramaz bir çocukken Sevmiştim”,
“Bir tek kız olsun yoktur Güzelliğinle boy ölçüşecek.”,
“Bütün bu olanlardan sonra Beni düşünmek bile Seni tiksindiriyor Atthis. Kaçıp, Andromeda’ya Gidiyorsun hemen.”,
“Aphrodite’nin baştan çıkarıcı kızı : Şaşırtıyorsun biz ölümlüleri.”
Dizelerinin muhatapları Sappho’nun hemcinsleridir. Ancak SAPPHO’NUN şiirlerine yansıttığı baskın analık içgüdüsü ve şu dizeler:
“Elbet seviyorum seni Ama sen beni seviyorsan, Genç bir kadınla evlen. Nasıl katlanırım birlikte yaşamaya,
Kendimden genç biriyle?”
yukarıya aldığımız dizeleri nötralize edebilecek çaptadır. Kıskançlık veya beğenme de Sappho’nun şiirlerinde özgün biçimlerde işlenir:
Şapşal da olsa Eli yüzü daha düzgün, Mnasidika’nın Bizim tatlı Gyrinno’dan.”,
“Yumuşak ellerinle Dika, Filizler koparıp Süsle o güzelim saçlarını.”,
“Ne güzel giyinmişti Ayaklarını örtüyordu İnce Lidya işi, uzun sırmalı eteği”
ve
“Daha eteğini kaldırıp Ayak bileklerini gösteremezken.”,
“Kıbrıslı, beni seviyorsan öyle ürküt ki onu, övünmeye dili varmasın: -Ben, Dorikha, Sevdiğimi yeniden kul ettim kendime- Diye kurumlanamasın.” gibi.
Bütün bir yaşamı soru işaretleriyle dolu olan Sappho, hayatının ikinci yarısından sonra şiir yazmaya başlamıştır. İtalyan şair Salvatore Quasimodo Sappho için, “Sappho’nun şiirleri, bir ten ve ruh öyküsünü anlatır.” der.
Yakındığım yok, Bir düş değildi esin perilerinin Bana bağışladıkları zenginlik. Ben ölsem de adım hiç unutulmayacak.” “Belki de unutursun sen beni. Ama bil ki, gelecek günlerde, Bir takım insanlar anacak beni.”
isigineli@mynet.com
|