Kültür Sanat ve Edebiyat dergisi

26/5/2007 - KAYIP KITA MU VE ATLANTİS.. bilinç ışığı

Kategori: deneme

 

KAYIP KITA MU VE ATLANTİS...


Bal yıldızı artık sadece gök ve deniz olan yere düştüğünde, altın kapıları ve saydam sarayları olan yedi şehir sarsıldı ve fırtınadaki yapraklar gibi sallandı;ve birden,saraylardan ateş ve duman seli yükseldi.İnsanların acıları ve yakarışları havayı kapladı. İnsanlar mabetlerine ve kasabalarına sığındı ve bilge Ra Mu yerinden kalktı ve şöyle dedi;"Bütün bunların kehanetinde bulunmamışmıydım.

En değerli taşları ve parıldaya giysileri ile kadınlar ve erkekler "Kurtar bizi Ra Mu!"diye yakardı . Ve Ra Mu "Hepimiz hizmetkarlarınız ve zenginliklerinizle öleceksiniz ve küllerinizden yeni nesiller doğacak . Şayet onlar da üstünlüklerinin giydiklerinden değil de ortaya koyduklarından kaynaklandığını unutacak olursa,onlar da aynı kadere razı olacaklardır"dedi 
Alevler ve dumanlar Ra Mu'nun sözlerini
örttü ve toprakla birlikte onun üzerinde yaşayanlar paramparça olarak derinlikler tarafından yutuldular.
 
( Heinnrich schliemann tarafından Tibet'teki eski Budist Lhasa Tapınağı'nda bulunan Lhasa Kayıtlarından )
 
Can'ın altıncı gününde, Zac ayının onbirinci Muluc'unda korkunç yer sarsıntıları meydana geldi ve on üçüncü Chuen'e kadar devam etti. Kil Tepeli Mu diyarı ile Moud diyarı bu sarsıntıların kurbanı oldu.İki kere sarsıldılar ve akşam aniden gözden kayboldular. Dünyanın yüzeyi bir çok yerinde yer altı güçleri sonucu sürekli inip kalktı ve sonunda gerilime dayanamayınca bir çok ülke derin yarıklarla ayrıldı. Sonun da her iki diyar da bu kadar gerilime dayanamayarak 64.000.000  kişi ile birlikte battı. Bu olaylar 8.060 yıl önce meydana geldi.
 
( Belgelerinden. Bu belge British Museum'da korunan Codex Troanus olup, 1.500 ile 5.000 sene öncesine ait olduğu tahmin edilmektedir. )
 
Kuvvetli koluyla Homen Dünya'nın gün batımında ve akşam sallanmasına neden oldu. Toprak tepelerin diyarı Mu battı... Çökertinin (Denizin) hayatı olan Mu Homen tarafından akşam batırıldı...
Ölü hükümdarların mekanı iki kere temellerinden
hoplatıldıktan sonra artık yaşamıyor, hareket etmiyor. Derinliğin kralı yukarı çıkarken onu aşağı ve yukarı titretti, öldürdü ve batırdı...
Mu iki kere temellerinden hopladı;daha sonra ateşle kurban edildi. Yer sarsıntıları ile aşağı yukarı şiddetlice titrerken infilak etti. Her şeyin solucan yığını gibi hareket etmesini sağlayan büyücü ona tekme atarak, onu o gece kurban etti.
 
(Madrid ulusal müzesi'nde korunan Codex Cartesianus olup bu yazıttaki dil daha mistik olup bir dereceye kadar gizli sembolizm kullanılmıştır...)

Günümüzden 3.000 Yıl önce yazılmış Hintlilerin kutsal destanı mahabharata'da uzak geçmişte İnsanoğlunun kullandığı bir silahtan söz edilir"Dumansız bir ateşin ışıltısına sahip olan ve alevler saçan bir mermi atıldı. Birden her yer karanlığa gömüldü. Daha sonra gözleri kör eden bir ışık ve kulakları sağır eden bir gürültü çıktı.Ardından meydana gelen büyük ısıda sular buharlaştı. Filler, atlar, insanlar bir anda kavruldu. Ağaçlar tamamen yandı. Her yer yeniden aydınlandığında koca ordudan geriye sadece bir avuç kül kalmıştı"...
 
BİR LEMURYALI'NIN İNSANLIĞA MESAJLARI....


Yerkürenin çekirdeğindeki büyük patlamalardan ötürü, Lemurya'yı oluşturan kara kütlesinin parçalanıp dağılmaya başladığını büyük bir üzüntü ve korkuyla
gördük. Depremler, dev dalgalar ve volkanik patlamalar kıtamızı paramparça etti. Yinede sevgili kıtamız, parçalanırken bile, biz diğer insanlara hepimizin kutsal kökenini hatırlatacak sevgi dolu mesajlar gönderdik. Yerkabuğu kayarken Lemurya kıtasının bir çok parçası suya gömüldü. Okyanus suları boşlukları kapladı ve 64.000.000 milyon lemuryalı öldü...
Hepiniz Lemuryalısınız ve bizim mesajımız sade basittir. Unutmadığınız o doğal varoluş halinizi hissetmekten, kalbinizin derinliklerinde bilmekten başka yapacak bir şey yoktur. Siz yalnız yada kaybolmuş değilsiniz. Birbirinize sahipsiniz ve birbirine sahip olmak Tanrı'yı bilmektir, evreni bilmektir, evrensel bilgeliği bilmektir.Ruhunuzun büyük bir ihtiyaç duyduğu, Açlığını çektiği, anlamak için mücadele ettiği şey çok sade ve basittir. Bu SEVGİDİR. Kendinizi sevmektir. Başkalarını sevmektir, doğayı sevmektir ve evreni sevmektir. Siz bunu biliyorsunuz. Size söyleyeceğimiz yeni bir şey yok. Kalbinizi açın ve onu hissedin, bizi hissedin, kendinizi hissedin Kırılmalarınız bırakın ve sevinci içinize alın. Bu çok kolaydır. Sadece bırakın. Siz sevgiyle kuşatılmış
haldesiniz, Sevginin altın ışığı tarafından besleniyor ve sarılıp sarmalanıyorsunuz. Onun sizi kollarında şefkatle salladığını hissedin.Siz yuvadasınız.evrenin en derin kalbindesiniz.
Bir kelebeğin renkli uçuşu,bu sizsiniz.Siz güzel kanatlı bir yaratıksınız ve ne kadar mükemmel olduğunuzu bilmeye ihtiyaç duyuyorsunuz.Kartalın uçuşu, bu da sizsiniz.Siz güçlüsünüz, akıllısınız, her şeyi görensiziniz, gezegenin üzerinde, yuva'dan uzaktaki yuvanızın üzerinde görkemli bir biçimde süzülerek uçuyorsunuz.
Yağan yağmurun başınızı öpüşünüzü hatırlayın. Rüzgarın saçınızdaki fısıltısını. Bir bülbülün huşusunu, bir yavru kedinin teninizdeki yumuşaklığını,bir insan hücresindeki yaşamı, ayağınızın altındaki bir taşın derinliklerinde başka boyutları, başka dünyaları hissetmeyi,bilmeyi Siz ve onlar birsiniz.Siz ve Tanrı birsiniz.Yolu unutmuş olduğunuza dair korkularınızda,kabuslarınızda olan dışında hiç bir ayrılık yoktur.Ama biz kristalleri ayaklarınızın önüne yayıyor ve yolu aydınlatıyoruz.Bu yol ay ışığı,yıldızlar ve gözlerinizde birbirinize duyduğunuz sevginin yansıması olan parıltılar tarafından aydınlatılıyor.
Tek zorluk sizin bildiğiniz,hissettiğiniz dünyada en çok umursadığınız şeye güvenmemenizden kaynaklanır. Bu odur! Tam oradadır!Buraya yapmaya,paylaşmaya,dünyaya vermeye geldiğimiz şey.Meşale her an daha çok parlamaktadır.Siz uçurumun kenarında duruyorsunuz.Aşağı
önemli bir parçasınız. Siz olmasaydınız hiç bir ışık olmazdı.Siz olmasaydınız evren yok olurdu. Siz olmasaydınız bir evren de olmazdı.
Siz bizimle bir'siniz.Sizi sevgiyle kucaklıyoruz.En tatlı rüyalarınız besliyoruz.Özgürlüğünüz, benzersizliğinizi aziz tutuyoruz.Bizimle birlikte olmanızı istiyor, Bunun özlemini çekiyoruz.Yuvaya gelin.Şimdi yuvaya gelin!
 
MU VE ATLANTİSE DAİR KANITLAR....
 
Atlantis efsanesinin yüzyıllardır yaşatılmasında ki en büyük sebep Platon ( Eflatun ) dur. İki büyük yapıtı Criatas ve Timaeus klasik akademisyenlerden
rahiplerden,filozoflardan, sıradan insanlara dek herkeste polemik yaratmıştır.
Ve Platondan yüzyıllarca sonra ancak Mu Ve Atlantisin varlığını kanıtlayan belgelere ulaşılmıştır.Bunlar nelerdi? Bilimsel temelleri varmıydı?

KANITLAR.....
 
1. Hindistan. Çin, Burma. Tibet ve Kamboçyada bulunan çeşitli yazılar ve kitaplar.
2. Naacal tabletleri ve efsaneler
3. Yukatan ve Orta Amerika'da bulunan çeşitli tabletler, semboller ve efsaneler.
4. Pasifik adalarında özellikle Tahiti Samoa,Tonga,Cook gibi adalarda bulunan arkeolojik kalıntılar.
5. Meksika ve Meksiko City yakınlarında bulunan taş tabletler.
6. Kuzey Amerika'da bulunan ilkel Amerikalıların yazıları, Kitabeleri.
7. Eski Yunan Filozoflarının kitapları.
8. Bu belgelerden en önemlileri Arkeologlarında bilimsel olarak gördükleri pişmiş tabletler.
9. Mısır'ın ölüler kitabı
 
Bu belgelerden en önemlileri bilimsel belge olarak görülen pişmiş tabletlerdir. Çünkü Arkeologlar bilimsel belge olarak değerlendirmişlerdir. Bu tabletlerde ki bilgilere göre :Mu uygarlığı Pasifik okyanusunda var olan 10000.Yıl önce yeşermiş ve yaklaşık 12000 yıl önce çeşitli deprem ve volkan patlamalarıyla birlikte suya gömülmüş olan bir uygarlıktır.
Mu ve Atlantis kıtası aynı dönemde batmıştır.
İngiliz Kolombiya'sında yaşayan genç bir Kanada'lı olan Randy Flemming Atlantis ile ilgili M.Ö. 10.000'de geçen bir bilim kurgu romanı yazdı. Antartika'nın şu anki yerinin,Atlantis için güzel bir mekan oluşturduğuna karar verdi. Viktoria Kütüphanesinde kütüphanecilik işine başladığın da, Hapgood'un Maps of the Ancient  sea kings kitabıyla karşılaştı ve Antartika'nın buzulsuz halini gösteren haritayı gördüğünde 17.Yüzyılda Cizvit arkeolog Athanaius Kircher'in çizdiği Atlantis haritasını hatırladı.Üniversite kütüphanesi elinin altındaydı.Atlantis hakkında ciddi bir araştırmaya girdi.Kendisi de bir kütüphaneci olan eşi Rose'unun Kanada Milli Atlası'nı ona vermesiyle önemli bir adım daha atıldı. Atlasta yuko'nun kuzeyi ve bazı Arktik adaları,son buzul çağı boyunca buzlarla kaplanmamış haliyle gördü. Bu garip anormalliğe şaşırmaktayken, Hapgood'un dünyanın kayan kabuğuyla ilgili teorisini duymuştu.Hapdood'un teorisinin Antartika'yı M.Ö.15.000'de Ekvatorun 4000 km yakınına getirdiğini gördü.
Başlangıç noktaları Platon olan ve yasalar cilt  3.Ciltte yer alan şu söz oldu.Buna göre tarım,alçaktaki tüm şehirleri tahrip eden büyük sel felaketinden sonra yüksek bölgelerde başlamıştı. Platon.Atlantis'in yıkılış tarihini M.Ö.9600 olarak veriyordu.Randy ve Rose Flemming sovyet bitki bilimcisi Nikolai Ivanovitch Vavilov'un dünyanın her yerinden 50.000'in üzerinde yabani bitki topladığına ve bunların sekiz başlangıç merkezinden geldiği sonucuna vardığına dikkat çekerler. Ayrıca tarımın başlangıcıyla ilgili modern bilimsel raporlar, kabaca o döneme tarihlendirilirler. En önemli yüksek tatlı su gölü olan Peru'daki Ticaca gölüdür.İşin tuhafı,tarımın başladığı düşünülen bir diğer dağlık alan ise dünyanın bir diğer ucunda bulunan Tayland'ın yüksek kesimleridir.Hapgood'un teorisi aslında bu bölgeleri,iddia ettiği  büyük felaketlerden sonra düzenlilik gösteren bölgeler olarak işaret etmekteydi.
Mısır dünyanın kabuğu kaymadan önce Tropikal bir ülkeydi.Şimdi ise ılıman bir iklim hüküm sürmektedir.Hapgood'a göre Girit, Sümer, Hindistan ve Çin'de böyleydi.Ve Dünyanın ekseninin kayması bir çok efsaneye konu olmuştur.Uteler,Kutenai,Okanagan,A'a'tam,Cahto,Cherokeeve perudan Araucanianlar gibi Amerikan yerli kavimlerinin felaket mitolojilerini tartışırlar.Hepside ardından büyük yıkım getiren selleri ve şiddetli depremleri anlatırlar.
Nuh'un gemisi Hikayesine neredeyse akraba sayılan Kanada'nın kuzey batısındaki Haidaların mitolojileri önemlidir.
Dünya'nın her yerinde aynı hikaye anlatır aslında.Güneş normal rotasından sapar.Gök düşer.Yerküre depremlerle şiddetle bükülüp parçalanır.Ve sonunda büyük bir su dalgası küreyi yutar.Kurtulanlar,böyle bir felaketi tekrar yaşamamak için her türlü yola başvururlar.Sihirli bir çağda yaşadılar.Güneş tanrısını sakinleştirecek yada rotasını kontrol edecek özenle hazırlanmış aletler yapmak doğal ve gerekliydi.
Flemming çifti 1995'te When thr sky Fell(Gök düştüğünde)adlı kitabı yayınladılar.M.Ö.91.600 de kayan yerkabuğunun Avrupa'ya Arktik dairenin içerisine doğru hareket ederken,bir diğerinin M.Ö.50.600'de Kuzey Amerika'ya kutup bölgesine doğru hareket ettiğine dair kanıt gösterdiler. Flemming'lerin sunduğu kanıt,günümüz Antartikasını Efsanevi Atlantisin yeri olarak gösteriyor.M.Ö.15.000' lerde başlayan bazı yerkabuğu kaymaları  M.Ö.9600'de ani kaymalarla son buldu. Platona göre bu atlantis ve Atinalıların afetsel alt üst olmalara maruz kaldığı bir dönemdi. Demek ki dünya dört büyük tufan yaşamıştı.

MU VE ATLANTİS İÇİN İKİNCİ EN ÖNEMLİ KANITLAR...
 
NAAKAL TABLETLERİ ve WILLIAM NIVEN  tarafından Meksika'da keşfedilen büyük bir taş tablet koleksiyonu..
 
Hindistan'da Bengal mızraklı süvarisi olan(Kimine göre İngiliz Haber alma servisiyle bağlantılı memur olduğu söylenir)olan Albay James Chuchwar  eski dinleri araştırırken Hindistan da bir manastırda bir Brahmin rahip olan Rishi ona üstü maya yazıtlarıyla dolu olan tabletleri göstermiş ve ona  Naga Maya dilini  2 yıllık bir çalışma sonucu öğretir.Çeşitli sembollerden, şekillerden  çok eski ölü bir dilden yazılmış  Mu kutsal metinlerinden kopya edildiğini söylemiştir.Naga Maya dili Hindistan'daki arkaik Sankritçe olarak bilinen en eski Hint dilinden daha eskidir. Rahibe göre bunlar kayıp kıta Mu ile ilgili yazılardı.Tabletler 15000 yıl önce  yazılmıştır ve Hindistan'a Mu'nun bilim rahibi dedikleri Naaakallar tarafından getirilmişlerdir.Mu kıtası bu tabletlerde Pasifik'te gösteriliyordu.Mu dini kutsal sembolleri, yaşamlarının tümü bu tabletlerde vardı.
15.000 bin yaşında oldukları belirtilen Naakal tabletlerinde evrenin başlangıcı ve ortaya çıkışı konusunda ayrıntılı öngörüler bulunmaktadır.Bu tabletlere göre Evrenin başlangıcında sadece Ruh vardı. Daha sonra bu ruhtan bir Kaosun hakim olduğu Uzay vardı.Zamanla Kaos yerini düzene bırakmaya başladı ve uzaydaki şekilsiz ve dağınık gazlar bir araya geldi.Bu gazlar güneş sistemini ve gezegenleri oluşturmak için katılaştı.Katılaşma sırasında önce hava sonra su oluştu.Sular dünyayı kapladı.Güneş ışıkları havayı ve suyu ısıttı.Bu ışıklar Toprak altındaki Ateş,üzerinde su bulunan toprakları yükseltti Güneş ışıkları suyun içinde ve balçıkta kozmik hayat yumurtalarını ( Rna ve Dna )
oluşturdu. ilk hayat sudan çıktı ve tüm yeryüzünü kapladı.
Churchward 5 tane Mu kitabı yayınlamıştır.
William Niven bağımsız bir  Jeolog ve arkeolog'tu.1921 Ve 1923 Yılları arasında Meksika da yaptığı araştırmalarda 11.500ve 12.000 Yıl önce yazıldıkları saptanan 2600 dolayında Tablet buldu.Bu tabletlerdeki yazılar ne Niven tarafından,ne de tabletler üzerinde uzun bir inceleme yapan Carnegie enstitüsü uzmanlarından Dr. Morey tarafından okunamadı.Tabletlerin varlığını duyan Albay Churchwar Meksika!ya gitti ve Hindistan da öğrendiği Naakal diliyle yazılı olduklarını ispatladığı Meksika tabletlerini çözmeyi
başardı. Naakal tabletlerinde eksik kalan bilgilerini Meksika tabletleri ile tamamlayan Churchward, batık uygarlık Mu hakkında büyük yankı getiren eserlerini yazdı.
 
Churchwar'ın Mu felaketine ilişkin sunduğu tarihler,Yukatandaki Chichen Itza da bulunan Kral Canı'ın en büyük oğlu ve Başrahip olan Cayı'ın anıt mezarındaki bulgulara dayanmaktadır.Bu bulgulara on iki başlı bir yılan kabartması da dahildir.Bu yılanın can hanedanı öncesinde hükümdarlığını sürdüren ve 18000 yıllık bir zaman dilimine yayılan on iki Maya Hanedanı'nı temsil ettiğine dair bir yazıda bulunmuştur.
Cudex Troanus'a göre Can kralı yaklaşık 16.000 yıl önce yaşamıştır.Bu rakama 18.000
eklendiğinde34.000 yıl,yani yaklaşık M.Ö.32.000 Yılı anlamına gelmektedir.Can Hanedanı'nın hükmünün ne kadar sürdüğüne ilişkin kesin bir kanıt olmadığından bu hanedandan öncede başka bir hanedanlık olabileceğini vurgulayan Churcward, Maya kralının hükümdarlığının yaklaşık olarak M.Ö.33.000 yılına dayandığını hesaplamaktadır.Ona göre Maya Mu'nun Ana kolonilerinden biriydi.Mu'nun bu büyük göçten öncesine uzanan tarihi dikkate alındığında,Mu'nun Dünya üzerinde bulunduğu tarihi en azından M.Ö. 45.000 ile 50.000 Yıllara kadar dayandırıla bilmektedir.Bu rakamlardan bazıları,özelliklede kral hanedanlıklarının 18.000 yıllık hakimiyetleri Çinlilerin kitabı Tchi'de doğrulanırken JAPON, Hindu ve Mısır kayıtları Atlantis öncesi bir antik kültürün varlığını belirtmektedir.


PLATON'UN ADA KITASI

Her ne kadar Eflatun orijinal yerli isimlerinin uzun süre önce kaybolması nedeniyle, Yunan isimlerinin kolaylık için kullanılmış olduğu konusunda okuyucularına bilgi verse de, hikayesine kuşkuyla yaklaşan birçok kişi bu kullanımları hikayenin geçersizliğine ithaf etmektedir. Yunan Mitolojisi'ne göre Zeus, Poseidon ve Hades kardeşler sırasıyla gök, okyanus ve cehennem diyarlarını aralarında bölüştüklerini belirtmektedir. Benzer şekilde Eflatun da "Denizlerin Tanrısı" olarak Poseidon'un Atlantis Kıtası 'nın hakimi olduğunu aktarmaktadır. Böylece hakimiyetini kurduktan sonra ölümlü
bir kadından çocuk sahibi olunca, bu yarı insan, yarı ilah aile adanın en iyi kısmına yerleşmişlerdir. Böylece Atlantis Hanedanlığı başlamış oldu.
Platon hikayeyi şu şekilde sunmaktadır:
Deniz tarafında ve bütün adanın ortasında tüm ovaların en iyisi ve en verimlisi olduğu söylenen bir ova vardı. Ovanın yakınlarında, yaklaşık elli stat ve yine adanın ortasında fazla yüksek olmayan bir dağ vardı. Bu dağda, dünyada doğmuş olan ilkel insanlardan olan Evenor ile eşi Leucippe ve tek kızları Cleito yaşamaktaydı. Genç kız kadınlığa doğru adım atarken anne ve babası öldüler. Poseidon kıza aşık olup onunla evlendi ve yeryüzünü bölerek, üstünde yaşadığı tepeyi ayırarak bir kısmı toprak, bir kısmı su olan irili ufaklı bölgelerle çevirdi.
İki kara, iki su bölgesi vardı ki, bunların adanın merkezini sarmasını sağladı ve o zamanlarda gemiler ve deniz yolculukları henüz bilinmediğinden adaya varmak imkansızlaşmıştı. Kendisi Tanrı olduğundan adanın merkezi için özel ayarlamalar yapmakta zorlanmadı ve yeraltından su kaynaklarını alarak, biri sıcak biri soğuk akan iki nehir oluşturdu ve her tür yiyeceğin bollukla topraktan fışkırmasını sağladı. Ayrıca tohumunu saçarak beş çift oğul doğurttu ve Adantis'i on kısma böldü. Bu oğul çiftlerinin en büyüğünün daha büyük olanına annesinin diyarını ve etrafını saran toprakları verdi ki, bu topraklar en büyük ve en verimlisiydi. Bu oğul diğerlerine hükmeden kral oldu ve diğer oğullarını da prens yaparak onlara da hükmedecekleri birçok adam ve büyük topraklar verdi. Ve oğullarının adlarını da kendi seçti ve en büyük oğluna "Atlas" adını verince adanın adı da bu addan türeyen "Atlantis" oldu.
Bölgenin adı o diyarlarda hala Gades olan, adanın Herakles Sütunları 'na olan uzantısının hakimiyetini alan kralın ikiz kardeşinin adını Helen dilinde Eumelus, hakim olduğu topraklann dilinde, Gadierus (Gadiz) koydu. İkinci ikizlere Ampheres ve Evaemon adlanm verdi. Üçüncü ikiz çiftine Mneseus ve Autochthon adlarını verdi. Dördüncü ikiz çiftinin adları Elasippus ve Mestor oldu. Beşinci çifte ise Azaes ve Diaprepes adlarını uygun buldu.
Tüm bunlar ve onların çocukları açık denizdeki adaların yerlileri ve hakimleri idi ve daha önce de belirtilmiş olduğu üzere Sütunların diğer tarafındaki topraklarda da Mısır ve Tyrrhenia'ya uzanan diyarlarda da hakimiyetleri bulunmaktaydı,
Atlas'ın kalabalık ve asil bir ailesi vardı ve ülkenin hükümdarı nesiller boyunca daima en büyük oğul oldu ve bu ailenin daha önce başka kral ve hükümdarlarda görülmemiş ve muhtemelen bir daha görülmeyecek bir zenginliği vardı. Şehir ve toprakların da ise akla gelebilecek her şey bulunurdu. Bunun nedeni adanın yaşamları için gereken her şeyi sağlaması, diğer maddelerin ise imparatorluğun büyüklüğü nedeniyle başka diyarlardan gelmesiydi. İlk zamanlarda adada bulunan tüm madenIeri ve metalleri ve artık ismi dışında bir önemi olmayan ama o zamanlarda yaşayan insanlar için altından sonraki en değerli maden olan orichalcumu kazdılar. Marangozların zanaatı için bol tahta, hem evcil hem vahşi hayvanlar için bolca yer vardı. Dahası, adada fil de vardı. Gerek gölde, bataklıkta ve nehirde, gerekse dağda ve ovalarda yaşayan hayvan türlerinin hepsi mevcuttu. Ayrıca ister kök, ister baharat, ister tahta, ister çiçek ve meyvelerin özü olsun, dünyadaki kokulu maddelerin tamamı adada yetişmekteydi. Gerek bakliyat adını verdiğimiz yenebilir kuru meyveler, gerekse içkilerimizde, etlerimizde, yağlarımızda ve kaplamalarımızda kullanıp zaman zaman eğlence olarak gördüğümüz, zamanı gelip de doyduğumuz ve yemekten bıktığımız zaman tatlı niyetine yediğimiz, bayatlamaya meyilli sert kabuklu meyvelerden oluşan, yetiştirilen meyveler de Güneşin okşadığı adada en güzel tatları ile bollukta bulunurdu.Tüm bunları onlara toprak bahşetmekteydi.
Burada yaşayanlar kendilerini mabet ve saray ve liman ve iskele yapımına adadılar ve ülkenin tamamını şu şekilde düzenlediler:
İlk önce antik metropolü saran deniz bölgelerinden köprüler geçirdiler ve
böylece Kraliyet Sarayı'na yolu açtılar ve sonra da saraylarını Tanrı 'nın ve atalarının tarzında inşa ettiler. Bu binayı nesiller boyunca süslemeye devam ettiler ve tahta çıkan her kral bir öncekinden daha fazlasını ekleyerek sonunda sarayı büyüklük ve güzellik açısından görmeye değer bir eser haline getirdiler . Ve denizden başlayarak en dış bölgeden dahi geçerek saraya ulaşan üç yüz ayak genişliğinde, yüz ayak derinliğinde ve elli stat uzunluğunda olup büyük gemilerin girmesine olanak sağlayacak kadar geniş ağzıyla liman halini alan bir kanal inşa ettiler. Dahası deniz alanlarını kesen kara alanlarını bölerek bunları büyük gemilerin geçebileceği kadar geniş ve üstü kapalı köprülerle bağladılar ve bu alanların sahil şeritleri yükseltilmiş olduğundan gemiler bunların altından geçerken zorlanmadılar.
Denizden geçit açılmış olan alanların en büyüğü üç stat genişliğindeyken bir sonraki alan da bu genişlikteydi ama bundan sonraki iki deniz ve kara alanları sadece iki stat genişliğindeydi. Adayı saran merkez alan ise, sadece bir stat genişliğindeydi. Sarayın durduğu adanın çapı beş stat idi. Bu adayı ve alanları, köprüleri her iki tarafında kule yükselen taş duvarlarla sardılar ve denizden geçit olan köprülere de kapı inşa ettiler. Bu duvarlarda kullandıkları taşı, adadan ve hem iç, hem dış alanlardan sağladılar. Taşlardan biri beyaz, biri siyah, biri ise kırmızıydı ve bu taşlar için kazı yaptıkça üstü kayalarla örtülü iskeleleri de kazmış oldular.Bazı binaları basit yapıdaydı ama diğerlerini farklı taşları beraber kullanarak doğal olarak süslemiş oldular. En dış alanı saran duvarı pirinçle kapladılar. Sonraki duvarı kalayla kapladılar ve şehri saran üçüncü duvarı da kırmızı ışık saçan orichalcum ile kapladılar.İç şehirde bulunan mabetleri de şu şekilde inşa edildiler:
Adada kimsenin giremediği Cleito ve Poseidôn'a ithaf edilmiş bir kutsal mabet vardı ve bunun etrafı altın ile kaplanmıştı. Mabedin bulunduğu nokta ilk on prensin tohumlarının saçılarak asil ırkın oluşturulduğu yerdi. Her sene on bölgenin halkı toplanarak yetişen meyveleri her birine adak olarak sunmaktaydı. Burada ayrıca Poseidon'un kendi mabedi bulunmaktaydı ki, bu mabet bir stadyum uzunluğunda , yarım stat genişlik ve yükseklikte olup bir çeşit barbar güzellik yansıtmaktaydı. Mabedin uç noktaları altınla, gerisi gümüşle kaplı idi. İçte ise tavan fildişindendi ve her tarafı altın, gümüş ve orichalcum iİe bezenmişti. Yer ve duvarlar ve sütunların tamamı orichalcum ile kaplıydı. Mabedin içine altından yapılma heykeller yerleştirdiler. Heykellerden biri altı kanatlı atın çektiği arabasında ayakta duran Tanrı'nın kendisiydi ve bu heykel o kadar yüksekti ki, başı tavana ulaşıyordu. Bu heykeli saran yüz tane de yunus balığına binmiş deniz perisi bulunuyordu ki, o zamanlar sayılarının yüz olduğu sanılmaktaydı. Mabedin içinde ayrıca özel şahısların bağışlamış olduğu başka sahneler de vardı. Mabedin dışına on kral ve onların eşlerinin altın heykelleri konuldu. Ayrıca şehrin kendi içinden ve hakimiyetinin olduğu diğer
diyarların şehirlerinin krallarından ve özel şahıslarından gelen daha birçok bağışda vardı. Bunun dışında mabedin boyutlarına ve ustalığına uygun bir sunak ile aynı şekilde ülkenin büyüklüğüne ve mabedin muhteşemliğine uygun saraylar vardı.
Sonraki yerde hem soğuk, hem sıcak su çeşmeleri kullandılar ki, bunlar çok boldu ve sularının tatlığı ve mükemmelliği nedeniyle her iki tür çeşme de her türlü kullanıma açıktı. Bu çeşmelerin etrafına binalar ve uygun ağaçlar diktiler. Ayrıca sarnıçları vardı ve bunlardan üstü .kapalı olanları kışları hamam olarak kullanılmaktaydı. Kralların hamamları ve özel kişilerin hamamları vardı ve bunlar birbirinden ayrı dururdu. Ayrıca kadınlar, atlar ve öküzler için hamamlar vardı ki, bunların süslemeleri de her birinin gerektirdiği kadar olurdu. Hiçbir şekilde kullanılmayan suyun bir kısmı toprağın bereketi nedeniyle her tür boyda ve güzellikte ağacın büyüdüğü Poseidon'un korusuna akardı. Geri kalanı su kanallarından geçerek köprülerin üstünden dış alanlara aktarılıyordu.Ve birçok Tanrı' ya adanmış olan birçok mabet bulunuyordu. Ayrıca bölgelere ayrılma sonucu ikiye. ayrılan adanın her iki kısmında bahçeler hem er keklerin, hem de atların egzersiz yapabileceği alanlar vardı. Ve bu adalardan daha büyük olanında bir stadyum genişliğinde ve bir stadyum eninde atlar için bir yarış pisti bulunurdu. Bunun dışında belli aralıklarla bekçiler için yerleştirilmiş bekçi kulübeleri bulunurdu. Bunlardan daha çok güvenilenlerine Akropolis' e yakın dış alanlarda görev verilirken en çok güvenilenlerine şehir içinde evler, krallar ve onların mahiyetinde olanların arasında görevler verilirdi.
İskeleler savaş ve ticaret gemileri ile dolup taşıyordu ve hepsi de kullanıma hazır durumdaydı. Kraliyet sarayından bu kadar bahsetmek yeterli sanırım.
Sayıca üç tane olan dış limanları geçtikten sonra,denizde başlayan ve tüm her yeri çevreleyen bir duvara gelirdiniz ki, bu en büyük alan ve limandan her yönden elli stat uzaklıktaydı ve adanın tamamını içine alarak denize açılan kanalların orada iki ucu birleşirdi. Bu bölgenin tamamı sık yerleşimlerle kaplıydı ve kanal ile liman dünyanın her yerinden gelen gemi ve tacirlerle dolu
olur, bunlardan yükselen insan sesleri gece gündüz duyulurdu.
Şehrin ve antik sarayın bölümleri hakkında sunmuş olduğu betimlemeleri, elimden geldiğince tekrarlamış bulunuyorum. Artık sıra doğanın ve ülkenin geri kalanının düzenlenmesini aktarmaya geldi:
Ülkenin tamamı oldukça yüksek ve dik olarak tarif edilse de, şehri saran topraklar oldukça düz olup etrafı denize uzanan dağlarla sarılıydı. Bu topraklar düz ve yayvan olsa da, uzun bir yapısı vardı ve bir tarafı üç bin stat uzanırken, dağlardan adanın orta kısmına uzanan kısmı iki bin stat uzunluğundaydı. Bu ada Güney' e baktığından Kuzey' den daha korunaklıydı. Ve bu bölgeyi saran dağları güzellikleri ve büyüklükleri nedeniyle anlata anlata bitirememişti. Bu dağlar şu an var olan tüm dağlardan daha yüksekti ve zengin köyler, ırmaklar ve göller, vahşi ve evcil her türlü hayvana yiyecek sağlayan otlaklar, her tür orman, her tür işe uygun ahşap ile kaplıydı.
Şimdi de çağlar boyunca birçok kral nesli tarafından işlenen ovayı tarif edeceğim:

Dikdörtgen şeklindeydi ve çoğunlukla düz ve uzundu ve bu düz çizginin ardından yuvarlak hendek gelirdi. Bu hendeğin uzunluğu ve eni ve derinliği inanılmaz boyutlardaydı ve birçok yapı gibi oda insanlar tarafından yapılamayacak kadar muhteşem görünüyordu. Ama ben duyduklarımı aktarmalıyım.
Bu hendek yüz ayak derinliğinde, bir stat genişliğinde ve tüm çevreyi saran uzunluğu on bin stat idi. Dağlardan inen ırmaklarla besleniyor, yer yer şehre ulaşarak tarlaların etrafından geçiyor ve suyu denize ulaştırıyordu. Aynı şekilde ovayı düz kesen yüz ayak genişliğinde ve dağlardan inen kanallar tarlalar arasından geçerek hendek aracılığıyla denize ulaşıyordu.
Bunlar yüz stat aralıkla kazınmış olup, dağlardan tahta, tarlalardan meyveleri toparlayarak bir kanaldan diğerine geçen gemiler bunları şehre ulaştırırdı.Yılda iki kez hasat yapılırdı, bunlardan ilki kışın yağmurları sayesinde toparlanıyor, diğer hasat ise kanallarda akan su sayesinde toplanabiliyordu. nüfusa gelince, ovadaki her bir parselin başına askeri hizmette bulunmaya müsait bir şef atanırdı ve bir parselin boyu da her bir yöne on stat olup parsellerin toplamı altmış bini bulurdu.Ve dağlarda ve toprakların geri kalanında yaşayanların da birçok lideri olurdu ve bunlar da yerleşmelerine ve köylerine göre atanırdı. Liderden ayrıca küçük bir kalkan taşıyan savaşçının eşlik ettiği sürücüsüyle birlikte oturaksız bir hafif araba ve binicileriyle iki at ile birlikte iki ağır silahlı savaşçı, iki okçu, üç taş atıcı, mızrakçı olan üç ciritçi ve bin iki yüz gemiden birini dolduracak olan dört denizci sağlaması istenirdi. Krallık şehrindeki savaş düzeni böyleydi ve bu düzen diğer dokuz devlette farklı olup, anlatmam gereksiz bir yorgunluk olur.
Makamlara gelince en başından beri düzenleme şu şekilde yapılmıştı: On kraldan her biri kendi alanındaki kendi şehrindeki vatandaşlar üzerinde tam hakimiyete sahipti ve yasaların birçoğunda cezalandırma ve idam yetkisi de kendi elinde bulunurdu.
Hükümetlerinin birbiri ile olan ilişkisi yasaların onlara emrettiği gibi Poseidon'un buyruklarına göre yürütülürdü. Bu yasalar hem çift, hem tek rakamları şereflendirmek üzere insanların sırayla beşinci ve altıncı yıllarda toplandığı adanın ortasındaki Poseidon Mabedi'nde bulunan orichalcumdan yapılma sütuna yazılmıştı. Toplandıkları zaman halk konularını danışır, aralarında yasaları çiğneyen olup olmadığını sorgular ve çiğneyen varsa, ihlale uygun cezanın hükmünü verirlerdi. Ama bu hükmü vermeden önce birbirlerine bağ yemini ederlerdi.
Poseidon Mabedi'nin etrafındaki otlaklarda dolaşan boğalar vardı. Mabette yalnız kalmış olan on kral Tanrılar'a onlara uygun kurbanı adamak için izin almak üzere dua ettikten sonra silahsız olarak sadece kargı ve kementle boğulan avlar, yakaladıkları boğayı yasaların yazılı olduğu sütuna sürerlerdi. Kurbanın kafasına vurduktan sonra yazıtların üzerinde kurban ederlerdi. Sütunun üstünde yasaların yanı sıra uymayan kişiye korkunç lanetler okuyan bir yemin de bulunmaktaydı. Bu nedenle, geleneklerine uygun olarak kurbanı adak olarak sunduktan sonra, boğanın butlarını yakıp bir kupaya her biri için bir pıhtı kan koyduktan sonra kurbanın geri kalanının sütunun her tarafını arındırdıktan sonra ateşe sürüklerlerdi. Sonra kupadan altın kadehlere doldurup, kalanın bir kısmını ateşe döker ve sütunda yazılı olan yasalara göre hüküm süreceklerine, herhangi bir şekilde bu yasaları ihlal etmeyeceklerine, etmiş olanları cezalandıracaklarına, gelecekte de bu yasaları ihlal etmeyeceklerine, Poseidon'un yolundan şaşan hükümdarları da cezalandıracaklarına yemin ederlerdi. Her biri bu duayı kendisi ve ailesi için okuduğu sırada altın kadehinden içer ve Tanrı' nın mabedinde kadehini ithaf ederdi. Ve yemek için gerektiği kadar ara verilir ve karanlık çöküp de kurbanın etrafındaki ateş soğuduğunda her biri muhteşem güzellikte bir gök mavisi cüppe giyerek yeminlerini ettikleri korların yakınında yere oturur ve. mabetteki tüm ateşleri söndürdükten sonra eğer herhangi birine suçlama getiriliyorsa hüküm verilir ve hükmün ardından tan ağrırken verdikleri ceza altın tabletlere yazılarak bunlar cüppeleriyle birlikte anı olarak mabede bırakılırdı.
Kralların mabedin muhtelif yerlerine yazmış oldukları özel yasalar vardı ancak bunlardan en önemlileri şöyleydi: Asla birbirlerine karşı savaşa girişmeyeceklerdi ve eğer herhangi biri krallardan birini tahttan indirmeye kalkışacak olursa, hepsi birlikte onun yardımına koşacaklardı. Tıpkı ataları gibi savaş ve diğer ortak konularda birbirlerine danışacaklar, son kararı Atlas Ailesi'ne bırakacaklardı. Eğer on kraldan oy birliği elde edilmedikçe hiçbir kralın akrabaları üzerinde idam hakkı olmayacaktı.
Tanrı'nın kayıp ada Atlantis'te kurduğu yüce güç böyleydi ve daha sonra da bu gücü geleneklerin anlattığına göre şu şekilde kullandılar: Nesiller boyunca İlahi Kudret kanlarında aktığı sürece krallar yasalara uydular ve akrabaları olan Tanrılar'a karşı iyi huylu oldular çünkü gerçek ve büyük ruhlara sahiptiler . Ve hayatın sunduğu olanaklara ve birbirlerine karşı şefkat ve bilgelikle yaklaştılar. Erdem dışındaki her şeyden nefret ettiler, mevcut durumlarından endişe etmediler ve onlara yük gibi gözüken altın ile mülk edinmek konusunu hafife aldılar. Lüks yaşamları da onları bozmamış, zenginlikleri kendilerini kontrol etme yeteneklerini köreltmemişti. Çünkü kör değillerdi ve tüm bu malların birbirlerine erdem ve dostlukla yaklaştıklarında artacağını ve eğer bu malları aşırı sever ve onurlandırırlarsa içlerindeki iyiliğin körelerek dostluklarının sona ereceğini görebiliyorlardı.
Böyle bir gerçeğin farkında olmaları ve içlerinde İlahi Yönün devam etmesi sayesinde sahip oldukları maddi ve manevi değerler arttı. Ama içlerindeki İlahi Yön kaybolmaya başladığında, insan doğaları su yüzüne çıktı ve zenginliklerinin altında ezilerek önsezilerini kaybettiler ve görme yetisi olanlar onların basitleştiğini ve en kıymetli hazinelerini kaybettiklerini farkederken, gerçek mutluluğu görme yetisi olmayanlar, bu kralların erdemsiz bencilliklerinin doruğundayken onları zengin ve kutsanmış olarak gördüler.Yasalarla hükmeden Tanrılar'ın Tanrısı Zeus, şerefli bir ırkın çok zavallı bir duruma düştüğünü sezinleyerek kendilerine çeki düzen vererek düzelebileceklerini düşünerek onları cezalandırmak istedi ve dünyanın ortasında olduğu için o nesilde meydana gelen her şeyin gözlemlenebildiği en kutsal evine tüm Tanrılar'ı topladı. Ve onları toparladığı zaman onlara şunları söyledi: .., (1)
Burada Platon'un anlatımı birden kesilmektedir.

 

BiLiNÇ IŞIĞI

 

 

 

mu_serg_s___61_.jpg

mu_serg_s___59_.jpg

mu_serg_s___56_.jpg

mu_serg_s___52_.jpg

mu_serg_s___33_.jpg

mu_serg_s___32_.jpg

mu_serg_s___2_.jpg

mu_serg_s___10_.jpg


Gülten KARADAĞ Resim Sergisinden...

YARARLANILAN KAYNAKLAR:
1. Mısır'ın ölüler kitabı (Egypt the book of dead)Kozmik kitaplar yayınevi
2. Lemurya yolu Lavren.O.Thyme ve sareya Orion(The lemurian Way)Akaşa yayın ve dağıtım.
3. Batık Ülke Mu Uygarlığı, Hans Stephan Santesson (RM yayınları)
4. Edgar Cayce'nin Atlantis ve Mu ile ilgili kitapları (RM yayınları)
5. Gizli Sırlar Öğretisi, Ergun Candan (Sınır Ötesi yayınları)
6. Children of MU-MU'nun Çocukları, J.C.
7. Lemurya ve Atlantis(Lemuria and Atlantis)Kozmik kitaplar
8. Ezoterik-Batini Doktirinler Tarihi, Cihangir Gener (Gece yayınları)
9. The Sacred Symbols of MU-MU'nun Gizli Sembolleri, J.C.
10. The Lost Continent of MU-Kayıp Kıta MU, J.C.
11. Colin Wilson Kayıp miras Atlantis Ruh ve Madde yayınları





iletişim:bilincisigi@mynet.com

2/5/2007 - selamunaleyküm

Yazan: aydost__ (88.229.113.2)
İlginç bir yazı, sonuna kadar henüz okuyamadım,ancak okumaya çalışacağım.
Size söylediğim uyarıyı dikkate almamışsınız,belki de unuttunuz.Tekrar hatırlatmamın uygun olacağını düşündüğümden ve edebiyat dergilerinde yazım yanlışları yapılmaması gerektiği kanaatini taşıdığımdan naçizane hatırlatmamıı yapıyorum.Sizi kırmadığımı ümit ediyorum.
''64.000.000 milyon lemuryalı öldü''yazımı yanlıştır efenim:Ya ''64.000.000 lemuryalı öldü''yazılmalıdır yada ''64 milyon lemuryalı öldü '' şeklinde yazılmalıdır.
Gayretlerinizden dolayı tebrikler

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

2007-12-20 20:55:44 - cevap

Yazan: bilincisigi
Tam olarak verilen rakamdır bu.Lemurya özel isimdir evet.Büyüklüğü olup olmaması önemli değil mesajı önemli...
Bağlantı

2007-12-20 20:46:02 - eğer yanlışları düzeltecekseniz doğru düzeltin

Yazan: LemuriaN
Ben Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğrencisiyim. Sevgili aydost; 64.000.000 lemuryalı öldü falan diyemezsiniz. Kendi halinizle düzeltme yapmışsınız ama Lemurya özel isimdir, büyük yazılır. Önce kendimizi düzeltelim ki bu dünya daha düzgün olsun.
Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Son Yazılarım

MAHŞER...ÜLKÜ GÖKSU (SETH).. SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:
ALTIN SUYU ÇİÇEĞİ DESTANI'NDAN SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2
UNUTULAN YENİÇERİ...SUNAY AKIN...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 S
İKİMİZİÇOKÖZLEDİM...HÜSEYİN YÜK ...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:
DOSTA NAZAR...SERPİL AKKAYA....SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SA
Dostoyevski ve Felsefe...DİREN YARDIMLI...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞ
ŞİZOFREN BOZUKLUKLAR...DR.OSMAN KAUR BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
KUANTUM FELSEFESİ VE MUTLULUK...CENGİZ ÖZDER ...SAVAŞ EZGİ YIL:2
BİR ŞİZOFREN'İN GÜNLÜĞÜNDEN KANAYANLAR...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ
DRAMA...HULUSİ GEÇGEL..SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
SUSTUM....TAYİBE ATAY...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
spinoza..KEMAL DÜZ
MODERN TÜRK ŞİİRİ NEREYE?...HAYRİYE ÜNAL...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞI
ŞİİR İÇİNDE NOTALAR...ŞEYDA BOSTANCI...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI
ŞİZOFRENİK BOZUKLUKLAR...PROF.NEVZAT YÜKSEL...BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2
EYLÜL ÜSTÜ AYRILIĞI...EMİNE DENİZ...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:
SONBAHAR YAĞMURLARINDA BABAM...CİMCİMEDA..SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞ
SUSKU....ASLI ŞAHİN...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
SONBAHARDA KÖREBE...GÜVEN TUNÇ...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 S
ÜŞÜYEN BİR SONBAHAR DEFTERİMDE SARI...KORAY FEYİZ....SAVAŞ EZGİ
KANADI KIRIK TURNA...NURİ CAN...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SA
Uzakları Yakın Et, Gel Artık!....BİLGE TANYUKUK..SAVAŞ EZGİ BİLİ
KIRIK AYNALAR..MÜNİRE DANİŞ....SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAY
ŞİZOFRENİ...EZEL GÜREL...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
BAYAN ŞİZOFREN...DUYGU ÖZBEK...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAY

Kategoriler

Arkadaşlarım

burcuyalkin