12/12/2007 - Resimdeki is...Sevgilim...nuray alper
|

-*Resimdeki İs*-
Ömürlük mısramı alma eline Dilinde korkunun eyvahı kalır Ekleme hüznümü kelam beline Zamansız şarkının günahı kalır
Yola sundum yorgun düşen tehrimi Kaleme sürmeden, sustum zehrimi Zulümler büyüttü bitmez kahrımı Sanma ki yazgının felahı kalır
Baktığım her vuslat hasretimden cüz Bir seni haykırmaz resmettiğin yüz Sen görmeyi diler bana varan öz Vefâsız vurgunun silahı kalır
Sözü ekleyerek kırgın dünüme Süslü yankılarla çıktın önüme Taklitin düşerken durgun yönüme Kimliksiz kurgunun sabahı kalır
Elem dergâhında hisle ördüğüm Kutsi emeklerim sende kördüğüm Sancı ikliminde sevinç gördüğüm Kahırlı türkünün siyâhı kalır
Tebessüm nuruna vuran akşamlar Önce yâren sonra yalan akşamlar Giderim; sabrıma ziyân akşamlar Elinde sürgünün bin ahı kalır
Gençosman Denizci’ye teşekkür ve saygılarımla.
|
|
-Sevgilim! -
Sevgilim! Senden hergün avuç içlerinde çoğalarak tükenen gönül sermayemin, kapanmakta olan gözlerime dil ile ikrârını isterim. Ben ki gün doğumunun aldatıcılığına benzerim. Gün batımının yâkın olduğunu bildiğim halde “aynadaki yalan” a kanarım da karanlıkla sönecek güneş misâli gel-geç, öyle mağrur cihana tebessüm ederim! Şu vakit dizlerimin üzerinde, sana ulaşma gayretindeysem yine kendim için, dudaklarımın son nasibi olacak kelimeleri bilememe korkusundan.
Sevgilim! Senin bana armağan ettiğin ruh ve bedene çok zulmettim. Oysa olur olmaz yağan yağmurların gönül ateşinde yanmaktan öte pişmesini, hüznün bahardan daha samimi ve güzel gülümseyebileceğini ve özümüzde hakimiyet kuran fâni aleme nasıl yüz çevirebileceğini bana sen öğretmiştin. Şimdi senden; benim hiç acımadan ve üstelik senden öğrendiklerimi bambaşka amaçlara ilham ederek ateşlere attığım cânıma merhametini dilerim. Benim kendime şefkâtim, senin bana olan şefkatinin nebzesi değildir.
Sevgilim! Senin olana Sen’den çok rağbet ettim. Sûret testisinin içindeki sır iksirinin bana vereceği sarhoşluğun; esaretine düştüğüm geçici zevklerden beni uzaklaştıracak olmasından korktum. Verdiklerini idrâkten aciz hâlimin, çölde serâbı arzu eden fakat suya dokunamayan bir zavallıya benzediğini hep biliyordum. “Yârim” hitâbıyla sana yaklaşmama izin verirken benden sadece sana teslim olmamı diledin. Oysa ben, ertelenmiş zamanların vebâli olmakla yetindim. Kaş çattığım nicesi yöremi yalnız bırakırken Sen, hudutlarını hesap edemeyeceğim sabrınla rahmetini üzerimden hiç eksiltmedin. Bu akşam usulca araladığın giz perdesinden, peşinden sürüklendiklerime verdiğin emri duydum; “yüz çevirin ondan...” diyordun ve onlar benden çok uyuyorlardı Sen'in emirlerine..
Sevgilim! Kendimden kaçıpta sana, sadece yâr ve yardımcılığına sığındığım aşk akşamlarının ertesindeki unutmuşluklarıma, karanlığı andıran vefâsızlıklarıma ve zulme haya ettiren zalimliğime rağmen sana her gelişimde yaptıklarımı hiç yüzüme vurmadan; vârlığını ve yârlığını içerime usulca sızdırarak bana kapılarını açtın. Lutfettiğin oncasına rağmen buluşma zamanlarımızda sana sadece şikayet, dert ve gözyaşlarımı getirebildim. Senin bana verdiklerine teşekkür edemeyecek kadar fâkirdim. Şu vakit o buluşmaların bile ben mi yoksa 'Sen' kaynaklı mı olduğunu düşünüyorum. Acaba derde giriftar olduğum o zamanlar gelişlerim Sana mı... Gelişlerin bana mıydı?
Sevgilim!
Biliyorsun nicedir, kendimden başkasıyla yok derdim. Seni sevebilmek hususunda yetersizim. Seni de kendimi de senin beni sevdiğin gibi sevemedim. Senden sevgini istiyorum. Beni öyle sev ki sevginden ve Sen’den ötesini görmeyeyim. Öyle sar ki beni, sevdama ihanet fırsatım olmasın. Senden bana seni nasıl sevebileceğimi öğretmeni de rica ediyorum. Baktığım ol, gördüğüm ol...Konuştuğum, sustuğum ol. Beni bırakma yârim! Ben benden çok yoruldum! Senden başkasıyla olmasın derdim...
04.12.2007
|
| |
|
|
| | bilincisigi@mynet.com |
|