|
GARDINI AL TÜM SEVİŞMELERE...SeTH

Gardını al tüm sevişlere...
İstisnasız durumların öngörüsü sanırım yaşananlar. Kişisel hezeyanlardakilerin doyumsuz halleri. Kimse elindekiyle yetinmez, yetinenler ise hep serzenişte. Belki de günümüz cehenneminin ayak sesleri ilk name. Patlamış kulak zarlarımızdan ite kaka beynimize kazılan, küçükken hepimizin ailesinin yada büyüklerinin bize dayattığı ahlak kuralları..’ Bencil olma! Paylaşmayı bil!’ Peki bencil olmadık işte. Ya kazancımız? Sadece kırık dökük yürekler,kan sızan birkaç oksijensiz hayal ki onlar da kapkara! Bencil olmak gerekliymiş bazen diye kendimi sorgular oldum artık. Bana bu öğütleri veren annemin gerçekten böyle düşünüp düşünmediğini de..Sadece iyi bir birey olmam için miydi bu öğütler yoksa kabusumda verilen ültimatomlar mı? Türü tükenmek üzere bildiğim birkaç canlı örnek daha var aslında.Hayatları boyunca hep başkalarının mutluluğu için çabalayan birkaç gariban..
Zamanın tüm kumdan kalelerini yapmış biri olarak,her dalgada yıkılmalarına rağmen tekrar tekrar;diyebilirim ki bendim hatalı ve inatçı olan. İnadın getirisi hırs ,onun getirisi hüzün… Diplere çekildikçe azot solumayı öğrenmek iyiydi ayakta kalabilmek adına.. Canım yansa da azotu her ciğerime çekişte ,gözümün perdelerinde hayatım suare yapsa da, yalnızlığın kahkahalarıyla yağabilmek kendi ruhuma, bugünün BEN ini oluşturdu.
Acımasızlığın yırtık perdesinden hiç giremedim içeriye. Denemedim mi? Denedim.. Ama hiç başaramadım,yenilmeyi öğrendiğim tek yarıştı bu. Düşününce yenilmekten keyif aldığımı fark ettim.Evet;merhamet çoğunlukla lanettir.Kabul ediyorum lanetliyim. Ve hep bu lanetin farkındalığına taptım.
Kullanan olmaktansa kullanılan olmanın lüksü pek rahatsız etmezdi beni. Sonuçta kullananlar karşılıksız sevdiklerimdi. İş karşı cinse gelince durum pek böyle olmuyormuş,sonuçsuzluk karşına kale duvarı gibi dikilince anlıyorsun bunu.. O vakit kullanılan olmak tüm zehirli iğnelerini batırıveriyor ruhunun açıkta kalan tensiz bölgesine. Bakışlar arasındaki salıncaktan tepe üstü çakılıveriyorsun buz gibi gerçekliğe.. Başlangıçta yüreğinin derinliklerinde temassız gördüğün bir çift söz yıkıveriyor varolan tüm savunmanı. Gardını indiriyorsun tüm sevişlere, savunmasızlığın gün gelip seni yerden yere vuracağını ise hiç hesaba katmıyorsun.. Gelirse ondan gelsin mantığı benliğinin tüm hücrelerine yayılıyor ta ki ondan gelene dek.. İlk kurşun değdiğinde hayallerine, tuzla buz olan sırça köşkünün tüm minik parçaları gözbebeklerine doluveriyor ve yüzmeye başlıyorsun gözlerinden dökülen denizin içinde.. Önce yavaş yavaş iniş, sonrası vurgun.. Gözpınarlarından kan damlıyor hayatının tam orta yerine, boğulmamak için kan soluyorsun.. Ve başlıyorsun kendi hayalsizliğinin içinde koza örmeye. Zamanın efendiliğinde olgunlaşmak adına bekliyorsun. O ise hayatında kaldığı yerden ,sensiz devamda tüm hızıyla. Bilmediği tek şey ise vakit geldiğinde, geniş kanatlarınla tekrar uçacak, her koza sonunda daha güçlü ,daha ipeksi,rengarenk ruhunla bir kelebek olacağın…
...Seni Seviyorum...
Saman altı düşlerden kurtar beni Hasat vakti gelmeden Biçilmeden yüreğim, Parçalara bölünmeden…
Deniz dibi akıntılarında yitir beni Boran vakti gelmeden Ruhum darağacını terk etmeden Sandıksız ümitlerde yolum yoklara dönmeden..
Efkarın siteminde zor gülün nefesinden al beni Rengim hüzne akmadan Daralmadan günüm Avuntusuz yarınlarda kaybolmadan…
Kandırılmış yalnızlığın ipine astım kendimi Tut ruhumdan sızan kan kararmadan Göğsümde duran gül ölümüme alışmadan Ah be gülüm… Söyle sen bende bitmeden….
Yağan yağmurun sesi senfoniye dönmeden Var olan sesin bende şekillenebiliyorken Savurduğum külüm yere düşmeden …ben ölmeden…

Gitme...
Çocukluğumun limon kokulu anları Sandıktan yıkanmadan çıktı… Yayılan kokudan oluşmuş tüm yargılar alaca karanlığa karıştı kemiksiz düşlerimle sevişen yabancı… göz çukurlarımdaki boşluktan zihnimin kıvrımlarında dolandın Girişsiz mekanlarda aranırcasına Meraklı, aç,tacizkar Ve ben beklemede… Arsız dokunuşları ürpertirken Zaman yargısız infazlarda Ömrümün dikenli tellere sarınmış yolları Kanarken … Titremeden, ürkmeden, göğüs geren Karaya oturmuş bir mavnada Fütursuzca Boşlukta asılı kabuslara…. Ve sen yürümekte… Kim bilir hangi soğuk nefesle Nasıl bir geleceğe…. Git//me……. |