25/9/2008 - ALTIN SUYU ÇİÇEĞİ DESTANI'NDAN SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15

ALTIN SUYU ÇİÇEĞİ DESTANI'NDAN...
Bir mezara avuç avuç Atılan toprak gibi gelen karanlık, Bir mezara taşı gibi kapandı üstlerine.
Basık ve karanlık gökyüzü. Bulutlar insanın içine çöreklenmiş sanki. Yağmur didik didik ediyor onları.
Yağmur kadar kalabalıktılar. Bir yağmur tanesi kadar yalnız ve ıslak. Üç gündür yağmurun dövdüğü bu insanlar, Düşe kalka yürüyorlardı.
Yataklarını, Yorganlarını, Kapkacaklarını attılar. Bir ağırlık yapan canları kalmıştı üzerlerinde, Onu da bıraksalar kurtulacaklardı. Taşıyamıyorlardı.
Köylerinden beri, Ürkek bir kuş gibi, Onları takip eden açlık, Üçüncü günün akşamı bir yırtıcıya döndü.
Yaprakları sapsız Çiçeği sarı, Koyun kıran bitkisine, Tomurcukları pullarla örtülü alev ağaçlarına, Otlara saldırdılar. Elbiselerini yediler. Bir kayayı öğütebilirdi açlıkları.
Işıklar içindeki,köylerin kenarlarından kıyısından geçiyorlardı.Bacaları tüten evlerden çıkan yemek kokularını,Rüzgar getirip,herkesin payına düşeni dağıtınca, Açlığa doydular.
Ana, Köydeki bir evin kapısına vardı. Yumrukları hiç durmuyor,vuruyordu. Bir kadın açtı kapıyı. Ananın gözlerini görünce korktu.
Acının dövüp sertleştirdiği sesi, Ekmek için kırıldı ananın.
-2-
Bir parça ekmeği alır almaz koştu.İçlerinden en kötü durumda olan,oğlu Seyithan'ın emaneti küçük torunuydu.Koşuyordu ona.Nefes nefese vardığında, Bir kendi babasına, Birde torununa baktı. Bir babasına, Birde torununa baktı tekrar. Elindeki ekmeği ikiye böldü.Torununa ekmek parçasını verdikten sonra babasına uzattoığı eli havada kaldı. Babasının ayağı çamurda kalmış,artık dermansız yuvarlanmıştı.
Nehire atılmış Taş gibi, Suda sekip titreyince, İnce bir ter boşandı. Gözleri, O nehirin en derin yerine düşmüş Bir taşın dibe inmesi gibi kapandı, Başı ecel yastığına dayandı.
Kaderleri, Onları, Bir ırmaktan bir testiye su alır gibi aldı. Bir bilinmeze götürürken, Sallanan testiden sıçrayan damlalar gibi, Dökülen ölüleri gömdüler.
Çabucak kazılan mezarların topraklarını götürüyordu yağmur. Gömülenler Ayakları dışarıya fırlayacakmış gibi duruyordu.
Denizin ortasında, Birbirinin ardına düşmüş, İki dalga gibiydiler ölümle......
|
|
Yorum yaz!
|
1/10/2008 - Bilinç başkaldırmayla başlar |
| Yazan: hasret candan |
Benliğimizde korunması gereken sürekli olan hiç bir şey yoksa ne diye başkaldırmalı? İşte savaş ezgi şiiri bize kalıcı olanı beynimizde insan olmanın haksızlığa yalana talana başkaldırmayı veriyor.Şiirleri okuyunca başkaldırma eylemi bencil bir eylem olmaktan çıkıp evrenselliğe ulaşıyor.Çünkü başkaldırma ille ve yalnızca ezilmişte doğmadığını başka birinin ezilişini görmektende doğacağını bu şiirler anlatıyor bize.
Bilmem sen kendinin farkındamısın savaş ezgi. |
| Bağlantı |
1/10/2008 - SİZİN ŞİİRLERİNİZLE BÜYÜDÜK YORUMUN BÜYÜLÜ EZGİSİYLE |
| Yazan: ayça barış |
Günlerimizin ötesini istiyoruz.Eyleme geçmiş us dünya'ya dalga dalga ordularını gönderirken ve ben bu şiirde dağılırken Güneş ışınları yıkıyor her yanı.Bu şiirleri okuduktan sonra aklıma tek şey geliyor.Her umudu onlara bırakmıyacağız.Benim için hazırlanmış yazgıya boyun eğmiyorum.En yüce bilincim bu adaletsizlikle yaralı yaşayışımı bu yeryüzündeki her türlü yaşayışın gülünç kurallarına uydurmaya yanaşmıyorum.
Şiirlerin şehirlerin gökyüzünden dsıra sıra geçen turnalar gibi gçiyor içimden.Bizi şiirsiz bırakma..Saygılarımla |
| Bağlantı |
29/9/2008 - onları takip ederdik hep kafile kafile giderlerdi... |
| Yazan: hasan üzümsüz |
Ağrı'dan, Pasinler'den, Erzurum, Bayburt taraflarından geliyorlardı. Bir kısmı geçen yıldan beri yollardaydılar. Yurtlarından, köylerinden kopup yollara düştüklerinden beri bu sonu gelmeyen yolculuğun bazen şurada, bazen burada sona ereceğini umarak duraklamışlardı. Fakat arkadan gelen yeni göçmen selleri, onları ileriye itince, yeniden tükenmez yollara sürüklenmişlerdi.
Bu yolculuğun nerelerde biteceği de belli değildi.Göçmenler, köylerinden daima kalabalık kafileler halinde ve toplu olarak çıkarlar. Kağnılar tıklım, tıklım doludur. İnekler, atlar, eşekler, hatta davar sürüleri öne katılır. Bir köy halkı, daima hep bir arada yol almak ister. Aynı insanlar, aynı bağlar, aynı hiyerarşi içinde, alıştıkları hayat nizamını yollarda da devam ettirmeye çalışırlar. Fakat çok geçmeden kafile parçalanır. Kalabalık tenhalaşır. Önce davar sürüleri kaybolur. Çünkü yol, mera değildir. Davarı yoldan mereya ayırdığın günse, artık davar elden çıkmış demektir. Açlar, kaçaklar, eşkıyalar onu derhal yok ederler. Üstelik sürü değil, çoban da gider. Sonra atlar, inekler elden çıkar. Ölenler, kalanlar, hastalananlar, yol değiştirenler...... Derken, köyden yola çıkışın üstünden daha ay geçmeden o canlı, gürbüz kafileden kalan, perişan artıklar ve döküntülerdir.
Nasılda döktürmüşsün bu şişirinde göçü ellerin sağlık
|
| Bağlantı |
29/9/2008 - bende göçerim |
| Yazan: hediye |
Göç olayına psikodinamik açıdan bakmak gerekirse; göç yaşayan kişi bilinmeyenle karşılaşmaktan ötürü büyük rahatsızlık duyar ve bilinmeyenle karşılaşma anksiyetesinin eşlik ettiği regresyon kendisini çaresiz hissetmesine yol açar öyle ki bu onu, uygun fırsatları bile etkin biçimde kullanmaktan alıkoyabilir. Bu sırada güvenebileceği, korku ve anksiyetesini giderecek insanlar arar. Tıpkı bir bebeğin yalnız bırakıldığı zaman annesinin alıştığı yüzünü çılgınca araması gibi başka insana gereksinim duyar. Üstelik yeni çevre ile eskiden bağlı olduğu grup arasındaki fark çok büyük ise vazgeçme o derecede derin olur. Vazgeçme gereksinimi içsel çatışmalara yol açar. Bir yanda diğer insanlar gibi olma isteğini duyarken yeni kültür tarafından yok edilecekmiş gibi korku duyar. Diğer yanda bireyselliğini devam ettirmek ister; kimliğini koruması,kendisi olduğunu hissetmesi önemlidir. Bu çatışmalar onda yabancılaşma ve karmaşa yaratırken, kimliğinin değişik yönleri arasındaki çatışmalar kaçınılmaz olabilir, yalnızlık, izolasyon duyguları, depresif eğilimleri çoğaltır, şiddetlendirir. Bu güçlüklerle başa çıkamadığı zaman çatışmalar yer değiştirebilir ve psikosomatik bozukluklar ortaya çıkar.
Göçmenlerle yapılan psikoanalitik çalışmalarda, göç yaşayanlarda sık rastlanılan somatizasyon belirtilerinin de ilk bağımlılık objesine, yani anneye ve onunla bağlantılı olarak bedene geri dönüş gibi simgesel bir gerileme olduğu üstünde durulmuştur. Yeni ortamında daha çok travmatize edici yaşantılarla ya da zorluklarla karşılaşan kişi, bu ortamla ilişkilerini içererek yeni nesnelerle özdeşleşip yeni bir kimlik duygusu oluşturamadığında ilerleyici bir sürece giremez.
Göç ettiğimdn beri bu hastalıktan mahfolmuş bir haldeyim bu şiirde anlatıldığı gibi evimizi aniden terketmek zorunda kaldık ve ben hastayım
|
| Bağlantı |
29/9/2008 - nasıl ya nasıl |
| Yazan: Ayça sıvaslı |
| Nfis bir şiir göçü bu kadarmı güzel anlatır insan.Ne imge yağmuru bu nasıl bir şiir ya.Okuyunca içim dağıldı içim acıdı bu nasıl bir trajedidir savaş ezgi bu nasıl bir imgedir.Bu şiiri okuyunca alıp başımı gitmek istiyorum uzaklara ... |
| Bağlantı |
|
Hakkımda
Kategoriler
denemefelsefeoykupsikolojisiirtarih
Arkadaşlarım
burcuyalkin
|