10/7/2008 - SAĞIR SEVDAM BENİM...ÜLKÜ GÖKSU(seth) SAVAŞ EZGİ YIL:2 SAYI:14 H

*****Sağır Sevda(benim)
Varoluşun çelik zorundalığı, Alameti gebe kabul etti Tek damla süzüldü sancısına Kalafatlıydı oysa.. Redif sesiyle titredi beden Kızılıydı çığlığı.. Şah çekti vezir ruh ordularına Çıkılan son savaşta… Beyaz karelerin hamlesi; hiçti Damıtılmış hayatın penceresinde Ayakta kalabilmek adına, Siper edilmiş tüm hicaz vaatler Yılgın zihnin bilgeliğine kirişti.. Duvarlar tüm duaları kabullendi, Dualar tüm günahları… Kefareti ödeyen ise teneşirdi.. Akıtıldı tüm sular, geri kalansa; Düşmüş tüm zamanlar adına Vurulmuş boynuyla Dillendirilmemiş karasevda… seth.ra@mynet.com DERGİ İLETİŞİM:bilincisigi@mynet.com
|
|
Yorum yaz!
|
2008-07-11 15:36:10 - Bu gürültüyle karışıp gidecekse damlalar çağlayana, yankı olabilirim bende akıp giden hayata. |
| Yazan: semiha yalınsu |
Ne azdır, ne de yetecek kadar fazla sevda!
Hep duyumsar ağaçlar köküne işleyecek suya. Bugün kansa da damar damar, yarın yeniden susar yapraklar. Bir damla suya hasret kalın topraklar!
Yağmur gibi, yaprak gibi toprak gibiydim.
Hiç yetinmedim.
Yüreğin sevgiye sınırı yoktur dedim.
Sevda, yüreğimin göğüne,gökyüzüne ipcesine gerilmiş kırlangıçlar gibi bir çizgi oluştursun istedim.
Gök yere hep fedakardı.Yer,göğün esiriydi. Yağmurunda ıslanır,tufanından kaçamaz, selinden kurtulamazdı. Güneşten ateş de düşse, yer kendini gizleyemez, gökten yağan ateşe duvağını kaldırırdı.
Yağmur bitimsiz yağsın, güneş sabahlara ağsın,yüreğim sevdaya tutuşsun istedim.
Nerden bilirdim, kırlangıç her zaman kanat geremez, elbet bir gün yorulur? Nerden bilirdim yağmur her zaman bereket değil, bazen kıtlıktır.
Sonu gelir mi bilmedim. Gökyüzünü sınırsız,kanatlarımı yorulmaz bildim. Yola çıktım,erken yoruldum. Yaprak hiç solmasın, dört yeşil açsın, güneş hiç yakmasın hep ısıtsın istedim. Yağmurun seli varmış oysa, kışın zemherisi, çiçeğin solması, kırlangıçların da ölüp gitmesi varmış altı ay yaşadıktan sonra, bilmedim!
Aşık olmanın bir de cehennem çekmesi varmış, çekmesini bilemedim.
Ne azmış, ne de yetecek kadar fazla sevda!
Sevda çekenin sevdası çoğaldıkça, kendine sevdalanılanlar kadir kıymet bilmez, eziyet eder, daha bir erişilemez olmak isterlermiş. Karardıkça kararırmış renkleri. Bu yüzden kara sevdalar mezarda bitermiş! Ahh!
Ölmesini bilmedim!
Ne de güzel anlatmışsın ülkü göksu yaşama tutunmayı. |
| Bağlantı |
2008-07-11 15:32:05 - Uyanmak isteyen; yanlızdır. |
| Yazan: suzan nar |
Uyurgezerler arasında bir anda farkındalığını geri kazanan ve uyanmaya başlayan biri ne yapacaktır peki? Kime anlatacaktır içindekileri? Kiminle paylaşacaktır?
Kendi içindekiyle dost olana kimselerin dost olamayacağını söylemiştir uyananlardan biri. Uyumayı seven, onu uyandıracak herşeye düşman olacaktır.
Bu; kendi hakikati, özü veya ruhu olsa dahi...
Uyanmak isteyen; yanlızdır.
Ve bu yanlızlık kalabalıklarla giderilemez cinstendir.
Sadece bu derde sahip bir diğeri.
Bu kalabalık ama ıssız evrende.
Bir dost…
bir dostsun sen sevgili şair ülkü göksu teşekkürler bu şiir ve umut için |
| Bağlantı |
2008-07-11 15:28:59 - sessiz kalma korkusu |
| Yazan: zeynel abidin bağ |
İnsan bedeninin kendini korumak üzere aldığı önlemler hayranlık uyandıracak düzeydedir... Kimi zaman panik halinde bilmez insan neresinin kesildiğini; acı hissetmez... Kimi zaman kaynağını bilmediği bir güç ve dayanıklılık gösterir tehlike anında... Nasıl kaldırdı o ağırlığı? Nasıl koştu o mesafeyi? Nasıl dayandı? Anlayamaz...
Şuurun kaldırabileceğinden fazlasıyla karşılaştığında ise beyin...
Altından kalkamadığını derinlere gömer...
Şaşkınlık ve yetersizlik dolu bebeklik dönemleri hatırlanmaz...
Ani kazalar o anda silinir hafızadan...
Bazen insanlar...
Olaylar...
Sözler...
Ancak öyle dehşetli ve akıl almaz bir şey vardır ki her insanın hayatında...
Beyni bu en ani, açıklanamaz ve rahatsız edici deneyimi tamamen gömer.
Travmaların en büyüğü........ sonsuz bir zamandan beri adeta yokken......... bir anda ortaya çıkmaktır!
Bilinmeyen bir evrende... Bilinmeyen bir dünyada... bir anda doğmak!
Doğmanın dahi ne olduğunu bilmeden...
Gülen yüzler ve bir şaplak! (İşte bu şaşkınlığa ağlanır...)
Doğanın "büyük travma"yı atlatabilmesi için insanoğluna verdiği en büyük armağandır gaflet... Bu dünyada hayretten aklını kaybetmemesi ve işlerini görebilmesi için bahşedilen unutkanlık ve rüya hali; hayata bir başlangıç yapabilmesi için nimettir... İşte ancak bu şekilde sanki hiçbirşey olmamış gibi hergün işlerine gidip, evlerine döner insanlar... Bu hayret verici varoluşun ortasında günlük uğraşlarını düşünmekle geçer zamanları... Evlenir, aileler kurar, çocuk sahibi olurlar... Eğitim görür, iş sahibi olur, tatillere çıkar, spor yapar, politika ve sosyal faaliyetlerle uğraşırlar... Sevdikleriyle günlük hayatın iniş - çıkışlarını konuşurlar... Ve sayısız uğraş edinirler; hatırlamamak için...
Nadir anlarda...
Sessizlikle başbaşa kaldıklarında ise... Bedenin, beynin ve zihnin alarm zilleri çalmaya başlar! Çünkü sessizlik ve dinginlik, geçirdiği travma sonucu gömdüğü ve unuttuğu “şey”i ona tekrar hatırlatma potansiyelini içinde barındırır...
Hemen canı sıkılır insanın...
Bu durum biraz daha devam ederse; o boşluk, o sessizlik korkutucu olmaya başlar...
Çoğunlukla ya bir kitap aklını dağıtmasını sağlar... ya bir ses veya biraz müzik, derinlerde her ne varsa işte onun geri gelmesini önlemesine yardımcı olur...
Kimi zaman da düşünceler koşar imdadına; geçmiş veya geleceğe ait...
Bu şiirdede ölüm ve yaşam bir travma aslında birliktelik anlatılmış.Ama yaşama dair umudun yoğunluğunu ve kavgasını sevdim şairin.
|
| Bağlantı |
2008-07-11 15:24:12 - Yola üç nokta koyup devam etmeliyim kendime...; |
| Yazan: zehra b. |
Kasveti dorukta,ışığı gölgesine saklanmış,beli iyice bükülmüş,can ona sığınmış,canını ardına saklamış,ama kendini gizleyememiş bu yol nereye çıkar? Sesler kesilmiş, karanlık dehlizlere sinmiş, beden bitap düşmüş, boyunlar bükülmüş,kaşife yol görünmüş. Bir pranga daha paslanmış,ayakları mı incinmiş?
Yollara avazı düşmüş, ben yola düşmüş.Bu yol kime çıkar? Kayaları boşversen; taşlar hırpalar, çakıllara gem vursan; toprak hışmını salar. Yürümek istesem de neden hep engeller çıkar? Bu yol herkese mi bunu yapar?
Yola üç nokta koyup devam etmeliyim kendime...;Kendimi bulup taşı yararcasına indirmeliyim virgülü gövdeme, bir soluk alıp ilerlemeliyim içimdeki soru işaretlerine ama son noktayı koymak bana mı düşer bu hengamede?
İpten döndürüyor beni bu şiir.Sanki benim o raylara oturmuş.Kaöç kez ipi geçirdim boğazıma.Kaç gece booyu Noktayı koymaktan vazgeçiyorum.Yaşamı seviyorum.Bana bunu hattırlattığınız için teşekkürler
Kaybolmaktı ancak beynimin aldığı. Kendimde kaybolup sırrıma sığınmalıyım. Dahilimde hiç olmalıyım, haricimde sersefil. Sırrımı saklamalıyım, sırrımı sırma sandığıma koyup sarmalamalı aşikar etmeden götürmeliyim. Yalnızlığıma eşlik etmesine izin vermeliyim ki beni bana götürsün, sırrına erdirsin.
|
| Bağlantı |
2008-07-11 15:20:28 - Ah gelin |
| Yazan: .... |
| Nasılda aldı götürdü beni bu şiir ve fotoğraf su gibi akan çocukluğuma.Daha yeni gelindi.Düğün akşamı atmıştı kendini tgrenin tekerleklerine.Nasılda sızdı bu şiir ve fotoğraf bilinçaltıma |
| Bağlantı |
2008-07-11 15:11:16 - iz sürücü |
| Yazan: nebile tayfun |
Bilinç alanında gerçekleşen bir gezi, bilincin çeşitli düzeylerine doğru sızabilir ve söz, bu kuytularda, zenginleşse de mutlaka karışır ve bulanır. Bu bulanıklık içinde, sözün arılaşması da mümkündür. Bu, sözün izsürücüsünün niyeti belirleyicidir. Kendini annesinin kollarına birakan bir bebek gibi ise bilinçakışı onu dilin yamaçlarından, yemyeşil tepelere doğru taşıyabilir ve belki bir ormanın o muazzam sükunetine ulaştırabilir.
İlginç olan bu şiire eleştiri yazan insanlar gibi ırmaktan bahsetmeyeceğim.Sadece resime baktığımda ölüm imgesi görülşüyor ama nedense bana bir ormanın sükunuteni hatırlatyıyor.Şair gerçekten imgeleriyle bilincimize sızıyor.Bunun için şairin başka şiirlerini mercek altına almak gerekir.Tedirgin ettiği kadar ormanın o sessizlipğinin huzurunuda veriyor. |
| Bağlantı |
2008-07-11 15:06:59 - dili ve ruh |
| Yazan: selami ince c.ü |
Dil, hem bir sözcükler topluluğudur hem sözcüğün sözlerin içinde varolan bir söz olarak ölçütüdür. Kendisine vurulduğunda gerçek mi sahte mi olduğu anlaşılan bir mihenk taşı olarak dil, insan ile, doğa arasındaki konuşmanın da adıdır. Dil, insanın kendi bireysel doğasının sınırlarını nasıl aşabileceğine ilişkin bir yol, bir yordam olduğu kadar, o mesafeyi büyüten ve insanın ayaklarına takılan ağırlıklar gibi, onu sürekli aşağı çeken, sahte bir evrende asılı tutan, gereçekle ilişkisini bozan, yıldıran, korkutan, vehim ve kuruntulara sürükleyen, egosunu şişiren, insanı çürüten, insanın en çürüyen yanlarını alarak ondan bir varlık üreteceğini sanan bir yanılgıdır. Dil denen olgunun ne olursa olsun, ruhla ilişkisi gözetilmeksizin çoğu yanlarıyla loş hatta karanlık kalacağı kesin.
Dilin ruhla güzel ilişkisini bu şiirde bulmak sevindirdi beni. |
| Bağlantı |
2008-07-11 15:03:30 - bilincin akışı |
| Yazan: sertab |
“Benin yaslandığı en güçlü platform bellektir. Belleğin acı ve sisli derinliği olmasa benliğin gelişip katılaşması ve medeniyet denilen bilinç oyunları meydana gelmezdi. Biz bilinç oyunlarının farklı düzlemlerde binlerce renge bürünmüş bir performanslar geçidinde yaşıyoruz. Bizim varoluşumuz zaman zaman oyundan kalkıp dinlenmek ve geride bıraktığımız gölgeleri seyretmekle mümkün oluyor. Ama aramızda kenara geçip dinlenen ve oyunu uzaktan seyreden azdır.
Burada şair kalkıp dinlendiğinde geçmişi çok iyi bir şekilde sorguluyor.Adım adım hesap sorarak.Teşekkür ededrim bu şiir için |
| Bağlantı |
2008-07-11 15:00:20 - şiir dili imkansız kılmaktır. |
| Yazan: sabit sındırlılı |
Bu sözün sözler arasındaki değerini anlayabilmek için, hem doğasına hem de aktığı yatağa bakmak gerekir. Bu, ayrılığa ulaşabilmenin imkansızlığını, ayrılık acısıyla yanan ruhun böylesi bir söz ile zarif bir sitemde bulunmasının bu imkansızlığa yönelik en işlevsel çare olacağını ima eder. Bu dil, bilinçakışı değil, bilinci de kuşatan, ona aşan, öteleyen bir dildir. Şiir, dili imkansız kılmaktır diyen bu anlamda doğru söylemiştir. Dilin imkansızlığını anlamak için de bilinçakışı sadece firar imkanlarından birisidir. Bunu deneyenler, denemiş olmak için değil, başka çareleri olmadığını sandıkları için yapmışlardır. Zaten konuşmak, şiir yoluyla firar etmek, dilin imkansızlığını aşmanın, aşmaya çalışmanın bir yanılgısı değil de nedir?
İçteki düzensizlik, gereksiz ve karışık sözlerin artmasına, dilin çetrefilleşmesine yol açabiliyor.Ülkü göksu dilini dolandırmadan direk vuruyor.Fotoğraf ve şiir ancak bu kadar bütünleşebilir.
Bu şiirde akan o imge nehrine (ülkünün şiirine )atlayıp yüzmek isterdim.
O yatağın derinliklerine girmeye çalışır, deyim yerindeyse, kendimizi çağıldayarak akan bir ırmağa atarız. Suya bedenimizi tümüyle bırakır ve sürüklenmeye başlarız. Sağa sola çarpar, eğilir bükülür, örselenir, yaralanırız ama arada ulaştığımız ince buluşlar, güzellikler ve yalın hallere değebilir. Zaten insanın eklerinden, yüklerinden kurtulmak üzere, görünenin altındaki birliği bulmak, ona ulaşmak üzere kendini söz ırmağının dalgalarına bıraktığı da olmuştur, olmaktadır. Bilinçakışı, bilincin sınırlarına hapsolmuş olmanın getirdiği ağırlıktan kurtulma çabasıdır bu anlamda. Belki suya bırakırken kendimizi boğulma korkusunun yedeğimizde sürekli olmasıdır bizi sınırlayan. Batmaktan korkmasak, o korkudan kurtulabilsek, sözün esenlikli kıyılarına vurmamız daha mümkün hale gelebilir.
Çok güzel bir şiir
|
| Bağlantı |
2008-07-11 14:42:50 - şair dağlardan akan değil dağa tırmanan nehir olmalı. |
| Yazan: sadiye yalın |
Bence, bir şiir her şeyden önce şiir olmak zorundadır. Şiiri öncelikle şiir mi, değil mi diye değerlendirmeliyiz. Bu değerlendirmede şiir ölçülerini, estetik kıstasları kullanmalıyız. Tabii ki bir şiirin "önce şiir olma"sı asgari bir taleptir. "Yeni"lik, "kimlik", "özgünlük", "ses", "öncülük", tekniğin, biçimin özün birarada olmalarından doğan uyumun getirdiği olanaklar gibi bir çok ayrımın da peşinden gitmek gereklidir. Bu ayırmaların izin sürmek için de şiirin araç değil amaç olduğuna inanamamız ön koşul. Marks'ın şu sözlerini sık anmışımdır; «Yazar işini hiçbir zaman bir araç olarak görmez. Eserleri kendi içlerinde amaçtırlar; yazar için ve başkaları için eserler araç olmaktan o derece uzaktırlar ki, yazar onların varoluşu uğruna kendi varoluşunu feda edebilibilir.
İçsel bir şiirin derinden gelen ayak sesleri var ülkü göksu'nun bu şiirlerinde.Özgünlük herkesin dilinde olan ama çok az kişinin başardığı o büyülü kelime.Ülkü göksu dağlardan akan nehir olmak yerine daplara tırmanan bir nehir.Şiir'e devam ülkü göksu senin şiirlerini antolojide izliyorum.Ama son zamanlarda sanki ara vermişsin.Yeni şiirlerini sabırsızlıkla bekliyorum.Ellerine yüreğine gözlerine kalemine sağlık |
| Bağlantı |
2008-07-11 14:31:17 - nefis |
| Yazan: semih |
| Bu sayı çok geciktiniz.Ama olsun çok nefis şiirleriniz var yine.Vurgunum şiirlerine.Çok güzel |
| Bağlantı |
|
Hakkımda
Kategoriler
Arkadaşlarım
burcuyalkin
|