Kültür Sanat ve Edebiyat dergisi

9/2/2008 - BİLİNÇ IŞIĞI YIL:1 SAYI:10 SAVAŞ EZGİ

Kategori: siir

 

 

 

GARDINI AL TÜM SEVİŞMELERE...SeTH

 

 

 

 

 

 

 

 

Gardını al tüm sevişlere...

 

     İstisnasız durumların öngörüsü sanırım yaşananlar. Kişisel hezeyanlardakilerin doyumsuz halleri. Kimse elindekiyle yetinmez, yetinenler ise hep serzenişte. Belki de günümüz cehenneminin ayak sesleri ilk name. Patlamış kulak zarlarımızdan ite kaka beynimize kazılan, küçükken hepimizin ailesinin yada büyüklerinin bize dayattığı ahlak kuralları..’ Bencil olma! Paylaşmayı bil!’ Peki bencil olmadık işte. Ya kazancımız? Sadece kırık dökük yürekler,kan sızan birkaç oksijensiz hayal ki onlar da kapkara! Bencil olmak gerekliymiş bazen diye kendimi sorgular oldum artık. Bana bu öğütleri veren annemin gerçekten böyle düşünüp düşünmediğini de..Sadece iyi bir birey olmam için miydi bu öğütler yoksa kabusumda verilen ültimatomlar mı? Türü tükenmek üzere bildiğim birkaç canlı  örnek daha var aslında.Hayatları boyunca hep başkalarının mutluluğu için çabalayan birkaç gariban..   

     Zamanın tüm kumdan kalelerini yapmış biri olarak,her dalgada yıkılmalarına rağmen tekrar tekrar;diyebilirim ki bendim hatalı ve inatçı olan. İnadın getirisi hırs ,onun getirisi hüzün… Diplere çekildikçe azot solumayı öğrenmek iyiydi ayakta kalabilmek adına.. Canım yansa da azotu her ciğerime çekişte ,gözümün perdelerinde hayatım suare yapsa da, yalnızlığın kahkahalarıyla yağabilmek kendi ruhuma, bugünün BEN ini oluşturdu.

     Acımasızlığın yırtık perdesinden hiç giremedim içeriye. Denemedim mi? Denedim.. Ama hiç başaramadım,yenilmeyi öğrendiğim tek yarıştı bu. Düşününce yenilmekten keyif aldığımı fark ettim.Evet;merhamet çoğunlukla lanettir.Kabul ediyorum lanetliyim. Ve hep bu lanetin farkındalığına taptım.

     Kullanan olmaktansa kullanılan olmanın lüksü pek rahatsız etmezdi beni. Sonuçta kullananlar karşılıksız sevdiklerimdi. İş karşı cinse gelince durum pek böyle olmuyormuş,sonuçsuzluk karşına kale duvarı gibi dikilince anlıyorsun bunu.. O vakit kullanılan olmak tüm zehirli iğnelerini batırıveriyor ruhunun açıkta kalan tensiz bölgesine. Bakışlar arasındaki salıncaktan tepe üstü çakılıveriyorsun buz gibi gerçekliğe.. Başlangıçta yüreğinin derinliklerinde temassız gördüğün bir çift söz yıkıveriyor varolan tüm savunmanı. Gardını indiriyorsun tüm sevişlere, savunmasızlığın gün gelip seni yerden yere vuracağını ise hiç hesaba katmıyorsun.. Gelirse ondan gelsin mantığı benliğinin tüm hücrelerine yayılıyor ta ki ondan gelene dek.. İlk kurşun değdiğinde hayallerine, tuzla buz olan sırça köşkünün tüm minik parçaları gözbebeklerine doluveriyor ve yüzmeye başlıyorsun gözlerinden dökülen denizin içinde.. Önce yavaş yavaş iniş, sonrası vurgun.. Gözpınarlarından kan damlıyor hayatının tam orta yerine, boğulmamak için kan soluyorsun.. Ve başlıyorsun kendi hayalsizliğinin içinde koza örmeye. Zamanın efendiliğinde olgunlaşmak adına bekliyorsun. O ise hayatında kaldığı yerden ,sensiz devamda tüm hızıyla. Bilmediği tek şey  ise vakit geldiğinde, geniş kanatlarınla tekrar uçacak, her koza sonunda daha güçlü ,daha ipeksi,rengarenk ruhunla bir kelebek olacağın…

 

 

 

 

 


...Seni Seviyorum...

 

Saman altı düşlerden kurtar beni
Hasat vakti gelmeden
Biçilmeden yüreğim,
Parçalara bölünmeden…

Deniz dibi akıntılarında yitir beni
Boran vakti gelmeden
Ruhum darağacını terk etmeden
Sandıksız ümitlerde yolum yoklara dönmeden..

Efkarın siteminde zor gülün nefesinden al beni
Rengim hüzne akmadan
Daralmadan günüm
Avuntusuz yarınlarda kaybolmadan…

Kandırılmış yalnızlığın ipine astım kendimi
Tut ruhumdan sızan kan kararmadan
Göğsümde duran gül ölümüme alışmadan
Ah be gülüm…
Söyle sen bende bitmeden….

Yağan yağmurun sesi senfoniye dönmeden
Var olan sesin bende şekillenebiliyorken
Savurduğum külüm yere düşmeden
…ben ölmeden…

 

 


 
Gitme
...

 

Çocukluğumun limon kokulu anları
Sandıktan yıkanmadan çıktı…
Yayılan kokudan
oluşmuş tüm yargılar
alaca karanlığa karıştı
kemiksiz düşlerimle sevişen
yabancı…
göz çukurlarımdaki boşluktan
zihnimin kıvrımlarında dolandın
Girişsiz mekanlarda
aranırcasına
Meraklı, aç,tacizkar
Ve ben beklemede…
Arsız dokunuşları ürpertirken
Zaman yargısız infazlarda
Ömrümün dikenli tellere sarınmış yolları
Kanarken …
Titremeden, ürkmeden, göğüs geren
Karaya oturmuş bir mavnada
Fütursuzca
Boşlukta asılı kabuslara….
Ve sen yürümekte…
Kim bilir hangi soğuk nefesle
Nasıl bir geleceğe….
Git//me…….

 

 

 

 

bilincisigi@mynet.com

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

2008-03-02 19:04:16 - DERGİMİZİN GÜÇLÜ KALEMİ !

Yazan: Selvi Yetkin
Sevgili Savaş üslubun biraz karamsar ama öyle güzel kaleme alıyorsun ki ustalık bu olsa gerek. Seninle ilgili haberleri, dergi dışında yayınlanan diğer yazılarını internette ve dergimizde keyifle takip ediyorum, bu ay da muhteşem dizeler var dergide!

Eline yüreğine sağlık.
Bağlantı

2008-02-20 22:44:53 - yeniden yeniden...yıkılmadan içmek // hayatı

Yazan: lacimor
hayat...
bizim biçimlendirdiğimiz mi yoksa bize biçimlenmiş verilen mi... çelişki biçimlenmiş şekli kabullenişle başlıyor...zorluklar batıyor, mutlu sahtelikler çeviriyor...ve sökülmez koza örülüyor...belki bvir gayret bir ışıkla ruhumuz evet dere hayata...elbet yine düşüceğiz ama bu düşüşte kenimizi kendimiz de kaldıracağız...içimizdeki yaşamın ışığıyla...

kendimize yolculuğa çık ve ışığınla geri gön diyerek...
sevgileri arkadaşım...
severek okudum çalışmanı:)
Bağlantı

2008-02-10 10:32:02 - Üşüyorum...Dizelerini bir ağacın dalları gibi tek tek yakıp ısınıyorum...

Yazan: düş savaşçısı
Bir an burada özne olan şiirde özne olanalara takıldım.Bir başlangıcın insanları olduklarını seziyorum.bizde çoktan soğuk kavramlara dönmüş donmuş olan sorular henüz bu şiirde özne olanların kanlarında kor gibi durmaktadır.bizim kenarlarında ahlaki çitleri ve etik işaret levhalarıyla üzerinde çok yürünmüş rahat yollarımız onlara çok yabancıdır.Her zaman çalılıkların arasından geçerek sınırsız olana sonsuz olana doğru yürürler.Hiç bir yerde kesin bilgi kuleleri güven köprüleri yoktur.Tümüyle kutsal ilk devirler dünyasıdır bu.
Bizim iyice hantallaştığımız yerde yukarıdaki şiirin kahramanları henüz kor halindedirler.Bu şiirin kahramanlarının her biri bütün problemleri yeniden gözden geçirir.İyinin ve kötünün sınır taşlarını kendi kanayan elleriyle taşır.Her biri kendi kaosunu yeniden dünya haline getirir.Her biri bir hizmetkar yeni isanın habercisi şehit ve tanrının üçüncü saltanatının müjdecisidir.Henüz içlerinde başlangıcın kaosu vardır.Ama ilk ışığın yaratıldığı günün şafağı ve şimdiden yeni insanın yaratılacağı altıncı günün önseziside var.bu şiir ve düz yazı yeni insanın mitosu ve onun mezopotamyanın ruhundan doğuşudur.
Yukarıda ki şiirin kahramanlarıo ve onu yazan şairi ile kıyaslama yapıldığında.Kahramanların ki( şairin kendisi öznedir.)Dehasının ve elmas gibi berrak zihninin yanında bir çocuk kalbi,bir çocuk neşesi vardır.Ve ikiside olanca yoğunluğuyla iyiyi ve kötüyü sıcağı ve soğuğu,uzağı ve yakını.İkiside aşırıdır.(kahraman ve şair )Ölçüsüzdürler özellikle aşkın vahşi coğrafyasında.Şair ve sevgilisi diyelim.güçlü beyin kasları ve yaşama karşı vahşi bir açlıkları vardır.Şair ve kahramanı hazzın vahşi hayvanlarıdırlar artık.uygunsuz ve fanatikçe bir yaşam hırsıyla doludurlar.Her şeyin en çoğunu tesadüfü olarak alaşımın eriyik halinde bulunduğu ve geriye lav gibi akışkan ve yakıcı bir dünya duygusundan başka bir şeyin kalmadığı kızıl koru duyumsamanın kızıl korunu ararlar.İhtirastan pişmanlığa pişmanlıktan yine eyleme suçtan itirafa itiraftan esrimeye koşarlar.Ama kaderlerinin bütün yolları son noktaya ağzında köpüklerle yere yuvarlanıncaya yada bir başkası onları yere serinceye kadar her yere ulaşır.Bütün yönlere don olsun yangın olsun ellerini uzatırlar.Hırsları dinmek bilmez bu şairle kahramanının ölçülerini sadece sonsuzluıkta aralar bu şiirde ki kahraman ve şair.Bu insanların bir ok gibi ebedi bir gerilim içinde kuvvetlerinin toplandığı yaydan gökyüzüne fırlarlar.Her zaman erişilmez olan yönüne her zaman yıldızlara nişan alarak her biri bir alev bir tedirginlik ateşidir.Ve tedirginlik ıstıraptır.Bu yüzden onlar en büyük acı çekenlerdir...
Şair gerçekten duyguyu ateş olarak yakıp etimizi tutuşturuyor..Devamını dilerim sabırsızlıkla..
Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Son Yazılarım

MAHŞER...ÜLKÜ GÖKSU (SETH).. SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:
ALTIN SUYU ÇİÇEĞİ DESTANI'NDAN SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2
UNUTULAN YENİÇERİ...SUNAY AKIN...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 S
İKİMİZİÇOKÖZLEDİM...HÜSEYİN YÜK ...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:
DOSTA NAZAR...SERPİL AKKAYA....SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SA
Dostoyevski ve Felsefe...DİREN YARDIMLI...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞ
ŞİZOFREN BOZUKLUKLAR...DR.OSMAN KAUR BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
KUANTUM FELSEFESİ VE MUTLULUK...CENGİZ ÖZDER ...SAVAŞ EZGİ YIL:2
BİR ŞİZOFREN'İN GÜNLÜĞÜNDEN KANAYANLAR...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ
DRAMA...HULUSİ GEÇGEL..SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
SUSTUM....TAYİBE ATAY...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
spinoza..KEMAL DÜZ
MODERN TÜRK ŞİİRİ NEREYE?...HAYRİYE ÜNAL...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞI
ŞİİR İÇİNDE NOTALAR...ŞEYDA BOSTANCI...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI
ŞİZOFRENİK BOZUKLUKLAR...PROF.NEVZAT YÜKSEL...BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2
EYLÜL ÜSTÜ AYRILIĞI...EMİNE DENİZ...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:
SONBAHAR YAĞMURLARINDA BABAM...CİMCİMEDA..SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞ
SUSKU....ASLI ŞAHİN...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
SONBAHARDA KÖREBE...GÜVEN TUNÇ...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 S
ÜŞÜYEN BİR SONBAHAR DEFTERİMDE SARI...KORAY FEYİZ....SAVAŞ EZGİ
KANADI KIRIK TURNA...NURİ CAN...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SA
Uzakları Yakın Et, Gel Artık!....BİLGE TANYUKUK..SAVAŞ EZGİ BİLİ
KIRIK AYNALAR..MÜNİRE DANİŞ....SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAY
ŞİZOFRENİ...EZEL GÜREL...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
BAYAN ŞİZOFREN...DUYGU ÖZBEK...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAY

Kategoriler

Arkadaşlarım

burcuyalkin