Kültür Sanat ve Edebiyat dergisi

2/4/2008 - HERMETİZM..SIRLAR..bilinç ışığı

Kategori: tarih

 

 

 

 

 

 

 

 

Hermetizm...

Eski Mısır’ın dinsel-gizemsel öğretisidir. Eski Mısır’ın üç kez büyük tanrı Toth’un yapıtlarına kadar uzanan dinsel- gizemsel öğretilerinin bütünü Hermercilik ya da Hermetik Felsefe adıyla anılır. Hermes, Birçok mitolojik masallara konu olan, varsayılmış bir düşünürdür ve bu karma öğretisinin yazarı olarak ileri sürülür. 1471 yılında Marsilius Ficinus tarafından, çeşitli yunanca metinlerden Latince’ye çevrilmiştir.

Hermetik öğretiye göre ışık ruhtu, karanlık da maddedir. Ruhlar gökten süzülerek karanlık yeryüzüne iner ve maddeyle birleşirler. Bu, onlar için bir sınavdır. Yeryüzünde madde ve nesneye yenilmemelidirler. Sınavı başarıyla verirlerse yeniden büyük ışığa doğru yükselip mutlak gerçeği görebilirler, sınavı kaybederlerse sonsuza kadar karanlıklar içinde kalacaklardır.

Ruhları ölümsüz kılacak olan, dünya sınavında iradelerini kullanarak ve acı çekerek elde edecekleri aydınlık bilinçtir. İnsanlar ölümlü tanrılar, tanrılar ölümsüz insanlardır. Eşyanın dışı içi gibi, içle dış arasında hiç bir ayrılık yoktur. Küçük büyük gibidir, küçükle büyük arasında hiçbir başkalık yoktur. Evrende hiçbir şey ne iç, ne dış, ne küçük, ne büyüktür. Bir tek yasa ve o yasanın gördüğü bir tek iş vardır. Bunu anlayan, gerçeği görür.

Hermesçilik, şöyle bir evren tasarlar: Kocaman boşluğun en altında ölümlülük yeri dünya var, en üstünde de ölümsüzlük yeni Zuhal Yıldızı... Zuhal yıldızı, evrensel aklın bütün esrarını taşımaktadır, yedinci ve son kattır, ölümsüzlüğe orada erişilir. Zuhal, parlak bir ışık içindedir. Ruhlar oradan koparak, dünyaya doğru düşmeye başlarlar. Bu düşüş bir sınavdır. Düşüş, büyük ışıktan, inildikçe yavaş yavaş koyulaşan karanlığa doğrudur. ışık ruh, karanlık maddedir. Ruh, kısa bir sınama için yeryüzüne inip maddeyle birleşecek ama, maddeye boyun eğmeyecektir. Ruhun maddeye boyun eğmesi, ona yenilmesi demek, sonsuz olarak yok olması demektir. İnsan ruhu, tümel ruhun (Tanrı’nın) çocuğudur.

Sınav kazanamazsa, o ruhta bulunan tümel ışık (Tanrısal nur) sönecek, ışık yalnız başına çıktığı yere dönerek ruhu karanlıkta bırakacaktır. Ruh da, ışıksız kalınca, karanlığın içinde eriyip tükenecektir. Büyük boşluk, inen çıkan ve bu arada eriyip tükenen sayısız ruhların kasırgasıyla kavrulmaktadır. Sınav kazanan ruhlar, yedi kat göğe başarıyla yükselip ölümsüzlüğe kavuşurlar. Salt gerçeği (mutlak hakikat) öğrenirler.

Maddeye boyun eğmeyen başarılı ruh, yeryüzünde kısa sınavını verdikten sonra, ilk basamak olarak Ay’a yükselir. Ay, düşünce dehasıdır, elinde gümüş bir orak tutar, doğumları ve ölümleri düzenler. Ruhları cesetlerden kurtararak büyük ışığa doğru çeker (cezbeder).

Göğün ikinci katını yöneten Utarit yıldızıdır. Utarit, soyluluk dehasıdır. Sınavını başarıyla vermiş ve birinci katta cesetlerinden ayrılmış ruhlara, çıkacakları yolu gösterir. Bu kata çıkan ruhlar, soyluluklarını (asaletlerini) kanıtlamış ruhlardır.

Üçüncü katı Zühre Yıldızı yönetmektedir. Zühre, aşk dehasıdır, elinde aşk aynası tutar, birbirlerini unutan ruhlar, aşk aynasında birbirlerini bulurlar. Dördüncü kat gök Güneşin egemenliği altındadır. Güneş güzellik dehasıdır., başarı ışıkları saçmaktadır, pırıl pırıldır.

Başarılı ruhlar, ölümsüzlüğe yükselebilmek için böyle bir tüm güzellikten geçerler. Güneş onları tatlı ışıklarıyla okşayarak ölümsüzlüğe hazırlar.

Beşinci katı Merih Yıldızı yönetir. Merih, adaletin dehasıdır, elinde adaletin keskin kılıcını tutmaktadır. Altıncı katı yöneten Müşteri yıldızıdır, Müşteri bilimin dehasıdır. Elinde büyük gücün asasını tutmaktadır. Yedinci ve son katsa ölümsüzlüğe kavuşulan büyük aydınlık, tanrısal aklın tüm şerrine saklayan Zuhal Yıldızının katıdır.

 



Bu yarı dinsel, yarı gizemsel, bir bölümüyle felsefesel öğreti eski Mısır’ın Tep ve Memphis tapınaklarının büyük ve kutsal sırlarıdır. Bu yüzden de hiç bir papirüse yayılmamıştır. Sadece yeraltında gizlenmiş bir mağaranın duvarlarına sembolik işaretler kazılmıştır. Yüzyıllar boyunca, tapınaklar başkanları birbirlerine ağızdan anlatmaktadırlar. Böylelikle sır, ona layık olanlar başka, kimsenin eline geçmez.
Tep ve Memphis tapınaklarına bağlanarak yıllarca sınav geçirip çile çektikten sonra bu sırra kavuşanlar, onu en dayanılmaz işkence altında bile açıklamazlar.
Hermes’in büyük sırrını öğrenebilmek için geçirilecek sınavlar pek güçlüdür. Aklı ve iradesi güçsüz olan istekliler, ya yolun dönülebilecek parçasından tersyüz edip geriye dönerler, ya korkudan çıldırırlar, ya da ben bir ürkütücü görünüş içinde yürekleri durur, bir uçuruma yuvarlanır, ölür giderler.

Sınavı başarıyla geçiren pek az kişi vardır. İstekliyi önce İzis tapınağına götürürler. Tapınak, yeraltı mezarlarına giden deliklerle doludur. Tapınağın kapısında İzis heykeli vardır. İzis, oturmuştur, dizlerinde kapalı bir kitap vardır, yüzü örtülüdür. Heykelin altında şu söz yazılıdır: Yüzümdeki örtüyü hiç bir ölümlü kaldıramadı. Şu halde?... Bu yolda yürüyebilmek için ölümsüzlüğe hazırlanmak gerekmektedir. Buysa uzun yıllar isteyen, katlanılması pek zor bir çabadır. İstekli buna katlanmayı göze alırsa, tapına hizmetçilerinin yanında kalmak, ortalığı süpürmek, bulaşık yıkamak, ayak yollarını temizlemek zorundadır. Bütün bu işleri yaparken tek söz söylemek, konuşmak yasaktır.

Bu sınavdan geçen istekli, isteğinde direniyorsa, küçük bir deliğin içinden karanlık bir labirente bırakılır. Kapı, üstüne, gürültüyle kapatılır. İstekli, dizleri ve dirsekleri üstünde sürüne sürüne, çamurlu ve yılanlı dehlizlerde uzun uzun dolaşacaktır. Ara sıra küçücük odalara yolu düşerek ayağa kalkabilecek, bu küçük odalarda çeşitli iskeletlere, hayvanlara ve yılanlara rastlayacaktır. Sonra, gene küçük deliklerden karanlık yollara girerek, sürüne sürüne ilerleyecektir. Bu küçük odalarda, kimi zaman, sessiz bir Rahibe rastlayacak, Rahip ona geriye dönmek isteyip istemediğini soracaktır. Sırrı öğrenmek için direniyorsa, gene kaderiyle baş başa kalacak karanlık yollarda sürünmeye devam edecektir.

Derinlerde, kulağına, şöyle seslenen çığlıklar gelecektir: “Bilim ve güç isteyen deliler, burada gebermişlerdir...” Ancak geriye dönülemez yollara girmiş bulunmaktadır, kimse karşısına çıkıp geriye dönüp dönmeyeceğini sormayacaktır, buradan kurtulmak için ölmekten başka bir şey yapılama. Soğuk, karanlık, yılanlar, akrepler, korkunç çığlıklar, açlık, susuzluk, sürünmekten parçalanmış dizler, kanayan avuçlar... istekli, yada artık çaresiz, dizlerinin gittikçe gömülerek ayaklarının yükseldiğini, çok dik bir yokuştan aşağıya doğru sürüklenmekte olduğunu hissetmektedir. Güçlükle sürüklendiği bu yolun sonunda da, korkunç bir uçurumla karşılaşacaktır. Tutunabilir de düşmekten kurtulursa çıldırması işten bile değildir. Çıldırmayacak kadar güçlüyse çevresine bakınabilir ve süründüğü dehlizin sol ucunda küçük bir kurtuluş kapısı bulunduğunu görebilir. Uçuruma yuvarlanmadan o kurtuluş kapısına sıçrayabilirse, uzun bir merdiveni tırmanarak masallardaki gibi renk renk döşenmiş bir odaya varacaktır.


Odanın duvarlarında yirmi iki sırrı belirten namus semboller, harfler ve sayılar vardır. Burası Oziris’in ışıklı tapınağıdır. Burada, insan, gerçeği belirtmek ve adaleti gerçekleştirmek için Tanrısal güçle birleşir. İsteklinin çilesi henüz başlamıştır ve daha pek uzun yıllar sürecektir. Geçireceği sayısız sınavlar arasında ateş sınavı, su sınavı, şehvet sınavı vardır. Bunların her biri, yukarıda anlattıklarımızdan da ürkütücü ve yorucu sınavlardır.

Ateş sınavı, cehennem ateşi gibi yanan kızgın bir fırından cesaretle geçmeyi gerektirmektedir. Gerçekte, bu fırın, isteklilerin cesaretini denemek için hazırlanmış yapma bir fırındır. Şehvet sınavı, kimileri için belki de çok daha güç bir sınavdır. İstekli, günlerce, aç ve susuz, karanlık dehlizlerde dolaştıktan sonra çeşitli renklerde döşenmiş bir yatak odasına varacak, orada bir şehvet müziği dinleyecek, kendisine içki ve yiyecek sunan çıplak ve genç bir güzelle karşılaşacaktır. Eğer bu genç kıza, kanar da açlığın, susuzluğun ve şehvetin gücüne boyun eğerse, o güne kadar çektiği bütün çileler boşuna harcanmış olacaktır. O zaman, artık, ömrü boyunca tapınakta tutsak olarak hizmetçilik etmek zorundadır, kaçmaya çalışırsa hemen öldürülür.

İstekli, bu sınavların her birinin sonunda, tek başına taş bir odaya kapatılarak, aylarca, kendi kendine düşünmeye bırakılmaktadır. Böylelikle, hamur gibi yoğrulan insan yapısı, gittikçe, Tanrılık yapıya yaklaşmaktadır. Eski Mısır rahiplerinin o büyüleyici ve etkileyici güçleri, böylesine bir yoğrulma sonunda elde edilmektedir.

Son sınav, mezar sınavıdır. İstekli, diri diri ve özel bir törenle bir mezara gömülü. Oysa artık, dünyalığından hemen hiçbir şey kalmamış; mezara pek yaraşan bir yapıdır. Mezarda tam bir kendinden geçiş ve derin bir uyku haline düşerek, kendi ruhuyla karşılaşır. Uzun yıllar sonunda elde ettiği bu sonuç, onu, büyük sırra, gereği gibi hazırlamıştır. Mezardan çıktıktan sonra, kendine gelince; büyük rahiple birlikte, Mısır’ın sıcak ve derin bir gecesinde, tapınağın rasathanesine çıkacak ve orada yedi kat göğün yedi yıldızını seyrederek, Büyük Rahip’in ağzından Hermes’in sırrını öğrenecektir. İsteklinin geçirdiği sınav, Tek Ruh’tan kopan sayısız ruhların yeryüzünde geçirmekte oldukları sınavın küçük bir örneğidir.

Hermes’e göre insanca ölümlü olmak da, Tanrıca ölümsüz olmak da elimizde... Ancak; hiyerofan denilen baş rahibin yeni ermişine söylediği gibi: Her akıl bu gerçeği kavrayamaz. Büyük sırrı gönlümüzde saklayarak eylemleri ile söyleyelim. Bilim gücümüz, inanç kılıcımız, sukut kakanımız olsun. Ufaklar, ki büyük çoğunluktur, ya aptal ya da kötüdürler. Aptalsalar, bu gerçek karşısında akıllarını büsbütün yitirirler. Kötüyseler, bu gerçeği kötüye kullanarak büsbütün kötülük ederler. Gerçeği gizlemekten başka çıkar yol yoktur. Bilmek, bulmak, susmak gerek

__________________
öLümle Başlayan Huzur...

"Haydi dinleyin çamurdan insanlar!

Bir an düşün,

nasıl oluştuğunu ana rahminde.

Aklına getir o usta işçiliği

ve ara o sanatçıyı,

böyle güzel bir görüntüye şekil veren.

Kim çizdi göz yuvalarını?

Kim açtı burun deliklerini, kulaklarını ve ağzını?

Kim uzattı sinirlerini ve sıkıca bağladı?

Kim yaptı kemiklerini

ve etini deriyle örttü?

Kim ayırdı parmaklarını

ve düzleştirdi tabanlarını?

Kim hazırladı kalbini

ve boşluklar bıraktı ciğerlerinde?

Kim görünür kıldı güzelliğini

ve sakladı bağırsaklarını içeride?

Kaç çeşit beceri kullanıldı

ve kaç tane sanat eseri yaratıldı

oluşturmak için bir insanı?

“(…) Gözlerinle görmek için O’nu,

mükemmel düzenine bak evrenin;

algıladığın her şeyi yöneten

zorunlu yasalara ve

olan ve olacak olan her şeyin

mükemmelliğine bak!

Uzayda kendine verilen yerde dolaşır her yıldız.

Niçin bütün yıldızlar aynı yolu izlemezler?

Her birinin yerini tayin eden kimdir?

Bunların yapımcısı ve sahibi olmalıdır birisi.

Mümkün değildir tesadüfen ortaya çıkmaları.

Düzen tümüyle yaratılmış olmalıdır mutlaka.

Ölçüye sığmayan sadece

ortaya çıkandır ‘tesadüfen’."

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

2009-07-23 21:20:09 - kişi bilmediğinin düşmanıdır

Yazan: şeydanur
hermetik konuların halk tarafından sapıklık olarak algılandığını yazmışsınız bunun sebebi halkın genelinin insanlık tarihinden beri birçok ilmii ve metafizikle ilgili yani mana ile ilgili konuları derinlikli bir şekilde algılayamamış olmasındandır.çünki bu tür ağır bilgileri değerlendirip algılayabilmek kitaplardan herkesin öğrenebileceği sıradan bilgilerden deyildir.ledünni ilimlerde ilerleyebilmek ahlaki konularla beraber tüm yaşamı kapsayan bir çalışmayı gerektirir.herkesin işi deyildir.
Bağlantı

2008-04-11 11:47:51 - Sırlar aydınlanıyor

Yazan: ışığın dili
Biz, hâlâ toprağı işlemeyi bitiremeyen­lerdeniz, üstelik kaçıncı Tufan'dan arta kaldığımızı da bilmiyoruz. Ama, son Tufan ile birlikte toprağı işlemesini bitirenler, arta kalanlara birşeyler bırakıyorlar dai­ma. Bizim son Tufan'dan öncekiler de aynı şeyi yapmışlar. Eski Mısır'da yaşayanlara aa aa Tehuti (en büyük Yol gösterici) diye anarak tanrısal bir kişilik vermişler onlara, önceleri yalnız Tehuti (Yol göste­ren) diye isimlendirmişler. Sonra bu isme "aa aa" (büyük büyük) derecesini vermiş­ler. Eski Mısır kaynaklarını değerlendiren Grek'ler bu ismi Thoth şeklinde okumuşlar. Thoth'un özelliklerine bakarak, kendi inançlarında Hermes ismini verdikleri tan­rısal kişi ile aynı olduğunu görmüşler. Es­ki Yunanlılar da onun yüce olduğuna hük­metmişler ki, "aa aa" karşılığı olarak Trismegistos sıfatını eklemişler ona. Böy­lece Hermes Trismegistos deyimi günümü­ze kadar gelebilmiş. Bu isim değişik medeniyetlerde birbirine benzemeyen sıfatlara bürünse bile, aynı özellikteki kişileri anlatmaktadır.Aslında bu isimler belirli bir soyun, artık aramızda olmayan ama bizim geçmekte olduğumuz yoldan asırlar önce geçmiş, bir toplumun bilge kişilerini sim­gelemek için her bir dilin özelliğine göre seçilen sıfatlar olarak ele alınmalıdır. Efsanevi ve tanrısal olmalarına sebep, biz­den daha bilgili olmalarına karşı duyulan eski bir saygı ifadesidir. Bugün bile aramızdan ayrılmış bazı bilgili kişileri anarken aynı saygı duygusu içinde onları bilinçaltımızda tanrısal bir havaya bürünmüş olarak sembolize etmekteyiz. Eski Mısır'da Tehuti, Eski Yunan'da Hermes diye anılan bu bilgelerin diğer yerlerde de bilinmesi ve onlardan kalan bilgi kırıntılarındaki benzerlik ile, tek tek yarı-tanrı kişi­ler yerine belirli seviyeden bir varlık grubunun belirtilmek istendiği anlaşılıyor. Bu varlıkların insan oldukları da aktarılan efsane şeklindeki hayat hikâyelerinden ko­laylıkla çıkarılabilirMitolojinin en büyük özelliği olan alegorik anlatım şekline eğer bir de biz kendi alegorimizi katmadan bu efsaneleri çözersek mesele kalmaz. Fakat bazı yorumcular bu kendilerinden birşey katma özelliğinden sıyrılamayıp efsaneler­den efsaneler yaratarak sözü geçen kişi­lerin uzayın falanca planetinden geldiğini veya insanların kulağına fısıldayan ilâhî melekler olduğunu iddia ediyorlar. Bu iddialar da birer efsanedir ve modern bir alegori ile süslenmiştir. Herhalde zamanı gelince bu modern efsanelerin ardında ya­tan gerçekler ortaya çıkacak. Ancak, bu­gün böylesine efsaneler yaratmak, işi güç­leştirmekten öte bir fayda sağlamıyor. Eski Yunan'da Olimpos tanrıları deyimi ile ne anlatılmak istenmiş ise, biz de bugün uzaylı kozmonotlar veya ilahi melekler ile aynı şeyi anlatmaya çalışıyoruz. Bu gibi alegorik anlatımlarla fantastik bir görünüm kazandırmak belki de insan­oğlunun ihtiyacı olan birşeydir. Bütün çıplaklığıyla gerçeği görmek genellikle hislerinden arınmış bir varlığın yapabileceği şey. Tehuti veya Hermes, İbranilerde Hanok ("Yol"da yürüyen) ismini alır. Eski Ahit'in Tekvin kitabına göre Hanok, "O"nun yolunda yürüyüp kaybolmuş, görünmez ol­muş. Kur'an da bile İdris (Gizli Yol'u öğreten) ismiyle geçer. Doğru birisiymiş. Yüce bir yere yükseltip rahmetin içine al­mışlar. Kabalistlerin Adam Kadmon deyi­mi belki de tam karşılığı olmaktadır:İlk İnsan demektir. İlkel olmaktan çok insan olma özelliğine erişebilmiş İlk Varlık an­lamına. Bu sıfatları çeşitli dillerden ör­nekler vererek çoğaltmak mümkün. Sözü fazla uzatmamak için bu bilgelerin özelliklerinden bahsettikten sonra onlardan bi­ze kalanları anlatmak istiyorum. Bunların insanlara yazı yazmasını öğrettiği söyle­nir. Daha sonra da bilim öğretmişler. Dolayısı ile alfabenin bu insanlardan bize ak­tarılmış olduğunu söylüyorlar. Alfabe ge­nel anlamda yazı yazmak için kullanılan birtakım sembollerden ibarettir. Biz bu­gün tarihsel bir süreç içinde gelişen ilkel resimlerden sembollere doğru gidişi, alfabenin başlangıcı olarak kabul etmekteyiz. Bilimsel ilerlemeleri de buna benzer bir sü­rece bağlamaktayız. Fakat, dikkatli bir araştırma - belki de belgelerin yetersiz oluşundan - basmakalıp tarihsel gelişim hipo­tezinin yeterli bir açıklama olmadığını gösteriyor.
Hermetizm başlığı altında toplanan bu konulara çoğu zaman ezoterik, okült, mistik, gnostik, teozofik vs. gibi sıfatlar takılmıştır. Geleneksel olarak Hermetizm kelimesi daha uygun olu­yor, çünkü bu konuların öğreticisi olarak Hermes tanınmaktadır mitolojide. Böylece Hermetizm denilince; Hermes veya bir başka sıfatla anılan bilge kişilerin öğretisi anlaşılacaktır. Halbuki, ezoterik; batınî, içsel anlamına, okült; gaybî, gizli anlamına, mistik; sırrî, açıklanmayan anlamına, gnostik; hikmî, üstünbilimsel anlamına, teozofik; ledünî, tanrısalbilimsel anlamına gelir. Hermetizm, anlayış ölçüsüne göre bütün bu sıfatları taşıyabilir, ama yalnız biri veya birkaçı ile isimlendirmek eksik olur. Kimine göre şöyledir, kimine göre böyle. Anlayış ölçüsü o derece önemlidir ki, tarihte bunun iki garip örneğini görü­yoruz: İlki, teknolojideki hermetik deyi­midir: Hava, su geçirmeyecek şekilde ya­pılan lehimler için kullanılır. İkincisi de, bilhassa italyan edebiyatında, ermetismo akımıdır: Şiirde, anlaşılmaz ve kapalı sözler kullanarak okuyucuyu düşündürmeyi amaçlar. Bir diğer tuhaflık da tarih ya­zarlarında görülmektedir: Hermetizmi tek bir cümle ile geçiştirirken, simyacıların büyüyle ilgili öğrettikleri diye anlatırlar.
Hermetik öğretinin yazıldığı kitapla­rın çoğu çeşitli sebeplerle yakılmış, yasak­lanmış ve gizlenmiştir tarih boyunca. Bu özelliğinden dolayı da sayısız şarlatan or­taya çıkıp birtakım uydurma elyazmalarını orijinaldir diye reklam etmiş, çoğunluk­la çevresinde inandırıcı olmuş ve ardından yüzlerce zavallıyı sürüklemeyi başarmış­tır. Bu yüzden, günümüzde hermetik konular halk arasında boş inanç, büyücülük, zırvalık, sapıklık olarak bilinir. Amacım okuyucuyu kandırıp bu konuların aslında büyük sırlar sakladığını iddia etmek değil.Bu sırları açığa çıkarma mücadeleniz için tebrik ederim güzel bir çalışma
Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Son Yazılarım

MAHŞER...ÜLKÜ GÖKSU (SETH).. SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:
ALTIN SUYU ÇİÇEĞİ DESTANI'NDAN SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2
UNUTULAN YENİÇERİ...SUNAY AKIN...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 S
İKİMİZİÇOKÖZLEDİM...HÜSEYİN YÜK ...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:
DOSTA NAZAR...SERPİL AKKAYA....SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SA
Dostoyevski ve Felsefe...DİREN YARDIMLI...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞ
ŞİZOFREN BOZUKLUKLAR...DR.OSMAN KAUR BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
KUANTUM FELSEFESİ VE MUTLULUK...CENGİZ ÖZDER ...SAVAŞ EZGİ YIL:2
BİR ŞİZOFREN'İN GÜNLÜĞÜNDEN KANAYANLAR...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ
DRAMA...HULUSİ GEÇGEL..SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
SUSTUM....TAYİBE ATAY...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
spinoza..KEMAL DÜZ
MODERN TÜRK ŞİİRİ NEREYE?...HAYRİYE ÜNAL...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞI
ŞİİR İÇİNDE NOTALAR...ŞEYDA BOSTANCI...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI
ŞİZOFRENİK BOZUKLUKLAR...PROF.NEVZAT YÜKSEL...BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2
EYLÜL ÜSTÜ AYRILIĞI...EMİNE DENİZ...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:
SONBAHAR YAĞMURLARINDA BABAM...CİMCİMEDA..SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞ
SUSKU....ASLI ŞAHİN...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
SONBAHARDA KÖREBE...GÜVEN TUNÇ...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 S
ÜŞÜYEN BİR SONBAHAR DEFTERİMDE SARI...KORAY FEYİZ....SAVAŞ EZGİ
KANADI KIRIK TURNA...NURİ CAN...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SA
Uzakları Yakın Et, Gel Artık!....BİLGE TANYUKUK..SAVAŞ EZGİ BİLİ
KIRIK AYNALAR..MÜNİRE DANİŞ....SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAY
ŞİZOFRENİ...EZEL GÜREL...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
BAYAN ŞİZOFREN...DUYGU ÖZBEK...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAY

Kategoriler

Arkadaşlarım

burcuyalkin