Kültür Sanat ve Edebiyat dergisi

2/4/2008 - FARKINDALIK FEDAİSİ... sokak filozofu

Kategori: oyku

 


     Kahrolsun farkındalık ...

 


09 Ağustos 2005
     Etraftaki herkes bir ambulansın ya da bir vakıfa, kimsesizler için kurulmuş bir derneğin cenaze aracının geleceğini zannediyordu. Ama nedense suratı asık koyu renkli giysili polisler ve ellerinde kılları sert, uzun süpürgeleri ve tahta saplı, teneke ağızlı faraşları ile ağzını yüzünü mikrop kapmamak için ilaçlı bezlerle sarmış belediye temizlikçileri geldi. Gri Fötrlü adamı geniş mavi bir çöp torbasına koydular fazla zorlanmadan, ondan geriye kalanları da süpürdüler alelacele. Ardından asık suratları ile gittiler.

08 Ağustos 2005
      Mağazanın giriş kapısının arabaların vızır vızır geçiştiği geniş bulvara bakan kapısında beklemeye başladı genç ve güzel kız. Ama orasını beğenmedi genç ve güzel kız. Çünkü rahatsız oldu sol tarafında elinde kalın siyah ciltli hukuk kitapları, kirpiklerindeki sarılı, yeşilli, çapakları saklamaya yetmeyen kalın camlı gözlüklere sahip, kirli sakallı, şişman öğrencinin ve sağında duran kasketli, yırtık kaşe ceketinin çirkin yırtığından dolgun, siyah bir deri cüzdan görünen, sürekli geğiren, aksıran, osuran, hapşıran ve kafasındaki kasket ile ensesindeki saçların arası kalın ve kar gibi beyaz kepek kalıpları ile dolu köylü kişinin bakışlarından. Arkasını dönüp bir adım geri gitti. Fazla bir zaman geçmeden tülbendi kirli dişlek bir dilenci kadın yanaştı yanına ve sutyeninden taşacak gibi duran iki iri memesinden sağındakine dokundurdu, kara, kırışık ve yanmış çalı dallarına benzeyen çirkin parmaklar taşıyan sol elini, para dilenmek için uzatırken. Korktu dilenci kadından, bir adım daha ilerledi geri geri! Geri geri ilerlerken dar kot pantolonunun altında dolgun bir balkabağını andıran kalçası susamlı şeker yemekte olan sevimli bir kız çocuğuna çarptı. Utandı bu sefer, çekingenliğinden bir adım daha attı geriye doğru ama bu sefer arkasına bakarak. Kendisini bu noktadan da kaçırtacak herhangi bir şey olmadığı için, etrafındaki tenha serinliği umursamadan ellerinde karanfiller, bedeninde koyu renkli, pahalı bir takım elbise ve teninde yalancı bir cennetin kokusu gibi hoş bir koku ile kendisine gelecek olan sevgilisini beklemeye başladı. Ama burada da bu hasretli beklemeyi gerçekleştiremedi burun deliklerinde beynine çoktan ulaşmış o asit gibi yakıcı koku yüzünden. Beyni burnundan yere akacak zannetti, midesi de ağzından sokaklara fırlayacak. Bu kokudan ölmemek için üç adım attı gözlerinin baktığı istikamete doğru. Az önce rahatsız olup kaçtıklarına çevirdi kapakları rastıklı iri yeşil gözlerini. Bağırdı kıyametin yaklaşmakta olduğunu haykırır gibi “Ayyy burada iğrenç bir koku var, domuz leşinden bile beter”.

7 Ağustos 2005
     Çocuk başka bir sevecenlikle kavramıştı babasının güçlü ve kara kıllarla kaplı ellerini, sırf bu minik lastik topu ona aldığı için. Kafasını kaldırıp babasına bakıyor ve kırmızı diş etlerine kadar gülümsüyordu şükranla. “ keşke hep çocuk kalsa, bu yaşlarda onları mutlu edebilmek ne kadar kolay” diye döndü babasının ruhundaki dil. Mağazanın kapısından çıkarken kaydı top yavrucağın elinden, zıpladı, zıpladı, zıpladı ve değdi fötrlü adamın düşük omzuna. Babada mahcup oldu çocukta. Baba alt dudağını ısırarak “git özür dile, sonrada topunu al gel” dedi. Çocuk mahcup mahcup tam yedi adım attı. Önce eğilip topu aldı bacaklarını uzatıp, sırtını mağazanın kalın siyah camına dayamış ve kafasını bir şeylerden utanır gibi önüne eğmiş fötrlü adamın kirli kaşe ceketinin yanından. “Özür dilerim Dede, istemeden oldu” dedi. Dededen! Ses çıkmayınca bir daha dedi. ne cevap vardı ne de umursayan bir hareket. “Hıh” dedi ve yürüdü. Tekrar kavradı babasının elini renkli bir sevecenlikle. Mutlu mutlu yürüdüler, kimisi mutsuz olan insanların arasından sıyrılarak uzaklaştılar.

6 Ağustos 2005
     Güzel giyimli bir memur kadın yerde ölü bir yılan gibi hareketsiz duran ele bastı. Acayip bir şekilde oturmuş bu fötrlü adamın ona kızmasından korkarak arkasına bile bakmadan hızlı hızlı mağazanın içine girdi.
     Elindeki parlak deri çanta ile telaşlıca yürüyen üzerine üniforması bol gelecek kadar cılız zabıta memuru mağazaya girerken okkalı bir balgam attı yere doğru hınçla, sarılı, yeşilli. Attığı balgamın fötrlü adamın siyah pantolonun sağ bacağının üzerine düştüğünün bile farkında olmadı.
     El ele yürüyen iki sevgili mağazaya girerken fötrlü adama tiksinerek baktılar sanki yerde avını kanlar içinde yemekte olan bir timsah görmüş gibi. “Şuna da bak hayatım nerede uyumuş, yakında bu memleket Amerika’yı da geçer” dediler burunlarını havaya kaldıra kaldıra.
     Siyah bereli, sivri keçi sakallı bir adam mağazadan çıkarken yanındaki sarışın ama siyah gözlü delikanlıyla fötrlü adamı işaret edip “Bak işte özgür bir insan, işte toplumumuzun muhtaç olduğu kent dervişi” dedi. Delikanlı kafasıyla onayladı, uzaklaştılar.
     Gül satmak için saf sevgili avında olan bir çingene kadın “ bu ayyaş gülü ne yapsın” dedi, yanına bile yanaşmadı.

5 Ağustos 2005
     Ne bakabiliyordu, ne duyabiliyordu, ne koklayabiliyordu ne de hayal kurabiliyor. Açlıkta hissetmiyordu, yalnızlık ta. Bir şeyler hissetmek için çok geçti. Bir şeyler hissetmek için çok geç olduğunu anlamak içinde.




4 Ağustos 2005
     İçinde bir dünya dönüyordu adeta.
     “ Bir tas sıcak çorba olsa, içinde bezelye taneleri, iri tavuk eti parçaları, koca koca doğranmış taze mantarlar. Tuzlu olsa ve yağlı. Taptaze bir somun ekmek ama dumanı üstünde değil, biraz soğumuş. Sonra üzerine acısı bol bir Brezilya kahvesi olsa tütünü tok bir sigara ile birlikte. Bu ne durgunluk ya hu. Bulvarlarda geceler hep böyle mi olur. Keşke şimdi etrafımdan birileri geçse, onları seyretsem. Sevişmek için kuytu bir köşe arayan iki insan ya da bir kokana koca kalçasını ve kaniş köpeğini sürümekte zorlanan. Bir ayyaşta olabilir cebinde taksi parası olmayan, bıyıklı. Bir simitçi yorgun, argın, kafası güzel gelecek hayalleri ile dolu. Genç güzel bir kız karnını doyurmak için fahişelik yapması gereken. Hatta o ela gözlü, şişman ve genç şair, yazdığı şiirleri çok ama çok iyi sanan. Bir şeyler olsa, birileri çıksa, gece her şeyi böyle azimli azimli saklamasa.

3 Ağustos 2005
     Sokaktan içerisine bir dünya akın ediyordu adeta.
     “Bu bina ne güzel bina, bu arabalar ne güzel. Gerçekten her sabah bir hediye insanlığa. Simitler sadece sabahları böyle kokabilir, çay bardaklarına çarpan minik kaşıkların sesi sadece sabahları efsunlu bir musikidir. Bu insanlar, bu yeryüzünün sahipleri, yalnızca sabahları bu kadar neşe dolular. Oysa az sonra hepsi kaderlerinden yakınmaya başlayacaklar. Hele güvercinler. Aptal yarım dünyalar. Yalnızca sabahları böyle şevkle üşüşürler ekmek, simit kırıntılarına. Kaldırımlar kalkıp halay çekecek neredeyse. Gerçekten sabah bir hediye. Acaba farkındalar mı?”

2 Ağustos 2005
     Gri kovboy fötrünü giyinip çekti kapısını. Yürüdü, yürüdü, yürüdü, her yıl mevsimin bu zamanlarında karanlık basmadan birkaç dakika önce başlayan ılık yağmura aldırmadan. Kentin en ortalık yerine varınca kendi etrafında döndü, döndü, döndü ve buldu. “İşte” dedi sevinçle “en uygun yer burası”. Kocaman bir mağaranın koridor şeklinde girişini andıran mağaza kapısında birilerini bir şeyler için beklemekte olan insanların omuzlarına çarpa çarpa ilerledi ve oturdu soğukluğu renginden fışkıran gri betona. Ve sırtını dayadı mağazanın geniş kapılarının bittiği yerde başlayan kalın ve kara cama. Söz verdi “Allah’ım huzurunda yemin ederim, onlar farkına varıncaya kadar buradan kalkmayacağım”. Dudaklarının kırpışı durduğunda zaman akşamdan geceye doğru ilerliyordu. 
     

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Son Yazılarım

MAHŞER...ÜLKÜ GÖKSU (SETH).. SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:
ALTIN SUYU ÇİÇEĞİ DESTANI'NDAN SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2
UNUTULAN YENİÇERİ...SUNAY AKIN...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 S
İKİMİZİÇOKÖZLEDİM...HÜSEYİN YÜK ...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:
DOSTA NAZAR...SERPİL AKKAYA....SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SA
Dostoyevski ve Felsefe...DİREN YARDIMLI...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞ
ŞİZOFREN BOZUKLUKLAR...DR.OSMAN KAUR BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
KUANTUM FELSEFESİ VE MUTLULUK...CENGİZ ÖZDER ...SAVAŞ EZGİ YIL:2
BİR ŞİZOFREN'İN GÜNLÜĞÜNDEN KANAYANLAR...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ
DRAMA...HULUSİ GEÇGEL..SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
SUSTUM....TAYİBE ATAY...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
spinoza..KEMAL DÜZ
MODERN TÜRK ŞİİRİ NEREYE?...HAYRİYE ÜNAL...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞI
ŞİİR İÇİNDE NOTALAR...ŞEYDA BOSTANCI...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI
ŞİZOFRENİK BOZUKLUKLAR...PROF.NEVZAT YÜKSEL...BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2
EYLÜL ÜSTÜ AYRILIĞI...EMİNE DENİZ...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:
SONBAHAR YAĞMURLARINDA BABAM...CİMCİMEDA..SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞ
SUSKU....ASLI ŞAHİN...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
SONBAHARDA KÖREBE...GÜVEN TUNÇ...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 S
ÜŞÜYEN BİR SONBAHAR DEFTERİMDE SARI...KORAY FEYİZ....SAVAŞ EZGİ
KANADI KIRIK TURNA...NURİ CAN...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SA
Uzakları Yakın Et, Gel Artık!....BİLGE TANYUKUK..SAVAŞ EZGİ BİLİ
KIRIK AYNALAR..MÜNİRE DANİŞ....SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAY
ŞİZOFRENİ...EZEL GÜREL...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
BAYAN ŞİZOFREN...DUYGU ÖZBEK...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAY

Kategoriler

Arkadaşlarım

burcuyalkin