Kültür Sanat ve Edebiyat dergisi

8/10/2007 - ÇARESİZ MEKTUPLAR...Sevil Nizamoğulları

Kategori: deneme

 

 


Çaresiz Mektuplar-1

 

Bilsen kaç kez sana yazmak istedim ve kaç kez kaçmak istedim kendimden. Ne yazabildim ne kaçabildim. Hayatım boyunca işlediğim günahlarım sayesinde içimde bir volkanı büyütebildim.


Şimdi bu çaresiz mektubun başucunda diz çöktü kalemim!


Sen benim vazgeçilmezimdin. Sen ki hayatın anlamı, nefes almanın ızdırabını önleyen panzehiriydin. Sen sebeptin ve sen amaçtın, bense senin uğruna idama gidebilecek kadar sana muhtaçtım.
Bilseydin ne kadar derinde yaralar açtığını bakışlarının ve bilseydin beni benle başbaşa bırakmanın ölüm fermanım olduğunu ve bilseydin neden hala bu kadar göz yaşı döktüğümü gider miydin?
Gittin; Gidişin gökleri yardı ve ne kadar yıldız varsa yere yağdı. Gittin; Gidişin içimde yaşayan sevgi ve merhamet adına ne varsa söküp aldı. Gittin; Kırlangıçları öldü gökyüzünün ve bütün bulutları yere yağdı.


Gittin; Gidişin dönülmez bir yola merhabaydı.


Gittin, gelmedin ve gelmeyeceksin. Senin için kendimden vazgeçebilecekken ben, sen benden vazgeçtin. Vazgeçtin şefkatin saçlarını okşamasından ve sevginin gözlerine dolmasından. Hani umutlarımız vardı seninle ve hani hayallerimiz. Hep beklediğimiz şey Hazirandı oysa Mayısı yakalamışken vazgeçtin.

(Aslında kendinden vazgeçtiğini bir bilsen.)


Avuçlarımdan sökülüp alınan güle ait kökler ne kadar derin yaralar açtı anlamıyor kimse. Anlamıyorlar gülün kokusu olmadan nefes alamayacağımı. İçimde her gün biraz daha büyüyen isyanı ve öfkeyi kimseler anlamıyor. Neden kendimi kendimde arayıp, kendime kilitlediğimi düşüncelerimi ve neden sessizliğin koynuna kimsesizliğimle sokulup ruhumu soldurduğumu anlamıyorlar.
Anlamayacaklar da aynaların yüzüme yerleştirdiği çizgilerde kaybolan sevgilerimi ve darmadağık saçlarıma yerleşen pişmanlık kurdelelerini. Anlamayacaklar geçmişe gidip gidip gelen ve geleceğe kapılarını kapatan rüyaların esrarını. Bir sen biliyorsun çölde açmayacağını mor menekşelerin ve bir sen biliyorsun testiden akan suyun geriye dolmayacağını.
İşte bu yüzden çaresiz olsa da mektuplarım, el açmayacak sana. İşte bu yüzden beklemeyeceğim pencerelerde dönüşünü ve işte bu yüzden dönmeyeceksin geriye, biliyorum melek yüzlüm.
Ey benim gamzelerine sevgi ektiğim gül yanaklım, ey benim saç tellerinde yaşama bağlandığım ve gözlerinde kendimi bulup uykulara daldığım. Sana seni seviyorum demekten hiç usanmadım.
Ve hiç usanmazdım seni beklemekten nankörlüğün dağlamasaydı ciğerimden. 





 
Çaresiz Mektuplar-2

 

Gecenin en koyu ve en ıssız zamanında başlıyor savaş. Göz gözü görmüyor anılardan, yalnızlığın çığlığı baskın geliyor karanlığa ve çelişkiye düşen düşünceler çelmeliyor benliğimi. Ben ne kadar direnirsem direneyim, kalem-kağıt galip geliyor ve yüreğim ellerime hükmediyor. İşte yine yenildim ve bir çaresiz mektubun daha içindeyim.

Bembeyaz kağıt nasılda boynunu bükmüş bakıyor gözlerimin içine ve şu acılarımın sırdaşı kalem nasıl sabırsız bir bilsen anlarsın yenilgimin sebebini. Anlarsın kendime saklamam gereken duygularımı neden kağıda aktardığımı.

Ve yazdıklarımı bir gün gelirde okursan sensizliğin yaşattığı işkenceyi anlarsın.

Sana seni sevdiğimi, özlediğimi ve beklediğimi yazmam gerekiyor aslında. Ama içimdeki fırtına dinmedi daha. Dinmedi öfkesi boş kalan avuçlarımın ve ağlamaktan moraran gözaltlarımın. Dinmedi öfkesi çığlıklarımın çarptığı duvarların..

Yalnızlığın koynunda zincirlerini kırıyor her gece düşüncelerim. Gidip gidip geliyor her biri bir yıldıza ve her gidip gelmede biri diğerine çarpıyor, şimşekler çakıyor şakaklarımda.

Buz tutan parmak uçlarımı batırmak istiyorum yüreğimde ki yangına. Söküp almak istiyorum kök salan, dal veren ve her geçen gün biraz daha yüreğimi sarmalayan acılarımı.
Öldürmek mümkün mü çaresiz özlemleri? Mümkün mü unutmak ihanetleri? Ve mümkün mü affetmek gidenleri. Keşke aşka tercih etseydin beni!

Karanlık, ayaz ve ölüm kadar beyaz bir gecede gittin. Kaç gece ölüm beyazına sarıldı kollarım bir bilsen. Kaç gece keşke ölseydi dedim. Gittin sarılıp ağlayacak bir toprak bile bırakmadın ardında..

Dışarda Delirmiş Bir Hava Var

gece karanlık
gece ayaz
ve gece ölüm kadar beyaz

uçuşuyor bir birine çarparak anılar
göz gözü görmüyor
duyulmuyor çığlığı yalnızlığın
buz tutmuş elleri yoksunluktan
çaresizlik kırağı olmuş saçlarında
ve yüreğinde bir yangın
yıldızlar çok uzak
ay küskün
doldurmuş geceyi yine
kapkara bir hüzün

dışarda delirmiş bir hava var
zincirlerini kırmış tüm düşünceler
yalnızlığa inat öyle kalabalık ki gökyüzü
silahlanmış
taarruza geçmiş duygular
bir yağsa bembeyaz kar
bir düşse toprağa umut

gece sessiz
gece nefessiz
ve gece ölüm kadar hissiz 





 
Çaresiz Mektuplar-3

 

Geçmişin kokusunu taşıyan ezgiler salınıyor odamın tavanında, bir kadeh kırmızı şaraba batırılmış sevdamın sarhoşluğuyla. Tütsülenmiş özlemin buhurunda bir mısra dolanıyor dudaklarıma ve bir sancı daha sarıyor gecenin kıyısında gezinirken yorgun yüreğimi. Bir kez daha ayaklanıyor kalemim söz dinletemiyorum geceye, söz dinletemiyorum tek bir heceye ve söz dinletemiyorum asi kalemime…


Ve boyun eğiyorum bir çaresiz mektubun daha serzenişine….



Yaşamın kıyısında dolandım bunca zaman, nefes alıp verdikçe acıya bulandım. Yosun bağladı hayallerimin değdiği her resif. Ney sesine kapılan fırçanın darbeleri değildi ruhumun üzerinde gezinen.


Yaşama asıldıkça ellerim, avuçlarım kanadı. Sevgi uğruna attığım her adımda ayaklarım biraz daha çamurlandı. Tek istediğim yüzünün güldüğünü görmekti oysa. Saçlarında açacak olan papatyaların kokusunu duymaktı ve huzur seni kollarıma almaktı.


Kaç uzun zaman boğuldu yalnızlığa ve kaç kez idam sehpasına çıkarıldı sevda? (Daha beklediğin ne var acaba?)


İsterdim ki hiç mektup yazmak zorunda kalmayayım, ya da yazdığım mektuplar sana umut, bana huzur versin ve sevgimiz ve özlemimiz ve biz ve şiirlerimiz coşarak aksın.


Bir Mayıs gecesiydi gidişin ve bir Mayıs gecesinde ben bittim. Keşke ölseydim!


Topladım pılımı pırtımı, birkaç albüm aldı resimler, birkaç karalanmış defter. Biriktirdiğim anıları bir cd ye kaydettim. Az önce döktüm kültablamı. Gülücükler üst çekmecede, gözyaşlarımı ise boşalttım lavabonun içine…


Bir gün dönersen, gözlerim kapanmış, bağrım toprakla dolmuş olacak. Pişmanlığını göremeyeceğim ve bir daha sevmeyeceğim.


Postaya verilmeyecek yine, yine kokular sürülmeyecek zarfına ve iletilmeyecek selamlar son satırlarında...Bekleme beyhude; kendime saklarım dertlerimi, özlemlerimi ve sevgilerimi ben yine…


Ve bir gün bu çaresiz mektupta kaybolacak benim kaybolduğum gibi odamda. 





 
Çaresiz Mektuplar-4

 

Bir gün sana böyle bir mektup yazacağımı hiç düşünmemiştim! Ve hiç istemezdim. Şiirlere sığdıramadığım bir sevdanın bir iki satırlık mektupla anlatmamı bekleme benden.

Dermansız gözyaşlarımla ıslatıp bu çaresiz mektubu son kez yazıyorum sana, belki hiç göndermeyeceğim ama engel olamadım duygularımın düşüncelerimle olan savaşına.

“Şimdi uzaklardasın gönül hicranla doldu
Hiç ayrılamam derken kavuşmak hayal oldu”

Hep derdin ya bana “Sen güçlüsün” evet ben güçlüyüm ve gücüm yalnızlığımı da yenecek, çaresizliği de sensizliği de. Bir sevgisizliği yenemeyecek, ne yapsam nafile.

Sonu hazırlamış yavaş yavaş şiirler, dizelerin arasına sıkıştırılmış ayak sesleri ve kokusu varmış meğer ayrılığın anlayamadım. Bir peri masalıymış ve tüm masallar gibi yalanmış, bir varmış ask, bir yokmuş meğer anlayamadım!

Daha birkaç gün önce her şey ne kadar da güzeldi. Ne sen alınıyordun söylediklerime, ne ben kelimelerin arasında bir şeyler arıyordum ve aşk yaşıyordu avuçlarımızda özgürce. Daha birkaç gün önce şiirlerin ben kokuyordu, dizelerinden aşk nameleri dökülüyordu, özlem doluydu bakışların. Hani geçmiş elini süremezdi aşk denen yaramıza şimdi ne değişti ki.! Kılcal damarlarında dolaşan heyecandı aşk ve kirpiklerime takılı kalmıştı ya sevdan. Badi parmağında konmuştu bir serçe, hani kıyamazdın sen gözyaşlarına şimdi ne değişti ki.! Yakamozlar yok artık göz bebeklerinde, susmayı maharet sayıyor bir zamanlar şakıyan dudakların.

Gerçeklerin yıllardır bileylediği tokatı olmalı şu yüreğime inip duygularımı felç eden. (sen giderken)

Bir sabah umuda uyandığımda umutsuzca sürüklendim yalnızlığın girdabına. Tutunacak dal, sokulacak bir kuytu ve sığınacak saçak altı bulamadım etrafta. Çek al bana kalan anıları hafızamdan, çek al tenime sinen zehrini aşkın. Artık yaşamamalıyım.

 

 

 

 bilincisigi mynet.com







EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Son Yazılarım

MAHŞER...ÜLKÜ GÖKSU (SETH).. SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:
ALTIN SUYU ÇİÇEĞİ DESTANI'NDAN SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2
UNUTULAN YENİÇERİ...SUNAY AKIN...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 S
İKİMİZİÇOKÖZLEDİM...HÜSEYİN YÜK ...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:
DOSTA NAZAR...SERPİL AKKAYA....SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SA
Dostoyevski ve Felsefe...DİREN YARDIMLI...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞ
ŞİZOFREN BOZUKLUKLAR...DR.OSMAN KAUR BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
KUANTUM FELSEFESİ VE MUTLULUK...CENGİZ ÖZDER ...SAVAŞ EZGİ YIL:2
BİR ŞİZOFREN'İN GÜNLÜĞÜNDEN KANAYANLAR...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ
DRAMA...HULUSİ GEÇGEL..SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
SUSTUM....TAYİBE ATAY...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
spinoza..KEMAL DÜZ
MODERN TÜRK ŞİİRİ NEREYE?...HAYRİYE ÜNAL...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞI
ŞİİR İÇİNDE NOTALAR...ŞEYDA BOSTANCI...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI
ŞİZOFRENİK BOZUKLUKLAR...PROF.NEVZAT YÜKSEL...BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2
EYLÜL ÜSTÜ AYRILIĞI...EMİNE DENİZ...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:
SONBAHAR YAĞMURLARINDA BABAM...CİMCİMEDA..SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞ
SUSKU....ASLI ŞAHİN...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
SONBAHARDA KÖREBE...GÜVEN TUNÇ...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 S
ÜŞÜYEN BİR SONBAHAR DEFTERİMDE SARI...KORAY FEYİZ....SAVAŞ EZGİ
KANADI KIRIK TURNA...NURİ CAN...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SA
Uzakları Yakın Et, Gel Artık!....BİLGE TANYUKUK..SAVAŞ EZGİ BİLİ
KIRIK AYNALAR..MÜNİRE DANİŞ....SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAY
ŞİZOFRENİ...EZEL GÜREL...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
BAYAN ŞİZOFREN...DUYGU ÖZBEK...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAY

Kategoriler

Arkadaşlarım

burcuyalkin