Kültür Sanat ve Edebiyat dergisi

29/4/2008 - 3/5/2008 - BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:13 SAVAŞ EZGİ

Kategori: siir

 

 

 

ALTIN SUYU ÇİÇEĞİ DESTANI

 

                    BOZKIR…

 

Bozkır’da

Yetişen tek şey rüzgardı

Onlar yüzyıllardır

Nal seslerini ekerlerdi bozkır’a

 

Bir ceplerinde tütün,

Bir ceplerinde soğan,

Koyunlarında kefenleri.

Tuz taşında ekin biçerlerdi.

 

Bir kirve olmak için

Atlarından inerlerdi

Bir de sevdiklerini kaçırmak için.

 

CAN GÖVDEYE MÜLK DEĞİLDİ DAĞLARDA

 

                             __1__

 

Diyarbakır havzasından geçen Toroslar’ın bıraktığı dağlar

Sıkıntıdan patlar.

Patlar patlamaz açılan dağların arasından,

Yanardağ akıntılarıyla karılmış kayalara

İki su düşer.

Biri master ve Sarı Meşe dağları arasından,

Diğeri Bırklin Mağarası’ndan çığlıksız doğar.

Kılcal damar nazında

Dağlar arasında dolaşan incecik sular

Kar sularını içer.

Ele avuca sığmayan sulara

Zincir vursan eğlenmez.

Dolucan mevkiin de birbirine sarılan iki su

Sevinçten kalka kalka yürür.

Sular o kadar hızlıdır ki ok anlamına gelen DİKLE adı verilir.

Dut dibi dağına aynı hızla gelen Dicle dağıtır kendini

Köylüler incecik teller alıp Dicle’den,

Yırtıklarını dikerler toprağın.

Kendini dağıtan Dicle, dağlarda demlenmiş

Beş tane çayı üst üste içerek kendini toplayınca,

Bir tespih ipi gibi uzanır.

Sıradağlar tespih tanesi.

Sabırla çekenlerin doruklarını aştığı.

 

Doruklar,

Sistir, dumandır, buzuldur.

Rüzgar dokunsa yırtılır.

Keskin sivridir laciverdi kayaları.

Kurşunun soluğu yetmez tırmanmaya

Mavi erguvan doruğuna.

Ağızdan dışarıya adım atmaz kelimeler

Harfleri kar tutar.

 

 

Baharın geçilmez nazından

Dağların.

Kendiliğinden can tutmuş ağaçlarda

Koşan tomurcuklar damla damla patlar.

Renkleri ışıl ışıl

Hafif mavi bir alevi

Andıran çiçekleri

Rüzgar söndüremez.

 

                            __2__

 

Doruklarındaki buzul yataklarının dokunsan incinen mavisi atlıyı atından indirir.

Ve atından atlayan bir atlı, başını toprağa dayadı.

Ayak seslerini dinledi. Karanlığın burnunun ucu gözüktü.

 

İşte alacakaranlık

Hasreti kıldan ince

Sevdası atomdan ağır

Bir Dicle fidanı.

Oturmuş dağların boranına

Gözleri tenhalaşmış dalgın

Gözleri yüreğinin ardına düşmüş,

Yani sevdası başında.

 

Sırtını dayamış iki Ardıç’a. Buralı değillerdi bu ardıçlar. Çünkü onlardan başkası yoktu.Bir kuş gagasından mı düşmüşlerdi yoksa tırmanamamışlardı  dağları da diğer ağaçlar onları kaderlerine mi bırakıp gitmişti.Gece boyu at sürmekten yorgun düşmüş atlı daldı uykuya.

 

Güneş ışığı,

Ardıçlarda dal değiştirirken

Düştü üstüne.

Sıçrayıp tüfeği eline aldı telaşlı.

Can gövdeye mülk değildi dağlarda.

Durup dinledi.

Tehlike yoktu şimdilik.

 

Sanki kilimini cehenneme yaymıştı. Mendilini çıkardı. Dört köşesine düğüm atıp, suda ıslatmaya gitti. Her yeri basan güneş, birazdan yakaladığı adamı yakardı.

 

Suda kayarak,

İncelip süzülen,

Pulları elvan ebruli

Bir alabalıktan dökülen mavi parıltılara

Takıldı gözü.

Açlığı tepeden tırnağa kuşattı onu.

Biraz ileride,

Üç bantlı,

Turuncu göğüslü

Güneş kuşunu gördü.

İnce dişli akarsuyun kumunda böcek arıyordu.

 

                                __3__

 

Tüfek sıkılmazdı bu gündüz vakti. Tüfeğin sesine kurşun toplanırdı. Bakmakla yetinecekti. Başıboş dolaşan bakışları durdu.

 

Ağzının iki kenarından sarkan yumuşak tüylü sakalları ile erkek Toy kuşu kuyruğu sırtına kadar kıvrılmış, kuyruk altı tüyleri aşağıya sarkmış, kanat teleklerinin uçları, kuyruk üzerine doğru çapraz bir şekilde kıvrılmış, başı ve boynu çekik bir hal almış, kursağı şişmiş, ileri geri sıçramalar yapıyor ve dişinin etrafında sağa sola yürüyerek dişiye arkasını dönüyor, kur yapıyordu.

Dişi ise hiç umurunda değilmiş gibi davranıyordu.

 

Karısını,

Bakışları birbirine değince

Çıkan kıvılcımdan

Ateş yakıp ısındıkları

Günü düşündü.

 

Yorganı açıp baktığında,

Yeni yağmış kar gibi tenini,

Koynundaki memenin zekatını ver dedi.

Bir öptü,

Bir sıktı,

Bir dişledi memesini.

Ak memesi terleyince,

Bir yumurta akı gibi akıp,

Kaçtı avuçlarından.

Yarin koynunda,

Cahil idi uslandı.

 

Gerindi,

Sabırsızlandı,

Yerinden kalktı, gitti, geldi. Ofladı.

Yağmuru ve karanlığı beklemeden açlığa ve hasrete dayanamamış

Bozkıra girecekken;

 

Gençliklerinin tam ortasında,

Ömürlerinden indirdikleri,

Arkadaşlarını düşününce,

Bir ateşten kopmuş, bir yalım gibi soğudu Bozkır’a girme düşüncesinden.

İçindeki ayaklanmayı bastırmak için içine adım attı.

 

Sabır,

Hasrete, acıya,

Usta bir volkandı.

Murada yetiştirirdi.

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

2008-05-14 12:12:23 - içsellik

Yazan: neval
Tek ve açıklanamz olanla çakışabşlmek için nesnenin içine yönelmemizi sağlayan duygu yakınlığına sezgi der bergson.Bu bir gizemcilik bildirisidir.Ussal ya da kavramsal felsefenin yöntemlerinden çok metafizik bir eğilimi bir duygular metafiziğini düşündürür.Brgson felsefi düşünceyi bir ruh metafiziğine indirger ve felsefeyi metafiziğe dalan ruhbilim olarak açıklar.Yabandım şiiri ruhsal çözümleme açısından halk söylemi ile bilimin söylemini karıp ortaya çıkaran bir şiirdir.Şiirin arı oluşu her şeyden önce içselliktir öznelliğin varoluş biçimidir.Savaş ezginin özel özelliklerle donanmış duyarlılığını düşündürüyor bu şiir.Bu duyarlılıkı sürekli akıp geçene ya da arı oluşuma yönelir.Basit olanı bölünemez olanı sezmekle yükümlü bulunan sezginin bizi yönelttiği şiir arı oluşumdur.Arı oluşum her şeyden önce içselliktir öznelliğin varoluş biçimidir.Bu şiirler neden fazla değil diye soruyor insan.Neden? fazla yazılamıyor.Sanırım çok yoğun bir içsellikten dolayı yazılamıyor.Ya da şiirde işçilik diyelim.Sizin yeni şiirlerinizi bekliyoruz.
Bağlantı

2008-05-14 11:58:49 - yeni bir dünya ve savaş ezgi şiiri

Yazan: nihat can
Savaş ezginin dünyası gerçek dünyanın içinde ayrı bir dünyadır.Ona gerçekçiliğin içindeki gerçeklik diyebiliriz.Yine de o gerçekliği açıklamak için vardır.Tam onun gerçek olmadığına inanmaya başlayacağımız yerde ona yakalanıveririrz.Önce hiç durmadan kasetinde sonra o muhteşem boran fırtınası kasetinde sonrada altın suyu çiçeği destanında.Onda gerçekçilik özel biçimler altında dışlaşır.Başlangıçta sırtımızı dönmeye hazır olduğumuz bu şiirler kısa zamanda bizi içlerine ,kuytularına çeker,gizlerine çağırır.Bize gündelik yaşamda alışık olmadığımız bir güzel deneyiyle karşı karşıya bırakırken bize şiirin yasalarını kurallarını öğretir.Bu şiirler başka bir güzeldir.Yaratmak doğurmaktır.Dünyaya her hangi bir şey getiren bir insan gibi savaş ezgide getirdiği şeyi ve yaşamda edindiği birikimi bize çok güzel bir şekilde sunuyor.Buna göre savaş ezgi şiiri ile karşılaşmamız yeni bir dünya ile karşılaşmamaızdır.Yapıtla karşılaşınca ona yakınlaşmayı isteriz bu yolda dizeler boyu ayrıştırma bir çözümleme isteği ile sarılmış duyarız kendimizi karşımızda çok özel doğal yasalara göre kurulmuş ve doğa üstü nitelikler vardır.Biz bu nitelikleri kavrayabilmek bu çerçevede onların (şiirlerin)temelinde yatan zekayı görmek için yola çıkarız.Bu bir nitelik araştırmasıdır bu bir zeka araştırmasıdır.Güzel araştırması budur yapıtta.Doğanın bağrında insan eliyle yaratılmış her güzel kendi içinde bir sonsuzu gizlerbir sonsuz çeşitlilikler alanı oluşturur.Buna eminim ki savaş ezgi şiir dünyamızın çok az mütevazi bir insanıdır.Ve o hep doğada kendi dopasını kuruyor.Merakla yeni şiirleri bekliyorum ve kaset çalışmanız varmı bende merak ediyorum.sevgi ve saygılarımla
Bağlantı

2008-05-13 12:58:48 - bilinç

Yazan: pınar
Bilinç iki bağlaşık terimi dünyayı ve beni birleştirir ve karşılaştırır.O bu iki terimin karşıtlığında onları belirleyen düşüncenin birliğidir.O her şeyden önce belli bir öznenin kendinde görünüşüdür.Daha derin anlamda o bir tarih ve bir yapıttır.Bir yazgı bir serüvendir.Altın suyu çiçeğinde o serüven sevgidir.Şair sevgiye bakışını çok iyi özetlemiş.Sevgisi özne görünsede temelde bir coğrafyanın yazgısıdır.Evrenin bilinci şairin kendi özel öznenin bilincini sarar.Özne kendisini ancak evreni algılarken aalgılar.Her zaman onun kendini algılayışı bir evrenin bağrında olur.o ancak evrende kendidir.Altın suyu çiçeği evrenini düşündüğümüzde görünen kahraman seyithan aslında şairin özünün yansımasıdır.Her bilinç evrenin merkezi ve evrenin parçasıdır.Tüm varoluşların koşulu olan bilinç varoluşların birliğini şeylerin evrenini ve bilinçlerin evrenini gerektirir.bilincin olduğu her yerde bir etkinlik söz konusudur.Bilinç bir yansı bir ayna olmaktan çok ötede etkendir ve üretkendir.Her bilinç bir çatışkının belirtisi ve ürünüdür.Savaş ezgi burada altın suyu çiçeği ile evrenle çatışıyotr.Tüm insani ve toplumsal şeylerin kurucusu olan zihin edim çevreye verilen yanıtların hatta doğru ve iyitemellendirilmiş yanıtların basit bir oyunundan daha zengin bir etkinliği gerektirir.Bilinç kendini tarihsellikle ya da zaman boyutunda kurar.O zamanın kendisi ya da yuvasıdır.İşte altın suyu çiçeği evleri yakılan insanların savaş ezgi bilincinde yuvası olmuştur.güzel bir çalışma.
Bağlantı

2008-05-13 11:25:51 - bilimin işçisi

Yazan: zeynep
Bilimin amacı bilgileri bir bütüne götürmek yasaları temel yasalara bağlamaktır.Bilim bu yasalara tümevarımla ulaşır.genellemeler yaparak ulaşır.Felsefi düşünce sonunda bunlara en son açıklamaları getirecek,bunları tam bir birlik içinde toplayacaktır.Bu nedenle felsefi bakış her yerde bütünsel bakışı gerektirir.Bilimin attığı her adım metafiziğin gerilemesisonucunu getirmektedir sorunlar çözüldükçe metafiziğin alanı küçülmektedir.bilim giderek daha açık bir biçimde metafiziğin yetersizliklerini ortaya koymakta ve olgularda sınırlanarak metafiziğin konusunu bilinmez göstermektedir.Bilimin ilerlemesi metafiziği geriletirken dini de belli bir ölçüde geriletmektedir.Bilim ilerleyerek evrenselleşmekte dogmaları birer birer yıkıp geçmektedir.Bilimin alanına girdiğimizde bu akanın özelliklerini gözden geçirelim.Bilim doğa ile ilgilidir.bilimin alanı doğanın alanıdır ya da doğanın kendisidir..Savaş ezgi boran fırtınası çalışmasında hapishaneyi laburatuvara çevirdi altın suyu çiçeğinde ise dağlar ve bozkırı laburatuvar olarak alıp ana malzeme insanı işledi.Bilimle yola çıkmış savaş ezgi ve felsefe temelini oluşturduktan sonra yaratım sürecine girmiştir.Ve ben metafiziğin burada insan trajedisine dönüştüğünü görüyorum.Bu nedenle bu yapıtlar ulaşılmaz yapıtlar.Bakalım gelecek sürelerde nasıl şiirlerle karşılaşacağız savaş ezgide
Bağlantı

2008-05-13 09:49:47 - :)

Yazan: selen deniz
şiirlerine tapıyorum:)
Bağlantı

2008-05-13 09:47:33 - estetik haz her türlü çıkardan soyutlanmıştır

Yazan: isimsiz
Kanta göre estetik haz öbür hazlara benzemez.Öbür hazlarla arasında köklü bir ayrım vardır.Beğeni yargısı öznel olmakla birlikte duyumla sınırlanmadığı için bencillik ve kişisellikle belirgin olan hoşa yönelmez konunun gerçekliğine ilgisiz kalmakla da iyiden uzaktır.Beğeni yargısında hiç bir gerektirici kavram söz konussu değildir.biz bir yapıt karşısında yararcı olamayız.Çıkar kollayamayız.Bir tablo düşünün bize hiç bir zaman duyumsal bir haz vermeyecektir.Duvarda asılı duran portakal resmi sıcak havada bile bizde portakal yeme isteği uyandırmayacaktır.Estetik haz her türlü çıkardan soyutlanmıştır.Altın suyu çiçeğini ilk okuduğumda içimde rüzgarlar esmeye başladı ve bir ata binip alıp başımı gitmek istedim.Suyun kenarlarındaki yarpuzları ve o yarpuzlu otlu peynirleri düşündüm.Koşulsuz sevgi insanı kahraman yiğitçe dürstlükle bir sevgi ve bir adamın öyküsü.Şehir hayatında bunalmaktan boğulmuş olan bana düşler getirdi altın suyu çiçeği bu nedenle savaş ezgiye teşekkür ediyorum.Güzelin verdiği haz hiç bir kavrama bağlanmadan evrenseldir.Estetik yargıda anlığımız ve imgelememiz tam anlamında uyum içindedir.Sürekli düş kuruyorum köyümü düşünüyorum ve çekip gitmek isteğigenelde çok zaman uyumsuzluk içinde olan imgelemle anlık güzelin alanında tam anlamında uyumludurlar.zaten bizde estetik hazzı yaratanda bu uyumun kendisidir.Ellerine sağlık
Bağlantı

2008-05-06 17:08:15 - adeta kirlilikte uzmanlaşmış ve parsellenmi bir çağın dışına çıkma özlemi

Yazan: demet
Bütün gücüyle düzenli günlük yaşamın adeta parsellenmi ve uzmanlaşmış bir çağon dışına çıkma özlemi duyduğunda sıklıkla bastıran saatler üzerimize ve böylesi sabırsız ve tatminsiz anlarda bu maceracı fevkalede bir varlık gibi görünür bu şiirler.Altın suyu çiçeğini bilmiyorum ama beni etkileyen sizin ateşin dansı şiiriniz.Her dizesi tutup insanı çekiyor ve bu çekişten zevk alıyor şiir.Tüm yaşamın vahşice emen epikürcülüğü düşüncelerimizdeki günlük gezintilerden daha bilgece ve daha gerçek felsefesi schopenhauerin tam aksi öğretilerinden ve kant babanın taş gibi soğuk doğmalarından daha canlı gelir. bu fevkalede şiir.Zira bu tür durumlarda bu şiirler karşılaştırdığımızda bizim sınırları çizilmiş ve bir takım vazgeçmeler sayesinde sağlamlaştırdığımız varlığımız ne kadar da zavallı gelir gözümüze ve ne kadar acı bir şekilde farkına varırız manevi davranışlarımızın ve ahlaki çabalarımızın bedelinni hep engellerle karşılaşmak zorunda kalışımızı.Çaresiz kalıyor insan ateşin dansı şiiri karşısında.Bu dünyaya bir kez gelmiş olan varlığımızı belirli kalıplar içinde biçimlendirdiğimiz için evrenin şiddetli akışına karşı set duvarı çeker vahşice hiç bir seçim yapmadan üzerimize esen rastlantıların sert rüzgarına karşı korunuruz.İyice kök salmış bir yazgı anın ötesine çıkmaya çabaladığımız her yerde o anın canlılığından bir şeyler almış oluyoruz.Zamanın ötesine ulaşmak için içimizde ki güçten ortaya koyduğumuz her şey tereddüt etmeden zevk aldığımız yaşamı aşırı derecede yıpratıyor.İşte bu anlarda bir koşu ateşin dansı şiirini okuyorum.Bana hayat üfleyen bir solupğa dönüşüyor.Önyargılarımız ve kesin yargılarımız var vicdanımızın prangalarını her adımın arkasında şakırdata şakırdata sürüklüyoruz.Kendi kendimizin mahkumuyuz bu nedenle ağır ağır gidiyoruz oysa vicdanında hiç nbir şey taşımıyan ayaklarında bir şey olmayan bu şiir ateşin dansı insan olan herkesi yakalıyor.Hayat o acımasız inançlı ele avuca sığmayan duyguların çok erken ve çabuk aldığı şeyleri faizi ile geri istiyor.Yoksa anılarınız hacize gidiyor.
Bağlantı

2008-05-06 16:16:00 - TANRILARIN EVİ MEZOPOTAMYA

Yazan: ATIF bilsen
Mezopotamyanın ilk uygarlığı olan sümerler inançlarında gerçekçiydiler.Antik yunanistanda en karmaşık görünümü kazanacak olan insanbiçimi çoktanrıcılık sümer toplumunda da oldukça karmaşık bir biçimde vardı.Sümer inancı genelde evrenin güçleri ve toprağın verimliliği karşısında insanın saygısını ve sorumluluğunu ortaya koyuyordu.İnsanın doğa karşısında soru sormasıdır bu.Savaş ezgi bu soruyu doğaya değil insanın yazgısı ile oynayan (evleri yakıp insanları göç ettirenlere soruyor)Bu soru egemen güçlere yöneltilsede özünde küreselleşmeye yöneltilmiş bir sorudur.Çünkü küreselleşeme sürecinde insanların değerleri bozuldu.Küreselleşme ile birlikte haberleşme ve teknoloji bozulmamış Anadolu köylerine dek girdi.Zaten ekonomik sorynlarla boğuşan insanlar birde yapay düşlerle beslenmeye başladı.Bu nedenle Altın suyu çiçeği değerlerinden vazgeçen ama sonra bu değerleri geri almak isteyen çağdaş bir donkişot olan seyithanın başkaldırısıdır.Geri planda ise savaş ezginin küreselleşemeye baş kaldırısını anlatır.Derinlerde ise bir halkın başkaldırısını anlatıyor.İnsanın doğa karşısında yada egemen güçler karşısında soru sorabilmesi doğadaki yerini aramasıdır.Kendisiyle doğa yada egemen güçler hem bir ayrılık hemde bir özdeşlik görmesidir.Bu duygusal düzeydede olsa felsefi bir yönelimdir.İnsanın kendisiyle ilgili ilk soruları mezopotamyada sümetlerde ortaya çıkmıştır.Bu felsefenin alttan alta varlığını duyurduğu yerdir.Yunanistanda göreceğimiz tanrılar gibi sümer tanrılarıda belli bir sıra düzenine göre yer alırlar.Her birinin ayrı görevleri sık sık birbirine karışan yükümlülükleri vardır.Günümüzde ise küreselleşmenin tanrılarınıda bu sırlama çerçevesinde görmekteyiz.Başta abd ve onun etrafında olan 7 sanayileşmiş ülke.Ve bir çok küçük tanrı(Ülkeler)Kalabalık tanrılar ailesinin başkanı en güçlü olan tanrıdır(abd)anu gök tanrısıdır savaş tanrısı iştar(fransa)anu iştarın kocasıdır.yerle gök arasında egemen enlile ve sulara egemen enki yada ea güçlü bir üçlü oluştureur(benelux ülkeleri.Babası anu dan sonra gelen enlil giderek güçlenmiş hatta babasının yetkisini gölgelemiştir.(abd nin bir zamanlar ingiliz sömürgesi olması daha sonra ise abd nin her anlamda ingiltereden güçlenmesi)Büyük ölçüde abd ingilterenin yerini almıştır.Toprağa egemen olduğu kadar havaya da egemen olan enlil toplumsal düzenin güvencesidir(abd nin jandarmalığı)Fırtınalar ondan sorulur ve o fırtınalarıyla insanlara yıkım getirecek gibi durur.(Irak işgali Afganistan gerçeği)Bu bağlamda yunan felsefesinde prometeus tanrılara karşı geldiğinden dolayı cezalandırılır.Seyithanda bir birey olarak küreselleşmeye karşı ancak düşleriyle karşı çıkabiliyor.Promete gibi seyithanların çoğalması gerekiyor tanrılardan korkmayan donanımlı insan gerekiyor.Doğrunun doğru olma serüveni uzun bir serüvendir.Tarih doğruları son yargılar olarak ortaya koyar.Bu onun yoruma açık ya da henüz kesinleşmemiş doğrularını en sonunda yasallaştırmasıdır.Bu kitapta altın suyu çiçeği kitabında bu tarihin umudunu görüyoruz.İnsanlık kazanacaktır her ne kadar büyük kayıplar versede.
Bağlantı

2008-05-06 15:49:59 - Sanat geldi geçti bir uğraş olmaktan çok bir yükümlülüktür

Yazan: Aysin
Sanatçı bir uygarlık açımlıyıcısıdır.Bir sanat yapıtı hem kendi olarak hem bir uygarlığın temsilcisi olarak önemlidir.Toprağın altından çıkan antik çağ çömleği bizde her şeyden önce bir uygarlığın belirleyeni olarak heyecan uyandırır.Altın suyu çiçeği de savaş ezginin dilinin altından antik çağ söylencesi olarak çıkıyor.Uygarlık kavramı çok zaman bulandırıldı çok zaman kültürle eşanlamlı olarak kullanıldı.Uygarlık belli bir yerde belli bir zamanda belli bir toplumun ortaya koyduğu maddi ve manevi değerlerin toplamıdır.Savaş ezginbin bu kitabında medlerin ve özellikle diyarbakırın uygarlığını görebiliyoruz.Uygarlık tarihin belli bir döneminde belli bir zamanda yeryüzünün belli bir kesiminde ortaklaşa yaratılmış olan ve böylece ortak bir anlayışa dayanan ortak bir duygusallığı ve ortak bir düşünselliği ortaya koyan alt yapı ve üst yapı değerlerinin bütünüdür.Destan(söylence)Diyarbakır ve çevresinde yazılı sanat olarak değil sözel bir sanat halinde gelişmiştir.Özellikle dengbej söylemleri ortak uygarlığı dilden dile yürekten yüreğe taşımıştır.Şiir tekniği olarak savaş ezgi dünyayı değiştirmek ve onu daha çok kendimiz(biz duygusu) kılmak için imgenin yakasından tutup özgün bir şekilde şiirler birlikte sunuyor okuyucuya.Kültür bir uygarlıkta kurumları yapıtları görüşleri kapsayan üst yapı alanıdır.Felsefe bilim sanat bir düşünce etkinliği oluşturduğu ölçüde siyaset hep birlikte ve birbirleriyle ilşkileri içinde kültür alanını oluşturur.Kültürün gerçek öğeleri felsefe bilim ve sanattır.siyaset daha çok onların yaşamsal bir sonucu olarak görünür.Siyaset ortamında gerçekleştirilen davranışlar bir toplumun değer anlayışını ya da kısaca içyüzünü ortaya koyar.Boran fırtınası kasetini uzun bir süre dinlemedim.Bu bilinçli bir tercihti.Siyasetin bilimden felsefeden sanattan yoksunluğunu sevmediğim için dinlemedim.Çünkü önceki kasetlerde bu eksiklik sürekli göze çarpıyordu.Ama boran fırtınasını dinlediğimde gerçekten kültürün olmazsa olmazı bu üç ikizini birlikte gördüm.Altın suyu çiçeği destanı ise başlı başına çok derin bir uygarlığın(mezopotamyanın ekini)olarak karşıma çıktı.Savaş ezgi şiirinin bedeni mezopotamya ruhu ise insanlığın ilk uygarlığından geliyor.Altın suyu çiçeğini okurken şimdilerde görsel şiir yada postmodern şiir diye açımlanan yeni şiirin nasılda çaresiz kaldığını görebiliyor insan.Yaşamla ilşkimiz bir bilinç ilşkisidir.BU YÜZDEN İNSANIN YAŞAMDA Kİ YERİNİ DOĞRU OLARAK GÖSTEREBİLMEK İÇİN ONUN BİLGİ EDİNME SERÜVENİNİ BÜTÜNÜ İÇİNDE ARAŞTIRMAK GEREKİR.BASİT İMGEDEN/ALTIN SUYU ÇİÇEĞİ/YETKİN FİKRE DOĞRU GELİŞEN DÜŞÜNCE SERÜVENİ İNSAN YAŞAMININ TEMELİNİ KURAR.
Bağlantı

2008-05-06 13:21:17 - bu şiirde insan yaratma duygusu ile kaplanıyor

Yazan: kubat
Dicle nehrinin uğultusu dizeler boyunca hissediliyor.Dcle nehrinin adının nereden geldiğini öğrenmek mutlu etti beni.Ynlız şiirde belirtilen sadece adı dikle.Oysa dikle med dilinden gelir.bunu belirtmek istiyorum.Diclenin akıntısı şiir boyunca bir müziğe dönüşüyor.Okuyan kişiye bir ninni gibi geliyor.bu uyku tam bir uyku değildir.Bir tür uyanıklık halidir.Yoğunlaşmayla gelen bir kopuş ve bir bağlanıştır bir duygu taşkınlığı doğal ortamdan geçici bir ayrılıştır içimizde damarlarımızda akan bir ırmağa dönüşür dicle.Dünyadan geçici bir uzaklaşmadır kısa süreli bir yalıtımdır bir özgünleşme anıdır tutsaklığı anlatan bir bağlanış içinde bir özgürlük deneyidir ilk okuyuş uykuylada başlamaış olsa da yaratımda uyanıklık esastır her yaratma edimi duygusal düşünsel düzeyde aydınlık bir bilinci getirir ve bu arada duygusallığın gizlerini düşüncenin etkin ayrıştırmacı gücüyle çözebilmek gerekir sanatsal yaratımda bilinç kendi ayrı bilinç olma koşullarına göre sürekli kurgulayan bilinçtir.Şiiri okuyunca sürekli insan kurgulamaya başlıyor kendini kahramanın yerine koyuyor.Yaratma ihtiyacı duyuyor insan işte bu nedenle senin şiirlerini seviyorum savaş ezgi işte bu nedenle okuyunca içimi bir yaratma duygusu sarıyor
Bağlantı

2008-05-06 13:05:30 - insan yaşamın sarhoşluğunu hissetmiyorsa yaşayamaz

Yazan: ferda yekna
Bence savaş ezgi kendi okurlarına olduğu gibi kendisine karşı da acımasız davranmış,duygularının her bir sinirini,sıcağı sıcağına her bir düşüncesini,kendsisini parçalayacak neşterin altına koymuştur.Hayata bağlılığı ve canlılığı ne kadar güçlüyse o kadar açık ve net bir şekilde kendisini tanımak istiyor.Neden az şiiriniz var yazısını okuyunca aklıma bunlar geliyor.Çünkü savaş ezgi şiirlerinde çok yoğun bir işçilik hatta hamallık var.Titizlikle yaratılan dizeler bir elmas işçiliği ile açıklanabilir.İnsanın dünyayı anlatmasının aksine kendisini bir defa anlatarak mükemmelliğe ulaşması ve rahatlaması asla mümkün değildir.Yratıcı,yabancı kişileri,hayalinde canlandırdığı ya da gözlemlediği kişileri eserine dahil ederek onları kendi potasında eritebilir.Savaş ezgi şiirlerinde ki kahramanları gerçek hayattan alıp kendi birikimi içinde yoğruyor.Onlara içindeki potanın her şeyinden bir parça veriyor.Göbek bağı doğumdan sonra kesilmiştir.Bundan böyle yaratılan karakter,varlığını düşün dünyasında özgürce sürdürecektir.Seyithanın özgünlüğünde olduğu gibi ya da boran kuşunda olduğu gibi.Artık ana rahminden koparılmış bir bebek gibi özgür ve tek başınadır.Sanatçı ona biçim verdikçe annesinden kurtulur.İki yapıttada boran fırtınası kasetinde boran altın suyu çiçeğinde seyithan onları yaratandan kurtulmuşlardır.Savaş ezgi şiirinde her duygu kendi göbek bağını kesmiştir.İçimizde ki duygu vahşileşmeye başlar açtır bu duygu ona sevgiyle bakan dokunan bize açlıkla saldırır.İşte tamda burada ruh bedeni kırbaçlarıyla kamçılamaya başlar.Şiir dizeleri bize kırbaç haline döner ve kamçılanırız.Bu kadar çok imge sağanağı ile karşılaşan kişi tathlil yapabilen görme yeteneği hiç bir zaman gözkapaklarını indirmez,imgenin doruğunda olsa bile.Savaş ezgi şiirini okumaya başlayınca sıcak duyguların oyunu soğumaya yüz tutar ve kavramların gözle görülür kategorileri değiştirilir,nesneler görünüme resimler sembole,rengi güçlü yaratma isteğine ve düşüncelerin kristalleşmiş bir düzene dönüşür.Ruhun her derin değişimi gibi burada böyle bir doğum değişimi önce bedeni hafif rahatsız eder,yakjlaşan yabancı bilinmeyen şeyin yaklaştığını bildiren kuşkucu duygu zilleri başlar.Ruhsal bir soğukluk korkusu korkunç bir azalma endişesi huzursuz ruhun üzerinde birden bire eser bedenin duyarlı sismografı yürek yaklaşan sarsıntıyı derhal kaydedeR ama burada nerdeyse hiç aydınlanmamış bir alana giriyoruz ruh bu saldırıyı karanlıktan dolayı henüz açıklayamaz sadece anlaşılmaz bir tehlike karşısında hissedilen korkuyla titrerken insanın bilgisi ve iradesi dışında sadece tabiatın anlaşılmaz ihtiyatı nedeniyle organizmada psikolojik fiziksel bir dönüşüm kendiliğinden savunmaya başlamıştır bile.Çünkü nasıl kış gelmeden önce hayvanların bedeni sıcak kış tüyleiryle dolarsa yanlızlığa geçiş döneminde en üst noktaya ulaşır ulaşılmaz insan ruhu da yeni bir koruyucu elbise giyer.Yanlızlığın güneşten yoksun döneminde donup kalmasın diye.Bu bedenden ruha geçen belkide salgı bezlerinin hücrelerinin işleyişinden kaynaklanan ve yaratıcı üretimin titreşimleriyle en son noktasına kadar giden derin değişim antikalabalık gibi ruhsal bir sarsıntı olarak kanlıve bunalımlı bir biçimde şekillenir.Yani bedendeki son değişim savaş ezgi şiirini okuduğumuz zaman beyinde son patlamaları havai fişekler gibi duyumsarız.İmgeler ard ardına patlamaya başlar pimi çekilmiş bir umuda dönüşürüz.Çok güzel şiirler bunlar.Teşekkür ederim savaş ezgi insan yaşamın sarhoşluğunu hissetmiyorsa yaşayamaz.Bu sarhoşluk için teşekkürler.
Bağlantı

2008-05-06 12:36:49 - şiirin ruhu

Yazan: şeyda süzmez
Boran fırtınası sürecindede altın suyu çiçeğindede gördüğüm bir şey var.Ruh.Ruh sürekli oluşur.Boran fırtınasında kasete ilk girşle birlikte hapishanenin kapısına adım atılıyor.Verilen efektlerle birlikte sanki bizde hapishaneye giriyormuşuz gibi his duyuyoruz(demir kapının açılması gibi.Sonra sevgi ile karşılaşıyoruz tutukluların sevgiye ya da sevgiliye olan özlemleri.Açlık grevinin hazırlıuklarını hem dinliyor hem de görüyoruz.Ruh kendini oluşturmaya devam ediyor.Alınan karar ve onun hazırlıklarını yoğun bir şekilde yaşıyoruz.Görüş kabininde ana ile kızın karşılaşması bizi alıp ruha götürüyor.Ruh en üst olgunluğa erdiğinde vecd halinde zafer geliyor.Altın suyu çiçeğinden haberim yoktu.Yukarıda yazılınca zorda olsa buldum.Burada da atlar ve dağlar ile giriliyor ruha.Beden ne kadar karşı çıksada içimizden ruhumuza bir şeyler sızıyor.Sanki ruhumuzda atlar dolaşıyor.Terkelerinde kaçaktan getirilenler.Bu ruh şiir boyunca maddeden(at)ya da doğadan(altın suyu çiçeği)bitki ve hayvanlardan yani bilinçsizlik düzeyinden geçerek kendi bilincine ulaşıyor.Önce kişisellik düzeyinde öznel ruh olarak kendini gösteriyor,daha sonra nesnellik kazanıyor.Nesnel ruh oluyor,hukukta gelenekte ve ahlakta belirginleşiyor.Daha sonra mutlak ruh olarak sanatta dinde felsefede anlatımını bulur.Demekki bu üç alan,sanat,din,ve felsefe alanları ya da düşünsel etkinliğin temel alanları ruhun en büyük yetkinliğine ulaştığı alandır.Boran fırtınası kasetinde işte bu yetkinliğin doruğuna ulaşıldığında zaferi kazanır.Savaş ezgi kendi ruhunu bir süzgeç olarak kullanıp bize dize dize akıyor.Benzersiz şiirler.Tebrikler.
Bağlantı

2008-05-06 12:19:27 - savaş ezgi şiirinde yaratıcı düşünce belirleyicidir

Yazan: berfin
Estetik arayışı bilimsel çabadan ayıran bir yan vardır.Sanat esine,hatta sezgiye dayanır.Dehanın sezme gücü gücüyle ortaya konulur.Dolayısıyla nesnel bilgilerle,kolayca iletilebilir bilgilerle kurulmuş değildir.Sanatta gidimli düşünce değil yaratıcı düşünce önemlidir.Vecihi hocanın anlatımıyla altın suyu çiçeği bir hazineyi imliyor.Ama ulu bedende yer alan iki aslanın baktığı yerde söylenceye göre hazine olduğunu söylüyor Vecihi hoca.Hatta çocukluğunda bu hazineyle ilgili öyküler duyduğunu söylüyor.Burada savaş ezgi sezgilerini kullanarak bildiğimiz bir hazineyi değil bir kurtuluşu bedensel değil ruhsal bir kurtuluşa çeviriyor hazineyi.İşte yaratıcı düşünce burada ortaya çıkıyor.Bu yoğun bu duygusal düşünce yapısı içinde sanat elbette öykünme(söylence) ile ilgili değildir.Öykünmek kopyasını çıkarmaktır,kopya her zaman gerçeğinden daha aşağıdadır.Sanat kopya çıkarmakla değil yaratmakla yükümlüdür.Savaş ezgi şiirinde bu yaratımı her dizxede görebilmek mümkündür.Öykünmeyle ortaya konulan kopya ne kadar yetkin gerçeklikler barındırsada genede yaratının gücünü aşamıyacak bir yapıda olacaktır.Bu nedenle sanat denilince doğa öykünmeciliğini anlamak yanlıştır.Sanatta doğanın öğeleri gereç olarak kullanılır.Sanat yapmak özgürlük içinde yaratmaktır,oysa kopya çıkarmak bir tutsaklıktan,eli kolu bağlı olmaktan başka bir şey değildir.Boran fırtınası kasetinde boran(yaban güvercini)hemen her gün istanbulda yaşayanlar bilir yaban güvercinleri ile karşılaşırız ama onu sanata katmak ve yeniden yaratmak ile kartşılaştık.Altın suyu çiçeği ile de mistik bir çiçekle karşılaştık.Sanat doğa görünümlerini ya da doğal öğeleri simge oluşturmakta kullanılır.Bu yüzden doğa sanatın temeli değil de gereci olabilir.Sanat her zaman özgün bir tutumu,dahice bir bakışı getirir.(Seyithanın toy kuşunun dansını izlerken)birden bire karısı ile olan sevişmesinin sahneye fırlaması gibi.Sanat gerçekliğin yansıma alanıdır.Sanatın gerçekliği yansıtmaktan başka bir amacı olmamalıdır.Altın suyu çiçeği ve boran fırtınasında göçü,açlığı,yanlızlığı,onuru,sevgiyi gerçek bir şekilde görüyoruz.Sanatta insan vardır.Sanatta insan kendini görür ve kendi bilincine varır.Boran fırtınasında açlık grevinde direnen insanları kendimiz ile eşleştirdiğimiz gibi.Ya da seyithanın atını at arabasından aldığı anda kendimizi görürüz.Savaş ezgi şiiri için şunu söylemek gerekiyor.Şiirinin,eğitici gücü onun bilgiler ortaya koymasından değil insana kendini göstermesinden,insana insanı tanıtmasından gelir.Bu nedenle savaş ezgi bu şiir kirliliğinde imgeleri duyuları düşüncesi ve yaratım gücüyle benzersiz destanlar yaratıyor.
Bağlantı

2008-05-06 11:45:55 - neden şiirleriniz fazla değil

Yazan: şafak
Sanırım siz az yazan birisiniz.Bunun nedenini öğrenebilirmiyim?
Bağlantı

2008-05-06 11:41:36 - GÜZEL VE YÜCE

Yazan: süreyya cantut
Kant yargı gücünün eleştirisinde güzel kavramından sonra yüce kavramını ele alır.Bu kavramıda beğeni yargısına dayandırır.Yüce,hiç bir aracı kavramı gerektirmeksizin bize verdiği doğrudan doğruya hazla ve evrensel uzanımlı özel yargıların konusu olmakla güzele benzer.Bu açıdan savaş ezgi şiirine baktığımızda bu kavramı tartışmak gerektiğine inanıyorum.Her zaman nesnenin biçimiyle ilgili olan güzel de sınırlılıkbelirginken yüce her zaman sonsuz açılır.Yani evrenseldir artık.Ölmeyecektir yüce olan.İnsan kavrayışını aşar yüce.Bu yüzden sonsuz ve sınırsız yüce anlığın değil sonsuza ulaşmaya çalışan usun konusudur.Altın suyu çiçeğini okuduğumda kullanılan dil ve imgeler sanki sonsuz bir boşukta akıp gidiyor.Ama sonra tekrar dönüp dönüp okuyor insan.Bu yapıta güzel demek yeterli olmuyor çünkü güzelde nicelikler belirleyici olur,yüce her zaman nicelikseldir.Güzelin verdiği haz arıdır,yücenin verdiği haz karışıktır.Yücenin bir kuruluş bir gelişim evresi vardır.Güzel her zaman doğrudan doğruya algıda kendini gösterirken yüce algıdan sonra kendini kendini gösterir.Savaş ezgi şiirini okurken takılıp kalıyor insan.Normal gelen dizeler düşününce birden renkli bir hale geliyor.Atlayıp geçemiyor insan.Örnek verirsek
Bir mezara avuç avuç atılan
Toprak gibi gelen karanlık
Bir mezar taşı gibi
Kapandı üstlerine
Bu dizeler güzelden öteye usu harekete geçiren dizeler.Yoğun bir düşünce kaplıyor insanın içini.Güzelde anlık ve imgelem tam bir uyum içindeyken yücede böyle bir uyuşum söz konusu değildir,ayrıca yüce her zaman imgelemi zorlar.Kaynağı aynı zamanda dışta olan güzel,nesnel olarak belirlenen bir şeyken,yüce öznelliğin bir ürünü olarak ortaya çıkar.Altın suyu çiçeğine baktığımız zaman bunu kesintisiz olarak görüyoruz.Yüce nesneden değil ruhtan gelir.Bu yapıtta ruhun bütün her şeyini görebiliyoruz.Savaş ezgişnin ruhunu tüm çıplaklığıyla görebiliyoruz.Seyithanın saflığında sevgiye bakışında bunu net olarak görebiliyoruz.Tüm duyu ölçülerini aşan ruhun yetisinin bir göstergesidir savaş ezginin şiiri.Dizeler arasına ruh saklanmış bu nedenle kanlı ve canlı bir şiir.Sanki bir dostla bir arkadaşla sohbet ediyormuşsunuz izlenimi bırakıyor.Ya da bir sahilde ya da bir dağ başında bir ateşin etrafına toplanmış sohbet ediliyoR.Yukarıda dengbej söylemini ön plana çıkaran arkadaşa katılıyorum.Dengbejleri Dinledim evet.Savaş ezgiyi çağdaş bir dengbej olarak düşünüyorum.Kant yüce bazen matematiksel büyüklükte bazen de güçlükle ilgilidir der.Altın suyu çiçeğinde bu matematiği bilinçli bir şekilde kullanıldığını görebiliyoruz.Yüksek dağlar karşısında duyduğumuz yücelik duygusu matematiksel,gök gürültüsü çakan şimşekler karşısında duyduğumuz yücelik duygusu güçseldir.Yücenin bizde uyandırdığı heyecan güzelden ayrı olarak ayrı olarak,ciddilikle hatta acıyla belirgindir.(Gökte bulutsu büyük ayı takım yıldızı,düşmüydüler gerçekmiydiler,kadınlar gelinlikle çıktıkları baba evine kefenle dönerlerdi)Bu nedenle savaş ezgi şiiri saygı duygusu yaratır,onu olumsuz hazzzın kaynağı olarak görebiliriz(göç acıları ve psikolojik travma)savaş ezgi estetik yargıların evrenselliğini metafizik belirlenmelerin görünmez güçlerinde (Altın suyu çiçeğinin kılıca dönüşmesi ve metafizik bir boyuta yükselmesi)aramaktan çok insan bilincinin ortak özelliklerinde bulmaya çalışmak elbette bugün bize çok daha gerçekçi görünmektedir.yazımı noktalarken şunu söyşlemeden geçemiyeceğim.Gerçek güzeli her zaman dopğanın dışında,sanatta aramak gerekir.Ellerinize ve beynine sağlık savaş ezgi
Bağlantı

2008-05-06 10:48:41 - TRAJEDİ

Yazan: Sanat Tarihçisi
Her şeyden önce Vecihi Timura teşekkür etmek gerekiyor.Savaş ezginin böyle bir kitabı olduğunu bilmiyordum.Sadece boran fırtınası çalışmasını ve bazı şiirlerini biliyordum.
Kitabı aldıktan sonra çok farklı bir zenginlik gördüm.Şiirimiz günlük yaşamın ayrıntısında boğulu bir haldeyken birden şiirimizden fışkıran bir baharı bir destanı Altın suyu çiçeği ile karşılaştım.Bu da bende kendinden geçişi ve mutlu olmayı getirdi.Vecihi hocaya katılmakla birlikte gözden kaçırılmaması gereken bir şey var altın suyu çiçeği şiirinde.Göç.Evleri yakılan ve göç etmek zorunda kalan insanların yaşadıkları.Köylerini ve topraklarını bırakıp şehire göç eden insanların yabancılaşması.Yani TRAJEDİ.
İnsanlar iyi ya da kötü oluşlarıyla ayrılırlar.Sanatçının işi hem iyi hem kötü insanı anlatmaktır.Sanatçı ayrıca ortadaki insanı,ne iyi ne kötü olan insanı da anlatacaktır.Trajedi daha çok iyilere,komedi kötülere öykünür.Komedi gülünç olanada öykünür.Gülünç olan soylu olmayandır.Trajedi soyluyu öykünür.Bu yüzden onun yapısı komedininkinden farklıdır.Trajedide olay güneşin doğuşuyla batışı arasında geçer.Trajedi ahlak yönünden ağırlık taşıyan başı sonu belli bir devinimin öykünüşüdür.Trajedinin görevi,uyandırdığı korku ve acıma duygularıyla insanların ruhunu arındırmaktır.Şiirin kahramanı seyithanın ejderhanın zehirine bulandıktan sonra diclede yıkanıp zehirden arınması gibi.
Altın suyu çiçeği destanına baktığımız zaman Seyithanın şafak vakti kaçaktan gelip dağlarda güneşin yükselmesiyle köyüne gitme serüveni başlar.Diğer taraftan Göç edenler saatlerdir yollardadır.Sabah ve akşem ve arada anılara geri dönüş.Altın suyu çiçeğindi okurken sanki bir film izliyormuşsunuz duygusuna kapılıyorsunuz sürekli hareket vardır.Nehir kumunda yiyecek arayan turuncu gögüslü güneş kuşu ardıçlar bir durağanlık değil sürekli hareket vardır.Betimlemeler durduğu anda içsel bir yolculuk başlıyor anılarla.Okuyan yada bu filmi izleyen sıkılmadan dizeden dizeye atlıyor.
Trajedinin altı öğesi vardır.Olay,karakterler,dil,düşünceler,dekorlar,müzik.Bu altı öğenin altısı da önemlidir.Trajedide tek tek kişilerin öykünmesi önemli değildir,kişilerin hep birlikte sürdürdüğü yaşamın öykünülmesi önemlidir.Bu bağlamda Savaş Ezginin yazdığı Altın suyu çiçeği destanını inceleyelim.
OLAY:Güneydoğuda devam eden olaylardan dolayı evleri yakılan ya da zorla göç ettirilen insanların yaşadıkları vardır.Bu göçün sonucu parçalanan ailelelrin ve bireylerin parçalanan psikolojisi ön plana çıkıyor.Bu bağlamda Savaş Ezgi insanoğlunun tarih boyunca yaşadığı göç olayını ve getirdiği acıları çok yalın bir dille anlatıyor.
KARAKTERLER:Kitabın kahramanı Seyithan.annesi,babası.eşi,çocukları ve köyü.Onların nezdindede bütün bir coğrafyayı anlatan karakterler geçiyor destanın içinden.Seyithanın atını ucuza kapatmaya çalışan cambaz ve seyithanın kirvesi.
DİL:Savaş ezgi bu destanda çok yalın bir dil kullanıyor.Sözcükler imbekten süzülmüş.Çok arı ve yalın.Halk değimleri,türküler,maniler, bilmecelerin dilini kullanıyor.Sözcük sayısına baktığımızda çok geniş bir sözcük dağarcığı olduğu görülüyor.Savaş ezgi klasik söylemleri o kadar zengin bir hale getiriyor ki şaşırmamak elde değil.Günlük yaşamda sık sık kullandığımız bir çok sözcük onun şiirinde bir anda çok zenginleşmiş ve imge kıyafetini giymiş halde karşımıza çıkıyor.Toprakta yetişen tek şey rüzgardı.Kuş konacak damları yoktu.Düşmüydüler gerçekmiydiler bozkır hayalet görmüş gibi diken dikendi gibi.İmgeler dilde çok büyük bir zenginliğin olduğunu gösteriyor.
DÜŞÜNCELER:Her şeyden önce Altın suyu çiçeğinde ki kahramanlar sürekli bir düşünce halindeler.Trans bir halde sürekli geçmişe olan özlemlerini vurguluyorlar.Kitabı okuduğumda bende uyandırdığı ilk izlennim matematiksel bir kurgu oldu.Savaş ezgi sanırım bunu bilinçli bir halde yapmış.Bu kitapta göç eden insanların psikolojisi çok nefis ve net şekilde anlatılmış.Ana temel düşünce göçün getirdiği yıkımlar.Savaş Ezgi kahramanların bilinçaltını birden bire açmıyor.Mutlaka kahramanların bilinçaltını harekete geçiren bir olaylar iznciri başlıyor.Örneğin sabırsızlanan seyithan ovaya inmek istiyor ama birden acele ettiği aklına geliyor. Gündüz vakti ovaya inen arkadaşlarının ''gençliklerinin tam ortasında ömürlerinden indirildikleri''bilinçaltından bir tokat gibi çıkıyor.Kur yapan erkek toy kuşunu gördüğünde eşiyle sevişmeleri fırlıyor bilinçaltından.Atını satmak zorunda kaldığından dolayı atıyla geçmişte yaşadılkları geliyor akla.Babası ise üzüm yetiştirdiği topraklardaki günlerini sürekli hayal ediyor.Annesi sıcak bir çorbayı.Bunlar daha çok çoğaltılabilir.
DEKORLAR:Yukarıda da belirttiğim gibi.Savaş ezginin tüm şiirleri birer sinema platosu gibi.Çok zengin bir dekora sahip.Daha Altın suyu çiçeğinin ilk girişinde atların nal sesleri ile karşılaşırız.Sahne birden bire bir bozkıra açılır.Kamera yavaş yavaş dağlara yönelir.Dağlarda yetişen ardıçlara,Soğuk bir rüzgarın sesi gelir,ve dicle nehri,''çalımlı acar,hırçındır sular dar gelir dağlara köylüler incecik teller alıp dikerler yırtıklarını toprağın.Destabn boyunca göç eden kadınlar çıkar sahneye.Dekorları ise arka planda yağmur ve bozkırın ıssızlığı ve geçtikleri korucu köyleri.
Kadınlar gelinlikle çıktıkları baba evine
Kefenle dönerlerdi.
Şimdi ne gidecek ne de geri dönecek yerleri vardı
Kuş konacak damları yoktu
Bir kuş yuvası kadar yerleri
Gökte bulutsu büyük ayı takım yıldızı düşmüydüler gerçekmiydiler
Bozkır hayalet görmüş gibi diken dikendi.
Dekorda gökyüzüde var yıldızlarda.Toprakta (sahnede)dikenli küçük bitkiler.Şehir dekorunda ise öncelikle hayvanların alınıp satıldığı hayvan pazarı ve seyithanın evi var.evin ayrıntısı yok ama kamera bize yine gökyüzünü gösterir.
Bir ay doğdu geceden
Elinde ki bıçakla dilimledi ayı seyithan
Bir diliminide geceye bıraktı.
Dizeleri bize yine dekorda gökyüzünün olması gerektiğini gösteriyor.
Çocuklar ki esmer bir buğday tanesi
Sarışın bir bozkırın saklandığı
Kamera bizi öyle bir sarsarki bu sahnede şehrin çöplerine zoom yapmıştır.O çöplüklerde ekmek arayan çocuklar sarsıyor insanı.Gerçekten çok zengin bir dekor kullanmış savaş ezgi.Bir filmden fazla görsel malzeme var.Bu nedenle şiir hiç sıkılmadan bir nehir gibi akıp gidiyor gözlerimizden.
MÜZİK:Savaş Ezgi şirinde anlayamadığım çözemediğim bir sır saklı.Dizeler ve imgeler kendinden müzikli.Sanki mezopotamyada tanrılar şarkı söylüyorlar.Ya da bir ayindeymişçesine müzik ve şiirler tanrılara adak adıyorsunuz.Sanki bir sunakta bir tapınakta müzik dinliyorsunuz.İmgeler dizeler boyunca notalar gibi sürekli bir tını taşıyorlar insana.Antik çağda sümmerlerin zigguratlarında ya da mısırın bir tapınağında,Hasan sabbahın alamut kalesinde bir ritüelde bulunuyorsunuz sanki.Ama en önemlisi daha destanın girişinde bir uzun hava sarıyor insanı bir coşku karşılıyor insanı.Bir dengbej cudi dağlarına oturmuşta Altın suyu çiçeği destanını anlatıyor hissine kapılıyor insan.Bir yaban yaşam ve portede notalar değilde asil atlar koşuyor sanki.İmgeler bir senfoninin en önemli parçası gibi alıp götürüyor insanı.

Trajedi yazarının işi olanı değil olası olanı anlatmıktır,Olabiliri ortaya koymaktır.Tarih yazarı nasıl olanı anlatmakla yükümlüyse,olasının alanında iş göremezse,söz sanatçısı da tersine,olanın alanında iş göremez.Trajedi bu bakımdan felsefeye yakındır,evrensele yönelir.Altın suyu çiçeği bir tek evleri yakılanları anlatmıyor.Dünyadaki tüm göç olaylarınıa tanıklık etmeye çağırıyor bizi.Tarih tek tek olayların anlatılmasıyla sınırlıdır.Trajedinin etkinliği sağlayan olağanüstülülüktür.Altın suyu çiçeğinde göç psikolojisi olağanüstü imgelerle anlatılıyor.Korku ve acıma duyguları ancak birden bire olan şeyler karşısında duyulur.Evlerin yakılması ve açlıkla karşı karşıya kalmak gibi.Yada kaçaktan gelen Seyithan karısının kollarını beklerken yanan köyünün ateşini koynuna alması gibi.Trajedinin yapısı yalın değil karmaşıktır.Ama savaş Ezgi o kadar duru anlatıyor ki olayları karışık değildi yalın bir şekilde görebiliyoruz.Seyithanın sahnede görünmesi ve birden bire köyleri yakılan insanlara geçisşi gibi.Trajedi yazarı ne erdemli kişileri mutluluktan mutsuzluğa düşürmeli,ne kötü kişileri mutsuzluktan mutluluğa geçirmelidir.Trajedi yazarı bunu göz önünde tutmadığı zaman korku ve acıma duyguları yaratamaz.Altın suyu çiçeği destanında bunu çok yoğun görebiliyoruz.Mutsuzlukla başlıyor mutluluk ise sadece düşlerde oluyor.Bu nedenle sürekli bir yerleri acıyor insan okurken.Seyithanı sarmak istiyor insan.Onunla ekmeğini bölüşmek istiyor okuyucu.Ayrıca kötü bir kişinin mutluluktan mutsuzluğa düşmüş gösterilmesi de yanlıştır,böyle bir durum adaleti karşılasa da korku ve acıma uyandırmaktan uzak kalacaktır.
Yazımı burada tamamlarken Savaş Ezgi size bir şey sormak istiyorum.Sizin boran fırtınasından sonra bir kaset çalıışmanız oldumu?olduysa kiminle ya da hangi grupla.Şu anda üstünde çalıştığınız bir yapıt varmı.Bunları merak ediyorum.Ve şunu eklemeden geçemiyeceğim.Siz ön planda olmayı sevmiyorsunuz sanırım.Ama sizi sevenlere haksızlık yapıyorsunuz.Bu kadar alçakgönüllülük sanatta olmamalı.Son olarak Altın suyu çiçeği destanının enfes dizelerinden olan son sayfadaki şiiriyle bitirmek istiyorum.

Haberimin getirdiği fırtına
Sağnağa dönmesin yanakların da
Küs
kırık
Yaslı
Ellerin yanında gögsün geçirme
Gülüm aman aman aman
SAÇINDAN BİR TEL GÖNDER
KEFENİM DİKİLİRKEN.
Saygılarımla
Bağlantı

2008-05-05 16:35:40 - ŞİİR VE SÖYLENCE

Yazan: VECİHİ TİMUROĞLU
Özellikle bunalım dönemlerinde,şiiri,toplumsal işlevinden,dolayısıyla toplumdan uzaklaştırmak,yaşamdan koparmak,çok eski bir gelenektir.Böyle dönemlerde,şiir,bireysel beğeniyi besleyen bir işlev kazanır.Böyle de olsa,şiir,kendi öğelerini dışlamamalıdır.Kimi de,toplumcu ileti uğruna dışalnır şiirin öğeleri.Örneğin Mehmet Emin Yurdakul,toplumla bağ kurmak gibi bir ülküyle yola çıkmış ve yazınımızda kendisine bir yer edinmiştir.Ne ki,bu yer,şiir tarihinde bir yer değildir.Ancak,şiirimizin yeni yönü açısından bir işlevi vardır.bu şiirin.Yurdakul,şiirin öğelerinden tümüyle habersizdir.Kaldı ki,toplumcu olmanın ötesinde,toplumsalcı bir anlayışla da şiir yazılabilir.Toplumsal yaşamın yansımasını,öğretisel bir yordamla da,şiirin öğelerine saygılı olarak yapabilirsiniz.Rıfat Ilgaz,Enver Gökçe,şiirin öğelerini yadsımayarak yapmışlardır bu işi.Demem o ki,şiiri,dünyayı değiştirmenin bir aracı olarak,onu toplumdan uzaklaştırmadan yazabilirsiniz.Şiir,yaşamı ve toplumu değiştirmenin doğrudan bir aracı olamaz,ama toplumu değiştirmeye çalışanlara itici güç olur.

Elimizdeki bu kitap savaşın İLK YAYINLADIĞI YAPIT.Bir söylenceyi kendi yaşamıyla bütünleştirmiş.Söylencenin adlandırılmış kişisi seyithan,toplumsal çatışmaların sonunda toplumsal yaşamdan koparılmış,kendi özüne yabancılaştırılmıştır.Onu kendi özüne ve toplumsal yaşama yabancılaştıran ana neden,toplumsal bir gerçektir.Açlık.Öyle ki,toplumun feodal bağlarının çözemediği bölgelerde çok önemsenen varsayımsal akrabalıkların en önemlisi kirveliğin öğelerine bile hayınlık ediyor.Seyithan.Kirvesinin ona sünnet armağanı olan atını,açlığın etkisiyle,bir at cambazının oyunlarına kanıp satıyor.Soylu atını,bir at arabasına koşulmuş görünce,benliği sarsılıyor.Seyithan,bu acıdan sonra tüm yaşam sevincini ve gücünü yitiriyor.Bu aşamada tüm kötülüklerden arınmanın savaşımına giriyor.

Şiirin kahramanı seyithan,yaşamdan kopunca,kendisini ölümün karanlığında duyumsayan gerçek bir kişi olarak sürdürüyor yaşamını.Onu kendisinin bilincine kavuşturan altın suyu çiçeği söylencesi oluyor.Seyithan yitirdiği toplumsal yaşamı mı,yoksa yeniden yaşam savaşımı gücünü mü arıyor?Kökendeki soru bu.Altın suyu çiçeğini bulduğu yer çok öenmli.Kara Amidin(Diyarbakır) Ben_u_sen(ulubeden,evli beden)Burcunda bulunan iki arslan kabartmaya varıyor.Seyithan.Bu arslanların bakışlarının kesiştiği noktada,gecenin karanlığında buluyor altın suyu çiçeğini.Altın suyu çiçeği ne Seyithanı götüren bir istençtir.Bu istenci,yendien savaşım istenci olarak niteleyebiliriz.Çünkü aranan nesne,yeniden savaşım gücüdür.Aranan nesnenin bulunduğu,seyithanı götüren bir başka nesne yoktur.Kendi iç dinamiğidir onu götüren,bu yolculuğa çıkaran.Aradığı gücün nesnesi de Altın Suyu Çiçeği dir.Ejderha,çocukluğunun geçtiği büyülü Bırklin mağaralarında yaşamaktadır.Bir solukta yutar bırline gelenleri ve karşıtı olmayan bir ağıyla eritir onları.
Savaş ezgi,amaca bir an önce ulaşabilmek için,serüvenin yolculuk bölümünü atlıyor.Bu da,bilinçli bir kurgunun ürünü olarak görülüyor.Bağlantılara baktığımızda,bunu kolayca anlayabiliyoruz.Amaca bir an önce ulaşabilmek için,böyle bir yöntenm kullanıyor.Birden ulaşır amaca.Ben_u_sen burcunun seçimi de bilinçlidir.Altın Suyu Çiçeği söylencesi,Bu burçla ilgilidir.Artukoğulları tarafından,1208-1209 yıllarında yaptırılan Ulu Beden burcu,Kaara Amidin surlarında,yüksekliği ve büyüklüğpü bakımından,en görkemli burçtur.Anıtsal bir görüntüsü vardır.Bu yüzden ULU BEDEN adını almıştır.Şiirin kahramanı Seyithanın eski savaşımcı kişiliğine kavuşması için aranan nesnenin burada bulunması,Ben_u_sen in seçilmesine yardımcı olmuştur.Amacın yüceliği de etkendir.Aranan nesneyle,güdülen amacın doğru orantılı olduğunu söyleyebiliriz.Karanlıkta,iki yalım ışık halinde kesişen arslanların bakışları,yüce amacın nesnesi olan Altın Suyu Çiçeğinin açtığı yerdir.

Yüce amaca kavuşmak için bırklin mağaralarının bekçisi ejderhayı öldürmek gerekiyor.Ejderhayı öldürmenin yolu,büyülü durumu ortadan kaldırmaktır.Altın Suyu Çiçeği dir ejderhayı ortadan kaldıracak araç.Altın Suyu Çiçeği koparıldığı an,altın bir kılıca dönüşür.Kılıç,iki el tarafından enlemesine tutulmalıdır.Bırklin mağaralarına varan her canlıyı,ejderha bir solukta yutar.Ejderhanın karnına giren kişi,ejderhanınağısı(zehiri) ile ağılanır ve erir.Kişi,ağının etksinden kurtulmak için ejderhayı içerden vurduğu bir darbeyle,ağzından kuyruğuna değin ikiye biçmelidir.Bu da altın kılıçla olanaklıdır.Seyithan,bu işi başarır.Ejderhanın özel ağısından arınmak için Dicle de yıkanması gerekir.Arınmanın kaynağı Dicle ve Diyarbakırdır.Diyarbakır,insan sevgisi üzerine kurulmuş tarihsel ekinin kentidir.Diyarbakır da insanı her kötülükten kurtaracak ekinsel birikim vardır.Şiirin kahramanı seyithan,ejderhayı ağzından kuyruğuna dek ikiye bölünce hemen dicleye koşar ve yıkanır.Artık tüm kötülüklerden arınmış ve evrensel insan sevgisine kavuşmuştur.Önce,kendisinin bilincine varmıştır.Kendisinin bilincine varmanın tek yolu da,önce özüne saygıyı kazanmaktır.Özüne saygıyı kazanan Seyithan,evrensel barışa ve toplumsal gönence katkıda bulunacak toplumsalcı savaşıma hazırdır artık.

Savaş Ezgi,sınırlı bir bütünleşmeyi önermiyor bize,koşulsuz ve sınırsız bir bütünleşmeyle kötülüklerden arınabiliriz.Dicle ve Diyarbakır,bu birikime sahiptir.İnsanlığın en eski yaşam biçimleri,Dicle vadisinde oluşmuştur.TARİHSEL BİRİKİME SAYGI GÖSTERDİĞİMİZ ZAMAN,EVRENSEL BARIŞI YAKALAMAMIZ KOLAYLAŞIR.Diyarbakır ve Dicle ekini.

Hepimiz biliriz ki,şiir,toplumsal beğeninin ürünü olarak doğmamıştır,ama gelişim sürecinde özellikle anlıksal(zihinsel)bir ürün olarak algılanmış,bireysel beğeniyi beslemiştir.Ancak şiirin işlevi,toplumsal araç olmasıdır.Çünkü toplumsal araç olarak doğmuştur şiir.Yazının henüz bulunmadığı çağlarda,şiir,toplumun belleği olmuştur.Dilin içsel gelişimine katkısı ise tartışılmaz.Anadolu da,özellikle Kars yöresinde,hala geçerli olan Aşık Atışmaları bize,şiirin başka bir işlevini gösteriyor.Bireysel gibi görünen törel uzlaşmazlıkları,söz ile çözümlemek.Bu durum,bireysel atışma biçiminde algılansa bile,tartımı(ritim)güçlendiren sözleri incelediğimizde,atışmanın,bireysel sorununu.toplumsal uzlaşmazlığı ortadan kaldırarak çözümlemek istiyor.Savaş ezgi şiirin bu damarını güçlü bir biçimde yakalamış.Şiiri,tam anlamıyla,toplumsal bir araç olarak kullanıyor.Yıllarca özümsenemeyen EVRENSEL KARDEŞLİK sevgisini,kendisiyle atışarak yakalıyor.Bir önemli tutumu da,ekinsel varlığıkoruma çabası olarak görünüyor.Kuşkusuz,kapitalist burjuva toplumunda,Dicle ekinini korumak olanaksızdır,ama böyle yapıtlarla bu varlık geleceğe aktarılabilir.Altın Suyu Çiçeği söylencesi,bu işlevini başarıyla yapıyor.

Sırası,gelmişken,Şevket Beysanoğlu yu saygıyla analım.O büyük insan,Diyarbakırın tarihsel varlığını,gelecek kuşaklara armağan etmek için harcadı yaşamını.Ona yardımcı olan bilim ve düşün adamlarıyla yazarları da saygıyla anmamak olanaksızdır.

Savaş ezgi,bu yapıtında öz yaşamdan yola çıkıyor.Bu yaşantının tinsel hamuru,Diyarbakır ekinidir.Kurguyu,yukarıda özetledik.Kişisel tutkularıyla,toplumu çökerten açlığa bireysel çözüm arayan Seyithan,yeni düzenin sömürücülerinin oyununa gelerek özünü yadsıyor ve topluma yabancılaşıyor.Sonunda kötülüğü yenip arınıyor.Gördüğünüz gibi,şiir,bir söylenceyi kurguluyor.Masalsı bir deyişi egemen kılmaya çalışmış savaş ezgi.Bir Diyarbakır söylencesini temel almış.Ulu beden (Ben-u-sen)burcundaki karşılıklı bakışın iki aslanın (kabartma)bakışlarının kesiştiği yerde,Hıdırellez gecesi,bir çiçek açarmış;Altın Suyu Çiçeği.Altın Suyu Çiçeği,gece yarısı açar ve şafakla birlikte solar.Çiçek açarken,iki yalım ışık,bir noktada kesişir.Çiçek tam bu noktada açar.Altın suyunu,nardin ya da yabanıl yoncanın çiçeklerinden ayıramazsınız.Boynu bükük menekşenin yanında mor menekşe rengidir.Oysa,bütün çiçeklerden farklıdır ve tek bir köktür.Yılda bir açar.Bu çiçeği kopardığınız anda,çiçek altın bir kılıca dönüşür.Başka bir söylenceye göre de arslanların bakışlarının kesiştiği yerde,dünyanın en büyük hazinesisaklıdır.Arslanlar,o hazineyi imliyorlar.O hazineye dokunanları parçalarlar.Çocukluğumda,o arslanların bakışlarının kesiştiği noktayı kestirip kazı yapan çok kimseyi duyardım.Kimi,hazineye ulaşan başarılı kazıcıların olduğunu,ama hazineyi almaya kalktıklarında arslanlarca parçalandıklarını bile söylerlerdi.

Savaş Ezgi,arslanların bakışlarının kesiştiği noktada hazine aramıyor.Altın Suyu Çiçeğinin açtığı anı bekliyor ve çiçeği koparıyor.Evrensel bir değere varmak için koparıyor çiçeği.Altın kılıca dönüşen Altın Suyu Çiçeğiyle,Ülkeyi tüm kötülüklerden arındıracak.Şiirin kahrammanıSeyithan yeniden savaşım gücüne kavuşuyor ve kötülüklerden arınıyor.

Söylencenin şiirsel yükü,yalın betimlemelere dayanan tartımlı deyişlerle güçlenmiş.Özellikle betimsel deyişlere yaslanıyor.Söylenceyi sarsmak istemiyor.

Sistir,dumandır,buzuldur
Rüzgar dokunsa yırtılır.
Keskin,Sivridir laciverdi kayaları.
Kurşunun soluğu yetmez tırmanmaya
Mavi erguvan doruğuna.
Adım atmaz kelimeler,
Harfleri kar tutar.

Burada laciverdi kayaları kurşunun soluğu yetmez tırmanmaya gibi deyişlerde,Ahmet Arifi anımsamamak olanaksız.Ne de olsa savaş Diyarbakırda büyümüş.Yer yer yerel deyişlerede rastlıyoruz.
Baharın geçilmez nazından
Dağların.

Burada baharın sözcüğü adın de durumunu karşılayan bir belirteç(zarf)gibi kullanılmış.Diyarbakır ağzında adların de durumu için böyle kulanışlara rastlanır.Baharın gelirim dediğimizde baharda gelirim anlaşılır.Burada da,baharda geçilmez nazından denilmiş.Kuşkusuz,şiireezgisel bir katkıda bulunuyor bu deyiş.Bir yandan da,gerçekliği destekliyor.

Bozkır hayalet görmüş gibi diken dikendi.
Balık izine döndüler.
Bu dizelerde,gerçeklikten edinilen izlenimlerin dönüşüme uğratılması görülmüyor,salt ruhsal bir tepkime görülüyor.Karşıt imgeler de,aynı kullanımı görüyoruz.
Rüzgar,
Ardıçların salkım salkım döktüğü maviyi
Demetleyip saçıyordu.

Duyu örgenlerinin tepkisel davranışı ağır basıyor.Bir de,bir nesne,demetleyip saçılmaz.Türkçenin anlatım gücünü,yeni deyiş uğruna sarsmak,şair için tehlike yaratabilir.Örneğin Aşeren karısına getirdiği bir dal hatun parmağı koruk üzüm ve çocuklarına getirdiği delikli şekerler döküldü avuçlarından,cümlesinde yeni söyleyiş biçimi uğruna Türkçe sarsılıyor.Hatun parmağı bir üzüm çeşidi cinsidir.Aşeren kadınlaran koruk(ekşi)düşkünlükleri bilinir.Bir saptama,eşiyle ilşkisi üst düzeyde bir insanı belirtmesi bakımından güzel ama bir dal koruk tamlama öbeği şairin dilini zedeliyor.Türkçe de bakka tipi yemişleri olan bitkilerin yemişleri(çiçekleri de)salkım sözcüğüyle belirtilir.

Savaş ezgi,özdeksel dünya görüşünü şiirde eritmeyi başarılı biçimde yapıyor.Zaman zaman,insanı hayranlıkta bırakacak hiperbolik imgeler kullanıyor.Özdeksel varlığı özdeş olan iki olguya sabit bir yaklaşımla bakabiliyor.

Bir ağırlık yapan canları kalmıştı üzerlerinde.
Onu da bıraksalar kurtulacaklardı.
Taşıyamıyorlardı.
Açlıktan kırılanların yaşamla ölüm arasındaki değişmez duruma,aç insanların yaklaşımı özdeştir.Savaş Ezgi bir çok yerde bu deyişi başarıyla sürdürüyor.
Bütün bu özellikleriyle,Altın Suyu Çiçeği,şiirsel yükü ağır bir söylence.Şairin yeni yapıtlarında Seyithanın tüm kötülüklerinden arınacağını biliyoruz.Tartımı ile,imgelem gücüyle,öğretisel bakışının sağlıklığıyla.Savaş ezgi şiir dünyamız için iyi bir ışık.
Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Son Yazılarım

MAHŞER...ÜLKÜ GÖKSU (SETH).. SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:
ALTIN SUYU ÇİÇEĞİ DESTANI'NDAN SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2
UNUTULAN YENİÇERİ...SUNAY AKIN...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 S
İKİMİZİÇOKÖZLEDİM...HÜSEYİN YÜK ...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:
DOSTA NAZAR...SERPİL AKKAYA....SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SA
Dostoyevski ve Felsefe...DİREN YARDIMLI...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞ
ŞİZOFREN BOZUKLUKLAR...DR.OSMAN KAUR BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
KUANTUM FELSEFESİ VE MUTLULUK...CENGİZ ÖZDER ...SAVAŞ EZGİ YIL:2
BİR ŞİZOFREN'İN GÜNLÜĞÜNDEN KANAYANLAR...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ
DRAMA...HULUSİ GEÇGEL..SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
SUSTUM....TAYİBE ATAY...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
spinoza..KEMAL DÜZ
MODERN TÜRK ŞİİRİ NEREYE?...HAYRİYE ÜNAL...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞI
ŞİİR İÇİNDE NOTALAR...ŞEYDA BOSTANCI...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI
ŞİZOFRENİK BOZUKLUKLAR...PROF.NEVZAT YÜKSEL...BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2
EYLÜL ÜSTÜ AYRILIĞI...EMİNE DENİZ...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:
SONBAHAR YAĞMURLARINDA BABAM...CİMCİMEDA..SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞ
SUSKU....ASLI ŞAHİN...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
SONBAHARDA KÖREBE...GÜVEN TUNÇ...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 S
ÜŞÜYEN BİR SONBAHAR DEFTERİMDE SARI...KORAY FEYİZ....SAVAŞ EZGİ
KANADI KIRIK TURNA...NURİ CAN...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SA
Uzakları Yakın Et, Gel Artık!....BİLGE TANYUKUK..SAVAŞ EZGİ BİLİ
KIRIK AYNALAR..MÜNİRE DANİŞ....SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAY
ŞİZOFRENİ...EZEL GÜREL...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
BAYAN ŞİZOFREN...DUYGU ÖZBEK...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAY

Kategoriler

Arkadaşlarım

burcuyalkin