Kültür Sanat ve Edebiyat dergisi

29/4/2008 - 3/5/2008 - BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:13 SAVAŞ EZGİ MAYIS:2008 SAY

Kategori: oyku

 

ELİF BENGÜ

 

 

 

                                 ŞİMDİ DÜŞ ZAMANIYSA...

 

        Puslu, yağmurlu bir hava... Gri-beyaz bulutlarla örtülü gökyüzü... Denizin rengi maviden yeşile değişip duruyor.

Durduğun yer eski bir kıyı kasabasının küçük limanı... Kayıklar rüzgarın etkisiyle sallanıp duruyorlar dalgalı denizin üzerinde... Martılar tuhaf bir telaşı yine tuhaf bir durgunlukla taşıyorlar oradan oraya... Solunda kasabanın küçük pazarını görüyorsun. Balık, sebze ve meyve satan sarı yağmurluklu, sarı çizmeli bir sürü adam üzerlerine gerdikleri tentenin arasından ince bir telle sarkan sarı ampulün ışığında birbirleriyle şakalaşıyorlar. Siyah şallı yaşlı kadınlar ara sıra katılıyor onların bu şakalarına... Ve hepsinin arasında bitmeyen bir alışveriş...

Sağında, biraz ileride, küçük bir balıkçı lokantasından inanılmaz derecede hüzünlü bir şarkı yükseliyor... Taş plağın hışırtısını taa oradan duyuyorsun sanki... “Böyle bir kara sevda, kara toprakta biter...” Deniz insanının kara toprağa hüzünlenmesi garibine gidiyor. Dönüp dikkatlice bakıyorsun, şarkıyı senden başka hiç kimsenin duymadığını anlıyorsun. Siyahlaşmış dişleri, buruk gülüşleri, avuçlarının çatlaklarına sinmiş deniz hikâyeleriyle bu adamlar şarkıya inat gülüyor... Sonra lokantanın ışıklarını fark ediyorsun. Sarı, yeşil, kırmızı... Kapının önüne çatılmış kütüklerin üzerindeki ağları... Ve en sonra balık kokusu geliyor burnuna... Şöyle bir iç geçirip gözlerini kapıyorsun. Deniz kokusunu, balık kokusunu, eskinin ve yalnızlığın, dinmişliğin ve akşamın kokusunu tekrar tekrar çekiyorsun içine... Biri orada öl dese, seni buraya, tam bulunduğun noktaya gömeceğiz dese, ölmeye ancak bu kadar istekli olursun.

Kazağını delip geçen rüzgâra, yanaklarını kese kese kızartan soğuğa aldırış etmeden, çok eski zamanlarda kocasını denize vermiş bir kadının her şeyi kabullenmiş dinginliğiyle uzunca bir süre duruyorsun orada... Artık sesler, renkler, yağmur, rüzgâr hepsi birbirine karışıyor. Sen bir martı olup uçuyorsun gökyüzüne... Kasabanın arkasındaki dağlarda, ormanın uçsuz bucaksız yeşilliğinde, denizin en karanlık derinliklerinde, yavuklusunu balığa göndermiş genç kızların ümitlerinde, balıkçıların en çok güldükleri fıkralarda, vurgunlarda, özgürlüğün üzerinde kanat çırpıyorsun.

Geldiğin şehir, geldiğin karmaşa, geldiğin yalnızlık arkanda kalıyor. Çok gerilerde bir yerde... Adını bile anımsayamadığın bir ülkede kalıyor anlamsız iç savaşların. Yüreğin büyüyor, büyüyor... Kanatların bu kasabayı, bu şehri, bu ülkeyi, bu kıtayı, bu dünyayı, bu evreni kaplıyor artık. Gülümsüyorsun. Dünyaya, yaşama ve kendine bir kez daha dönüp bakıyor ve “ Hoşça kal ey anlamsız savaş... Ben gidiyorum ve bir daha asla dönmeyeceğim!” diye mutluluk çığlıkları atıyorsun... Çocuklar koşuyor aşağıdaki vadilerde... Sana koşuyorlar... El sallıyorlar... İnsanlar gülüyor, gülüyor... Sen bir martı gökyüzünde, özgürlüğünde üstünde... Uçuyor, uçuyorsun!

Limanda gözlerini tekrar açtığın zaman yanı başında kıvırcık saçlı, teni güneş renginde, yağmur gözlü bir çocuğun sana bakarak gülümsediğini görüyorsun. Sen de gülümsüyorsun. Elini uzatıp minicik ellerini avucunun içine alıyorsun. Birlikte kumsala inip oyunlar oynuyorsunuz. Deniz, sen ve küçük çocuk... Akşam kuytulara iyice yerleşince yine birlikte (deniz, sen ve küçük çocuk) o balıkçı lokantasında kara toprağa yazılmış ve artık senin de hiç mi hiç duymadığın hüzünlü şarkıların eşliğinde ellerinden damlaya damlaya yağları, balık ekmek yiyorsunuz... Ve sonra Ege şarkılarıyla demlenmiş bir sıcak çay içiyorsun ince belli bardakta. Nem gözlerini yaşatıyor, camlar buğulanıyor...

Gece. Kasabanın orta yerinden kalkan otobüsle geri dönüyorsun. Sabah eve vardığında saçlarındaki deniz yıldızını tutup duvara asıyorsun. Her baktığında pırıl pırıl parlıyor... Her baktığında gözlerin ışıldıyor...

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Son Yazılarım

MAHŞER...ÜLKÜ GÖKSU (SETH).. SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:
ALTIN SUYU ÇİÇEĞİ DESTANI'NDAN SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2
UNUTULAN YENİÇERİ...SUNAY AKIN...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 S
İKİMİZİÇOKÖZLEDİM...HÜSEYİN YÜK ...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:
DOSTA NAZAR...SERPİL AKKAYA....SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SA
Dostoyevski ve Felsefe...DİREN YARDIMLI...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞ
ŞİZOFREN BOZUKLUKLAR...DR.OSMAN KAUR BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
KUANTUM FELSEFESİ VE MUTLULUK...CENGİZ ÖZDER ...SAVAŞ EZGİ YIL:2
BİR ŞİZOFREN'İN GÜNLÜĞÜNDEN KANAYANLAR...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ
DRAMA...HULUSİ GEÇGEL..SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
SUSTUM....TAYİBE ATAY...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
spinoza..KEMAL DÜZ
MODERN TÜRK ŞİİRİ NEREYE?...HAYRİYE ÜNAL...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞI
ŞİİR İÇİNDE NOTALAR...ŞEYDA BOSTANCI...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI
ŞİZOFRENİK BOZUKLUKLAR...PROF.NEVZAT YÜKSEL...BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2
EYLÜL ÜSTÜ AYRILIĞI...EMİNE DENİZ...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:
SONBAHAR YAĞMURLARINDA BABAM...CİMCİMEDA..SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞ
SUSKU....ASLI ŞAHİN...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
SONBAHARDA KÖREBE...GÜVEN TUNÇ...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 S
ÜŞÜYEN BİR SONBAHAR DEFTERİMDE SARI...KORAY FEYİZ....SAVAŞ EZGİ
KANADI KIRIK TURNA...NURİ CAN...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SA
Uzakları Yakın Et, Gel Artık!....BİLGE TANYUKUK..SAVAŞ EZGİ BİLİ
KIRIK AYNALAR..MÜNİRE DANİŞ....SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAY
ŞİZOFRENİ...EZEL GÜREL...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAYI:15
BAYAN ŞİZOFREN...DUYGU ÖZBEK...SAVAŞ EZGİ BİLİNÇ IŞIĞI YIL:2 SAY

Kategoriler

Arkadaşlarım

burcuyalkin