Kültür Sanat ve Edebiyat dergisi

2/4/2008 - KİBRİT KUTUSU..serhat mirdasi

Kategori: siir

 

 

 

KİBRİT KUTUSU

 

Uyandım
İstanbul bir müsamereden kalmış
Eli kanlı bir yosma bütün kuşlarıyla
Beyoğlu barlarında kasımpatı gülüşleriyle
Küçük çingene yüzlü şarkıcılar
Medet göze kadar sürme
Medet bir camdan bakar gibi bakmak kendine
Uyandım.
Kendimden bütün uyku boyunca
Utandığımı anımsayarak

Uyandım
Sesin bir nar tanesi gibi kulaklarımda
Kızıl bir yunan duruşu yatağımda
Mermer bir tanrıça
Uyandım bütün haritalar yanmış
Dudağımda savaşlar meskûn mahal
Dudağımda savaşlar insanın olduğu kadar
Dudağımda insan savaşın baltası.
Ki orman henüz çok genç
Henüz çok genç ellerimi tutan
Yaprak kopması yeşil ürkek

 

Uyandım
Adına halk dediğimiz bir gökyüzü boşluğuyla
Çarpışmış ellerim güzel teniyle bütün gece
Uyandım
Kadın bir kapı aralığında
Uyandım karın boşluğumda şilep
Sarı omuzlarımda arlanmaz
Dağlar allı çiçekler
Hüzün gibi dipdiri
Elimi bir kaya yontar gibi açlık
Elimi bir hava çeker gibi açlık
Geçer kara damarlarımdan

Uyandım
Gün bir kibrit kutusu gibi karşımda
Vasati 40 çöp
Vasati 40 kez …….

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

2008-04-22 14:10:00 - kendi yatağına uzanan bir dil

Yazan: şermin mayisli

Marqulies ilk kez 90lı yılların başında edebiyat dergilerinde başlattığı tartışmalarla dikkatim çekmişti. O zamanlar çok gençtim. Şiir hakkında çıkan hemen her şeyi bir obur misali okuyordum. Marquliesin 80 kuşağı şairleri için dedikleri unutulmaz itirazlar olarak edebiyat dünyamızda yerin alıyordu. Çıkardığı şiir kitapları türk şiiri içinde yeni bir soluğu, canlılığı ifade ediyordu. Şevkar Altınelden söz ederken benim ustam demesini saygıyla anıyordum. Marqulies, benim gayri resmi şiir anlayışı olarak nitelediğim çevreyi eğletilme ve imgeye boğulan anlaşılmaz şiir yazmakla suçlandığında onu komitacı ilan etmişlerdi. Onun bu isyan duygusu ve eleştirisine bir de Yahudi kimliği eklenince İstanbul şair baronlarına karşı bu tıknaz adamın yanında yer almanın doğru olacağına daha çok inandım. Gerçi modern şiirin asılmış olduğunu önceki yazılarımda vurgulamıştım ancak şiirsel havanın yok olduğunu yazmamıştım. Modern şiirin bugün geldiği noktada benim tutumum şiirin öldüğünü haykırmaktır.Yeniden ayağa kaldırmak değildir niyetim. Modern şiir ölmüştür ama kadavra çürümemiştir. Marquliesin şiirleri modernist şiirin içinde görülse de anti modernist izler taşıdığı söylenebilir. Marquliesin Elsa isimli şiir kitabını modernizmin köklü eleştirisini barındırmasından dolayı da önemsiyorum.

İnsanlık değerinin pazar, kar ve sermaye birikimi için heba edildiği bir sistemin kuşatılmışlığında aşk konusunun öne çıkarılmasının soğuk karşılandığını hissedebiliyorum. Oysa kapitalizm kendini yenilemek, iktidarını her geçen gün pekiştirmek için aşkı ideolojinin temel direği haline getirmesi konunun önemini artırır. Hayatımızın her anında aşk ideolojisinin izleriyle karşılaşmak olası. Egemenler yatay iktidar stratejisini oluştururlarken aşkı kullanmışlardır. Aşk ideolojiyle dönüştürülmüştür. Kendi iktidarlarını M.Faultun tabiriyle iktidarsızlıklarını kamufle etmek için kitlelerin bir ilizyon içine itmişlerdir. Ellerinde bulundurdukları basın medya ve kültür aracılığıyla da bu ilizyon hergün işlenir. Heteroseksüel aşk bu anlamda iştah kabartan bir konudur.

Aşkın rasyonelleşmesi yani toplumsal hiyerarşi içinde korunaklı hale getirilmesi, toplumla barıştırılması aşkı öldürdüğü görülür. Gerçi çekirdek ailenin krizinin farkında olan iktidar sahikleri aşkı çoktan çöplüğe atmışlardır. Duygu değil, akılla hareket edilmesi insanlara salık verilirken aile yasalarla desteklenerek ticari bir kuruma dönüştürülmüştür. Yine de aşk öldürülememiştir. Çoğumuz hayatımızda en az birkaç kez aşık olmuşuzdur. Edebiyat tam da bu alana yönelir ve aşkın ayartılılığını kullanarak kendine malzeme sağlar. Edebiyatta aşk dinin yerine ikame edilerek özgür bireyin merkezi sorun alarak gösterilir. Bu aşk anlayışı aşkın ideoloji ve iktidarla ilişkisini doğurur oysa aşk ideolojisiz duygu transferidir.

Yokluğun olduğu yerde bolluk vardır, fakirliğin olduğu yerde zenginlik vardır, bilgisizliğin olduğu yerde Tanrı vardır, kötülüğün olduğu yerde iyilik vardır, çirkinliğin olduğu yerde güzellik vardır, sevgisizliğin olduğu yerde sevgi vardır, umutsuzluğun olduğu yerde umut vardır, kurbanın olduğu yerde cellat vardır, savaşın olduğu yerde barış vardır, ahlakın olduğu yerde ahlaksızlık vardır, aşkın yaşanmadığı yerde hep aşk vardır, bütün bunları çoğaltmak olası ama farkındaysanız biri varken diğeri de var oluyor biri diğerini, diğeri – birini biçimlendiriyor. İkisinin varlığı birbirlerinin karşıtlığına bağlı. Bu karşılaştırma içinde düşünmeye başladığımızda ya ikisinin varlığını sonsuza değin kabul ederiz ya da birin diğeri üzerine çıkmasını, iktidar kurmasını isteriz. Oysa ben farklı bir sorgu ve yöntemi sizlerden düşünmenizi isteyeceğim. Neden bolluğu isteriz, neden zenginliği, neden Tanrı’yı neden iyiliği, neden güzelliği, neden sevgi, neden cellat, neden barış, neden ahlak v aşk isteriz. Modern akıl bu sorgulamayı yapmaz. Modernizmin devraldığı ve yarattığı bu çelişkiler yumağını modern birey gerçek olarak kabul eder. Bu çelişkilerin ancak birinin diğeri üzerine kuracağı iktidarla çözüleceğine inanır. Rasyonel akıl rasyonel bir çözümü meşru görür. Oysa bu sorgulama süreci, irasyonel eleştiri ile yapıldığında akıl dışılık çözümün kendisi olur ve modern dışında kalınarak kurtuluşa uzanılır. Bu modern değil modernin yadsınmasıdır. Modernizmin varlığı karşıtlığıyla yaşar. Kültür, edebiyat ve şiir bu var oluşun üzerinde konumlanır. Bunun içinde yer almak ontolojik bir tercihtir. Bu çelişkilerin devamından yana olan küme kendi var oluşundan haz ve ayartı duyar ama bu çelişkinin içinde kendini karşıt olarak konumlayan küme kendi var oluşundan huzursuz ve acılıdır. Dolayısıyla kendi varlığını yatsımak ikinci kez doğmanın tek çaresidir. Bu söylediklerim saçma olabilir, alımlayıcılar beni delilikle itam edebilir ama bunlardan gocunmuyorum. Bir çocuğun bir gün dört ayağı üzerinde değil, iki ayağı üzerinde yürüyeceğinden emin olmam gibi doğruyu bulacağımızı inanıyorum.

Kölenin olduğu yerde her zaman köle sahibi vardır. Marks Kapitalde ücretli köleden söz açtığında, onun özgürlük alanının birazcık genişletilmesi gerçek anlamda özgür olmasını sağlamayacağını kanıtlar. İşçi çalışmadığı zamanı yeni köleler yetiştirmek için, kendini güvende hissedeceğini sandığı ailesinin yanında geçirir. Patronun iyi, vicdanlı olması işçi-patron çelişkisini ortadan kaldırmaz. Ne ki bu çelişkinin farkında olması çelişkiyi de ortadan kaldırmaz. Bu kutuplaşma içinde yoğunlaştığımızda yalnız buradan beslendiğimizde mağdurun iktidarı adayı oluruz. Veya mağdur iktidar adayı olarak kendini ilan eder. Dolayısıyla iktidar aygıtının ele geçirilmesi ona boyun eğmeyi de beraberinde taşır. Sözde sosyalist sitemlerin bugünkü kaderi bu olsa gerek. Emek sermaye çelişkisinin dışındaki bütün çelişkileri iktidarın alaşağı edilmesi ertesine bırakılmasının trajik durumunu yaşadık. Her isyan bir yaşam kültürüyle taşlanmalıdır. Alain Badiou Etik kitabında bizi bu alana davet eder; Dünya, dünya gibidir ve doğru ile yanlışın aşağısında kalacaktır, İyinin tutarlılığına tutsak olabilecek bir dünya yoktur. Dünya İyi ile Kötünün aşağısındadır ve öyle kalacaktır. (S.87) Eğer insallaşma tarihimizi anımsarsak paylaşım, dayanışma vardır. İlkel toplum detaylı bilinmese de bu anlamda bize örnek teşkil eder. Üretim fazlası insanın insan tarafından sömürülmesi, köleleştirilmesini ve özel mülkiyeti getirmiştir. İnsanlık binlerce yıl adaletsiz, duygusuz ve kendine yabancılaşarak yaşaması aşkı (cinsel aşkı) ortaya çıkarmıştır. Birey öylesine kuşatılmıştır ki bir an geldiğinde kendinden vazgeçecek denli bir şeye inanır. Bu merkezileşme ve yoğunlaşmayla dışa vurur kendini. Kendi bedeninden uzaklaşır ve hiçleşir. Artık kendinin olmayan, denetleyemediği duygu transferiyle bir başkasının benliğine itaata yönelir. Bu aşkın ideolojileştirilmesidir.

J. Baudrıllard faucouttyu unutmak kitabında teologlar ve iktidar sahikleri için;Tanrı diye bir şey yoktur, Tanrı ölmüştür. Bunu bilmek onların inanılmaz bir güce sahip olmalarını sağlamaktadır. (S.7 tespitini yapar. Aşk konusunda da aynı şeyler söylenebilir. Aşk şiirlerine bakıldığında; hezayan, saldırganlık , kıskançlık kendinden geçme, dışa kapalılık v.b. izlenimler yakalarız. Oysa Marqulies Elsesında aşka inanmayan, onun bir kurtuluş olmadığını yine de ona esir düştüğümüzü gösterir. Marquliesin başarısı aşkın geçici duygu transferi olduğunun kavramasında yatar. Desem ki, değişecek bir gün her şey,/ çıkacak aşk bireyin tekelinden./ Ne değişir ki bizim için? Ne değişir ki?/ Baştan yeniktir çağımız da her aşk/ ve çağımızın çocukları, Elsayla ben,/ yenildik işte herkes gibi.(S.39)

Aşk cinsel açlık, sevgisizlik ve yabanlaşmanın baskısı sonucu kaçınılmaz olarak yaşadığımız duygu taşkınlığı olduğunu belirtmiştim. Duygularımız öylesine bastırılmış tutsak düşürülmüş ki bu ablukanın dağıtılması için gösterilen çaba insana haz duygusunu yaşatır. Toplumsal mücadele hırsı bir duygu taşkınlığı olarak nevrotik başkaldırıya dönüşür. Aşk bu anlamda hayatı anlamıdır ona sahilik ve şefkat aşılar. Siyahın anlamı, gecenin içeriğiydi ıslak saçları./ Gözlerinde umut, vaat ve gizem, teninde çiğ damlaları,/ sabahın ilk ışığı gibi girdi hayatıma. (S.9)

Leyla ile Mecnun gibi Heloise ile Abelard gibi, Romeo ile Jülyet gibi, Elsa ile Aragon aşkları duygusal doyum, arzu ve şehvetin karşılık talebidir. Kendi varlık bilincine ulaşabilmesi ancak sevilen kişiyle bütünleşme karşılığında gerçekleşebileceğini göstermeye çalışır bu aşklar. Aşk duygu taşkınlığından ziyade yaşam tahadüdür. Yani ideolojidir. Marqulies aşkı bu denli hayatın merkezine koymaya karşıdır. Ondan vazgeçilebileceğini anlatmaya çalışır; Yıllar sonra görüştüğümüzde,/ önemli olmadığından artık bugün önemsediklerimiz,/ çok da heyecanlanmadan selamlaşabileceğiz./ Karşılıklı söyleşeceğiz oturup belki bir kahvede./ Yaşayanlar yaşanmış, yaşanmayanlar için çok geç:/ Ne kalmış olacak birbirimize diyeceğimiz? (S.30)

Elsaya teslim olsam,/ evlensek, çocuğumuz olsa beraber olurmuyduk hala?/ Babama benzer miydi oğlum?/ Daha yumuşak olur muydum?/ sevgi daha mı anlamlı gelirdi bana? (S.17) Teslim olmak bireyin kendinden vazgeçmeyi gerektirir. O artık kendi idealinin dışında ortak iradeyle kurulan ideallerin kurbanı olur. Dolayısıyla bireysel körlük toplumsal körlüğün içende yer bulur. Uzlaşma ve sistem içi beraberlik isyan duygusunu törpüler. Bu kaygılar mısralarla sorgulanır ve alımalayıcının önüne toplumsal ayinileşme tercihini bir seçenek olarak sunar. Marqulies hayatın bir oyun olduğunu aşkların artık oyundan farksızlaştığını ve bu oyunun dışında kalan hayıt tercih ettiğini duyurur. Oyunun bir taklit olduğunu yaratıcılığın törpülendiğini bilir. Hayatın oyunlaşmasını artık hepimiz içselleştirdik. Modern şiir bu oyunun içindedir. Modernizme hayıflanan avangardlar oyun oynamıyorlardı. Picasso oyun olarak görmüyordu sanatını ancak bugün geriye dönüp baktığınızda modern sanatın oyuna dönüştüğünü söylemekten çekinmemeliyiz. Hayat bir oyundan ziyade mücadele alanı olduğunu düşünüyorum. Şiir bu alanda mevzilenmelidir, bizi bizden dışlayan cazibeye karşı etik bir tavır alınmalıdır.

Ömrünün büyük bir kısmını yurtdışında geçiren ve kozmopolit bir aidiyet kimliği taşıyan Marqulies, Başka Türlü başlıklı şiirinden yukarda sunduğum dizelere ek olarak; İstanbulda kalsam / Ne yapıyor olurdum şimdi? sorusuyla aşk soruşturmasını sürdürür; modernizmin ayartmayla sağladığı yerleşik düzen ve yerleşik davranışlarla kuşattığı bireye seslenir; onu uykusundan uyandırmaya çalışarak ikinci kez doğma fırsatı yaratır.

İstanbul artık başka İstanbul, dönecek değil babam ölümden,/ Elsanın nerede olduğu meçhul(S.17) Bireyin kuşatılmışlığı karşısında yeni bir isyan dalgası yaşanmışlıkları sıradanlaştırır. Bu sıradanlaştırma simgelerin değiş tokuşuyla oluşur. Gösteren, gösterilen ilişkisi hayatı deşifre eder. İstanbul ve ölüm imgesinin hayat ve eylem açısından simgeleştirilmesi şiirin okunuşunu anlamlandırılması açısından iyi kullanılmıştır. Aşkın somutlaştığı Elsa nerede olduğu meçhul. mısrasıyla aşkın ayartıcı, kışkırtıcılığına karşı özgür bireyin tutum alışını ve bu duygu taşkınlığının hayatı belirlemeyeceğini de anlatır. Oysa bu dizelerde rasyonellik Elsa ile birlikte kurumsallaşmış bir birliktelik dillendirildiğinde gerçekleşebilirdi. Marqulies bu tercihi elinin tersi ile itmiştir. Elsayı düşünmesi; Önümde votka limon,/ elimde kitabım,/ bara yaslanmış Elsayı bekliyorum./ Bilmiyor beklediğimi, aramamışım üç yıldır./ Yanında olmamışım en önemli anlarında ömrünün.(S.31) bir olgunluk olarak karşımıza çıkar. Kızgınlık dışlanmış, hüzün hakimdir mısralarda.Sevgisini anımsar ama ona acı vermez.

Marquliesin şiirlerindeki dil anlaşılırdır. Gündelik dili çok iyi kullanırken seçilen konu ve simgeler aracılığıyla gündelik dilin üzerinden şiir dilini kurar. Anlatımcı dilin şiirde bu başarısını gördükçe sanırım genç şair kuşağımızın bu şiirin etki alanından korunacaklarını sanmıyorum. Marqulies; Atilla İlhan etkisinden kurtulmam uzun sürdü, dese de ben Edip Cansevere yakın olduğunu düşünüyorum.

Şunu da belirtmeliyim; F.Naci, Marquliesin şiirini incelediğinde dilde gerekli hassasiyeti göstermemesini eleştirmişti. Bayağı bir zaman geçmesine karşılık dile yeterince eğilmediğini görüyorum. Marquliesin Beklemeden çıkagelmişti birden son anda.(S. 33) Çıkagelmek ile birden yan yana kullanımdaki kekrilikte olduğu gibi hiç yakışmıyorlar. Son sevgilim giriyor odaya sessiz bir soruyla bakıyor bana. (S.25) sessiz bir soruyla bakmak gözle olur. Dolayısıyla ya gözü ya da sessizliği atmalıydı mısradan. Duyar gibi oldum parmaklarını yüzümde.(S.12) Parmaklar duyulmaz hissedilir veya görülür , sanırım yanılmıyorumdur. Marqulies eğretilme ve imgeye mesafeli yaklaştığı için bu birkaç örneği verdim. Aslında bu hatalar yayınevi editörlerinin dikkatsizliğinden,şairin dile hakim olmayışından kitaba yansıyor. Yinede şunu çok açık yüreklilikle söyleyebilirim;dilin sadeliği ,abartı ve sahteliği dışlarken içtenlik ve samimilik insanı büyülüyor.Dil yetisinin eksikliği şiirin büyüklüğüne gölge düşürmüyor. Keşke her şair sizin gibi yatağına uzanıp uaynsa serhad
Bağlantı

2008-04-12 15:25:08 - Kitabınızı bulamıyorum

Yazan: ayla uzala
İnsanoğlu her şeyi eleştirir.Bu şiir de olabilir nesirde. Şiirin eleştirilmemesi neye dayanır? Önce buna bakmalı. Şiir iyi yazılmış da olabilir eksik veya kötü yazılmış da olabilir. Her iki halde de şiir eleştiriye muhtaçtır. Zira iyi şiir yazan şairin de eleştiriye ihtiyacı vardır. Eleştiri almayan şair veya şiir nasıl ve ne şekilde kabul veya reddedilecektir.Şairin eksikliklerini görmesi ve sanatını daha da iyi ifade edebilmesi için eleştiri mulaka gereklidir. Sadece kıyaslama yaparak şiirin bulunduğu yerin belirlenmesi o şiirin değereni tam ifade edemez.
Eleştiri isteyen şairler vardır.Şair güzel şiirler yazıyor amma hiç bir Allah'ın kulu çıkıpta senin şu şiirinde böyle bir hata var demiyor veya diyemiyor. Zira şair tanınmıştır ve şiirleri dillerdedir.Şair sevilmektedir ve bu sevginin karşılığı bir eleştiriye dönüştürülmemelidir! Böyle kanaatları ancak ideolojik veya karşıtlık durumdaki şairler veya şairlerin müdavimleri yapabilmektedirler ama bu eleştirinin de edebiyat çevrelerinde ne ölçüde etkili veya tatminkar olduğu da tartışılır.Büyük şairlerden birinin ağzından:"bugüne kadar benim şiirimi eleştiren çıkmadı, senin şiirinde şöyle bir hata var diyen olmadı."Bu söz aslında şiirdeki tartışmanın hangi boyutlarda olduğunu göstermesi açısından önemli ve ilginç bir durumdur.
Eğer ciddi manada şiirler eleştirilse bu ülkede şiir yazanlar kalemlerini bir kenara bırakmaları lazım gelirdi.Buradan şöyle bir sonuç çıkarabiliriz;ülkemizde şiir adına yazılanların çoğunluğu şiir ile alakası yoktur!Bu gerçeği kabul etmeliyiz.Her önüne gelen şiir yazıyor!Ama her önüne gelen şiir yazıyor diye de böyle bir eleştiri getermiyoruz.
Şiirlerin eleştirilmesi her kişinin yapabileceği bir iş değildir. Eleştiri yapabilmek için şiirden iyi anlamak gerekir.Şiiri ve şairi bilmek gerekir.Her şair şiir yazdığına göre bilgi ve birikimine göre eleştirmen olabilir. İyi şiir yazmadığı veya şiir yazdığı halde şiirlerinin edebi bir niteliği olmadığı halde iyi bir şiir eleştirmeni olabilir.İyi bir eleştirmen iyi şiir yazar diye de bir şey yoktur.
Şiirin ve şairin niteliğine bakmalı.Bu şiir iyi bir şiir olarak duruyor.İmge olarakta güçlü bir şiir.Burada ki adınızı girip googlede arattım adınızı Sitenize girip şiirlerinizi okudum.Gerçekten iyi şiirler.Kitabınızı bulamıyorum.Nasıl temin edebilirim?Cevap verirseniz sevinirim.Teşekkürler

Bağlantı

2008-04-07 09:34:31 - hep yalnız uyamıyoruz

Yazan: funda
çok güzel bir şiir uzun zaman yalnız kalmış bir insan için bir yatak buğusu kadar sıcak
Bağlantı

2008-04-06 16:27:02 - ATEŞ=SÖZCÜK

Yazan: ZENNUR
--------------------------------------------------------------------------------

Günümüzde yazılan şiirin en büyük sorunsalı, anlamla olan ilişkisinde gizlidir. Şiir’in, daha doğrusu şairin, anlam karşısında aldığı tavır, bunda etkili olmaktadır. Şiir ile anlam ilişkisini çözümleyebilmek için önce şiiri tanımlamakla işe başlamamız gerekir.

Şiir, imgelerin, bir ya da daha çok izlek etrafında, metinsel bütünlük oluşturacak şekilde örgütlenmesidir. Bu tanımdan da çıkarsanabileceği gibi, Şiir’in temel birimi imgedir. Çünkü şiir, doğal dil içinde gelişen ve/ama özerk bir üst-dildir. Bu da imgeler aracılığıyla, doğal dilin söz diziminin bilinçli olarak bozulup özgün bir dizgeyle yeniden kurulmasıyla oluşturulur. İmge, doğal dili dönüştürerek sınırlarını genişletir ve yeni anlatım olanakları sağlar. Sözcüğün, sabit sözlük anlamının ötesine geçmesine yol açar.Kendi içinde nefis bir ritmi olan iyi bir şiir ama yapılan yorumda yapan kişinin ateş yakması ile ilgili bir şiir olduğunu sanmıyorum.Sadece bilince yönelik bir sözcük ateş.Acaba yakılmak istenen ateş bir yalnızlığın ateşimi bir kavrammı sadece.Sanmıyorum çünkü şiir kendi içinde ki ritmde çağrıştırdığı tek şey var iki insanın tek insan haline bir tuvalde birleşmesi tanrının yaptığı bir tuvalde


Bağlantı

2008-04-04 11:33:47 - YAZGININ TRAJEDİSİ....

Yazan: ışığın dili
Şiir'i okuyunca yazgının tarjedisine karşı korkunç bir güçle (sevgisiyle)savaş açmış birini gördüm.Uyanmak iki anlamıyla derinleşir burada güne uyanmak ışığa uyanmak karnlıkları bırakıp birde yataktan kalkmak.Yataktan kalkmak bu şiirde yavan kalıyor.Dizelerde bir başkaldırı yazgıya karşı uyanmak onu görüyorum.İnsanlığın yazgısına karşı tutumunu sorguluyor insan şiirlerle birlikte.Şiir erkeğin vicdanı,şairin gözbebeğinin o karnlık pusuda bekleyişini bir sanatçının açık cesur enerjik ve gözlemci bakışlarıyla bakabilmiştir.Mahsus mahal alıp götürdü beni güneşin ve ateşin çocukları olan yezidilere...Bu söz müthiç bir coğrafya sunuyor okuyana ve her dize kutsanmış gibi yüreğin her derinine inen birre basamak gibi ve mahsus mahal gözlerimin önüne bir yezidi din adamını getiriyor ateş yakmak istiyor insan.Ki gökte kavurucu bir güneş varken..Ağaçlarla dolu aydınlığın girmediği sık fundalıkla kaplı içini göstermeyen bütün girişleri kapalı ormanı anımsatan bir yüz geniş ve rüzgarda esen pederşahi bir sakal iki yanağını kaplamış yüzyıllar boyunca şehvetli dudakjlarını örtmüş ve ağaç kabuğu gibi çatlakları olan o esmer tenini sarmış.Parmak kadar kalın olan ve ağaç köklerini andıran gür kaşları alnının ortasında adeta birbirine dolanmış gür ve ağarmış saçları ise çalkalanan köpüren bir deniz gibi her yanından adte tropik dallar fışkırıyor konuşunca.İşte o ihtiyar yezidiye dalıp gittim bu şiirde şimdi.Müthiş bir şiir Bir an kendimi laleş tapınağında buldum bu şiirde yanından kalkılan kadın o tapınaktı...Ve ben o tapınakta ateş yakmak istedim...Nefis bir şiir...
Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Son Yazılarım

MAHŞER...ÜLKÜ GÖKSU (SETH).. SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:
ALTIN SUYU ÇİÇEĞİ DESTANI'NDAN SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2
UNUTULAN YENİÇERİ...SUNAY AKIN...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 S
İKİMİZİÇOKÖZLEDİM...HÜSEYİN YÜK ...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:
DOSTA NAZAR...SERPİL AKKAYA....SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SA
Dostoyevski ve Felsefe...DİREN YARDIMLI...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞ
ŞİZOFREN BOZUKLUKLAR...DR.OSMAN KAUR BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
KUANTUM FELSEFESİ VE MUTLULUK...CENGİZ ÖZDER ...SAVAŞ EZGİ YIL:2
BİR ŞİZOFREN'İN GÜNLÜĞÜNDEN KANAYANLAR...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ
DRAMA...HULUSİ GEÇGEL..SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
SUSTUM....TAYİBE ATAY...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
spinoza..KEMAL DÜZ
MODERN TÜRK ŞİİRİ NEREYE?...HAYRİYE ÜNAL...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞI
ŞİİR İÇİNDE NOTALAR...ŞEYDA BOSTANCI...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI
ŞİZOFRENİK BOZUKLUKLAR...PROF.NEVZAT YÜKSEL...BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2
EYLÜL ÜSTÜ AYRILIĞI...EMİNE DENİZ...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:
SONBAHAR YAĞMURLARINDA BABAM...CİMCİMEDA..SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞ
SUSKU....ASLI ŞAHİN...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
SONBAHARDA KÖREBE...GÜVEN TUNÇ...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 S
ÜŞÜYEN BİR SONBAHAR DEFTERİMDE SARI...KORAY FEYİZ....SAVAŞ EZGİ
KANADI KIRIK TURNA...NURİ CAN...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SA
Uzakları Yakın Et, Gel Artık!....BİLGE TANYUKUK..SAVAŞ EZGİ BİLİ
KIRIK AYNALAR..MÜNİRE DANİŞ....SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAY
ŞİZOFRENİ...EZEL GÜREL...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
BAYAN ŞİZOFREN...DUYGU ÖZBEK...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAY

Kategoriler

Arkadaşlarım

burcuyalkin